Advert
BATI AKLINININ YEŞİLİNE DOĞU TONU
M.SALİH DEMİRDAĞ

BATI AKLINININ YEŞİLİNE DOĞU TONU

Bu içerik 1719 kez okundu.

Edebiyat ürünlerinin tasnifinde sık sık rastladığımız önermelerden biridir:

Roman, Batıdan tevarüs etmiştir.

Şiir, Doğu’nun meşalesidir.

Roman, gizi, korkuyu, aşkı, sevgiyi, nefreti, şehveti katmanlara ayırır önce sonra, sebepleri ve neticeleri ile boca eder okuyucusuna, önermenin keskin halini.

Şiir, her daim bir tülün ardındadır. Perdesiz çıkmaz okuyucunun karşısına.

Şiir, birinin yazmasına, söylemesine, görmesine ihtiyaç duymadığı halde, roman bunun aksine illa el ister, illa dil ister,illa göz ister. Şiir, yaratılıştan itibaren vardır. Roman, insanın çabası ile ortaya çıkmıştır. Şiir, batındır; roman, zahir.

Doğu ile Batı’nın mukayesesidir şiir ile romanın mukayesesi.

Edebiyattan azıcık uzaklaşıp ontolojik bir değerlendirme yapacak olursak; Doğu’da insanın varmak istediği menzilin iki sacayağı vardır: Akıl ve İman.

Batı’nın aklı vardır. Kocaman bir aklı. Bir de muazzam ve hedefini belirlemiş şekilde kullanmayı marifet bilmesi. Tek ayakla muazzam bir sıçrayış!

Kaybetmiş görünen, kaybeden olarak kabul gören Doğu’nun, aklını mı, imanını mı eksik bilediği hususunu değerli sosyal bilimcilerin çok sayfalı değerlendirmelerine havale ediyorum. Ancak görüneni yazmakta bir beis olmadığını da düşünmekteyim.

Doğu, inandıklarından uzaklaştı. Daha evvel nispi olarak kullandığı aklını da Batı kadar bileyemedi dersem eminim çok az itiraz edeniniz çıkacaktır.

İman, durmayı (haddi bilmeyi) öğretir. Perdenin gerisini, merak etmemeyi. Ulaşılanın, iyi bir son olduğunu. Ulaşılmak istenenin, korkular üreteceğini. Ve hedefin, belirsizlikte kaybolacağını… Bu marifeti kaybedenin çok akılla üretmesini beklemek, nafile düşünceler yumağına düğüm eklemek olur kanaatimce.

İman ile dengelenen aklı, iman bildiğimiz doğmalarımıza esir ederek kullanmamak da, bir başka handikabımız.

Yarıştığımız medeniyetin yıllarca kullandığı hem de acımasız, renkli, sınırları zorlayan, ilhama dayalı, şeytandan beslenen, meleği yadsımayan hatta bazen yaslanan akıl bütünlüğüne sahip olduğu akıl ile yarışmamız için atalete sevk ettiğimiz yönlerini yeşertmek için ayağa kalkmak zorundayız. Sadece onların gösterdiği gayreti göstermemiz, doğrulmamız ve de doğruları inşa etmemize yetmeyecektir.

Aklı kullanmanın yanı sıra bizi çok daha güçlü kılan ve güçlü kalmamızı sağlayan akıl ötesini yani imanımızı yani batınımızı tekrar inşa etmemiz gerekmekte.

Pozitivist akıl ve önermeler bütününün insanlığa sunduğu müspet neticeleri göz ardı etmeden ancak neslin sıhhatini yok ettiği gereceğini de merkeze koyarak, var olan, bozulan, hatta yok olmaya yüz tutmuş ins müsveddesini yeniden insanlık değerlerine sevk ederek vazifemizin asli kısmına yani mağaramıza, çölümüze geri dönmek zorundayız.

Bu mecburiyetimizi azık edinerek yola çıktığımızda, şiirin ne denli değerli olduğunu, kundaktaki bebeğin bala bandırılmış emziği olarak bütün insanlığa bir hediye sunmuş oluruz diye düşünmekteyim. Balla tanışanın, romana öfke duyması ya da sunduğu şehvetin esiri olması mümkün müdür dostlar?

O halde bütün değerler silsilesinin insanın kullandığı ancak insani değerleri büyüttüğü gerçeğine bir adım daha…! Lütfen…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Gakgoş sahasında 'ES'ti!
Gakgoş sahasında 'ES'ti!
Ergin, Yurtbaşı için ‘ben de varım’ dedi
Ergin, Yurtbaşı için ‘ben de varım’ dedi