Advert
BAŞKA İSTANBUL YOK!
SIRAÇ KOÇ

BAŞKA İSTANBUL YOK!

Bu içerik 384 kez okundu.

“Kadim şehirlerin en önemli güzelliği, ana karakterlerini kaybetmeden yeniyi bünyelerinde eritmesi, özlerinden katarak yeniden yoğurmasıdır. İstanbul bu açıdan gerçekten müstesna bir şehirdir. Ama biz bu şehrin kıymetini bilmedik, biz bu şehre ihanet ettik, hala da ihanet ediyoruz, ben de bundan sorumluyum.”
21 Ekim 2017’de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İstanbul özeleştirisi olarak kayda geçti bu ifadeler. 

Dünyanın en eşsiz lokasyonu, nadide şehirlerinden biridir İstanbul. 
Ancak yerel yönetimler, hükümetler ve inşaat şirketleri popülizm ve kar hırsı nedeniyle yok olmanın eşliğine getirdi bu kadim şehri. 
Yaklaşık 30 yıllık değişimine şahit olduğum İstanbul’a çevre ve şehircilik açısından  bu haliyle ancak koca bir “sıfır” verebilirim.

Geçmişte İstanbul denilince aklınıza ilk gelenleri sıralayın desem; Boğaziçi, Ayasofya, Sultanahmet, Galata kulesi, Beyoğlu, Topkapı Sarayı olarak sıralanırdı. 
Bugün sorduğumuzda alacağımız cevap; Zorlu AVM, İstinye AVM, Cevahir AVM, Trump AVM, Kanyon AVM vb. olacaktır sanırım. 

Sabancı, Koç gibi holdingler, prestij olarak gördükleri gökdelenlerin yüksekliğiyle yarışıyorlar. 
Bir yanda AVM’ler diğer yanda gökdelenler...
Aslında “modern gecekondu” olarak tanımlanabilecek bir silüet çıkıyor karşımıza. 
Hiçbir mimari standartı olmayan, park ve yeşil alan fakiri beton yığınları... Bağlantı yolları ve trafik altyapısı olmayan noktalarda yükselen bu gökdelenler, çalışanlar açısından işe gidiş ve işten çıkış saatlerinde tam bir kaos yaratıyor. 
Rüzgar yönünü değiştirmesi nedeniyle iklimsel değişikliğe bile yol açabilir ilerde. 
Kuzey ormanlarının da heba edilmesiyle nefes alamayan ve güneş görmeyen bir şehir olacak yakında İstanbul...

Maslak-Levent hattında başlayan gökdelenler Kartal, Maltepe, Ataşehir ve Kadıköy’e kadar uzanıyor. Ranta dayalı imar planları bugün İstanbul’u 121 gökdelen ile dünya sıralamasında 24. sıraya kadar çıkarmış durumda. 
117 Gökdelen ise son 16 yılda yapılmış ve yapılmaya devam edecek. 

Kentsel politika, şehirciliğin anahtarıdır aslında.
Şehir bilimci Castells’e göre kent, öncelikle ortak tüketim mekanlarıdır. Kollektif tüketimin yapıldığı ve işgücünün yeniden üretiminin sağlandığı mekansal bir birimdir. 
Yani işgücünün ertesi güne hazırlanması için gerekli konut, eğitim, sağlık, ulaşım gibi tüm unsurlar günlük yaşam temelinde şehirlerde örgütlenmekte. 
İdarenin eksiklik ve yetersizliğini ise sivil toplum örgütleri tamamlar. Yani kent halkı, kent politikalarında esas belirleyicidir.
Biz de böyle mi? 
Asla!

Meslek odalarının ve Üniversitelerin yıllardır karşı çıkmasına rağmen, yanlışta ısrar devam ediyor. Kamu yararına olan her öneri, rant kaygısıyla reddediliyor. İnşaat merkezli büyüme, “kentsel dönüşüm” adı altında kontrolsüz bir pazarın oluşmasına, birilerinin zenginleşmesine, çoğunluğun ise fakirleşmesine yol açıyor. 
Demokratik etkin yerel yönetimler yerine Merkezi idare ile kentsel projeler tek elden hayata geçiriliyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı kimi zaman Büyükşehir Belediyesi’ni de by-pass ederek şehrin her açıdan tükenmesine önayak oluyor. 

Tarihin ve doğal mirasın korunması, İstanbul halkının yaşam kalitesinin yükseltilmesi için artık yeni ve etkin politikalar gerekiyor. 
Yapılır mı bilmem ama bildiğim bir şey var: 
Başka İstanbul yok! 

Sağlıkla kalın!

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Vali Kaldırım’dan Mevlid Kandili mesajı
Vali Kaldırım’dan Mevlid Kandili mesajı
Ters lale tohumları toprakla buluştu
Ters lale tohumları toprakla buluştu