Advert
“BUNLARA ACIMAYACAKSIN!”
SERVET YAŞAR ÖZDEMİR

“BUNLARA ACIMAYACAKSIN!”

Bu içerik 1076 kez okundu.

2014 yılı kurban organizasyonu için Hayrat yardım derneğigönüllüsü olarak Sudan’daydık.

Sudan; 10’larca yıl süren iç savaş sonrasında, halk arasında yapılan bir referandumu takiben 9 Temmuz 2011’de,topraklarının güney kısmında bağımsızlığını ilan eden başkabir ülke(Güney Sudan- Hristiyanlar ağırlıklı ) doğurarak ikiye bölünmüştü.

Kurban organizasyonumuzda benimle birlikte, İstanbul'dan derneğin usta fotoğrafçısı Mustafa Yılmaz abi ve asistanıTolgaySelim Ateş kardeşimiz de vardı.

Kurban bayramının ilk günü bayram namazı sonrası işe koyulduk. Kurbanları kestirip halka dağıtmak üzereprogramımız dahilinde, daha önceden tespit ettiğimiz bölgelerde geziyorduk.

Sudan halkı genelde,çok mütebessim ve tevekkül sahibi olarak her haline şükredeninsanlardan müteşekkil. Hele çocuklar, dağıttığımız kurban etlerinden çok yanımızda getirdiğimiz balonlarıkapmanınheyecanı içerisinde etrafımızda dolanıp duruyorlardı. Veadeta o güne kadar “balonu ilk defa görmüş edası” içerisinde hareket ediyorlardı.

Tek katlıgeniş avlusu olan ve etrafı çevrili toprak ve çamurdan yapılı evlerin olduğu mahallelerdekestirdiğimiz kurbanları dağıtırken; etrafımızda dolanan veçıplak ayaklarla gezen çocuklardan birini kucağıma aldım. Daha önceden şişirdiğim balonu eline vererek başını okşadım. Belki de acıyan bir tavırla baktığımdandır ki; bizimle birlikte kurban dağıtımı faaliyetine katılan ve Sudan'da yaşayan EsnafTürklerden Mehmet Emin ağabey bana seslendi: “ Servet kardeşim, bunlara acımayacaksın!”dedi.

Tabi ben şaşırarak : “ Hayırdır Mehmet abi. Niye ki?” dedim.

“Ya hu!” dedi. “ Bu çocuklara biz acıyoruz ama çocuklar mutsuz değiller ki! (Kırmızı toprak çamurdanşekiller yapmış oynayan diğer çocukları da göstererek)Baksana! tozda, toprakta, çamurda koşturup oynuyorlar ama bu çocuklar mutlularya hu!”

Biraz empati yaptım. Gerçekten de öyleydi. Ne bilsinler dünyanın gamını, kederini, geçim sıkıntısını. Önlerine konan bir tabak pirinç ve bir parça ekmekle karınları doydu mu doğru dışarı çıkarlardı topraktan yapılmış evlerinden, vearkadaşlarıyla kendi dünyalarında mutlu bir şekilde oyunlar oynamaya başlarlardı.Ta ki hava kararıp evlerine dönene kadar...

Sonra biraz daha düşünüp sormuştumkendi kendime:” bu çocukların illa ki cep telefonları, tabletleri yahut kumandalı oyuncakları mı olmalıydı mutlu olmaları için? Dikey gelişmiş betonyığını evlerde yaşamak mıydı mutluluğun tarifi, neydi sahi? Kime göre ve neye göre mutlu sayılırdı İnsanlar? Ve nelerden hoşlanıp mutlu olurlardı, hiç düşündük mü?

Bankalarda yüklü paraları, lüks evleri ve arabaları olaninsanlarçok mumutlu ve huzurluydu bu hayatta?Yahut hayatın gayesi, bu saydığımız şeylere ulaşmak ve elde etmek için helali harami karıştırıp, belki de bir çok değerlerden uzaklaşarak ömür boyu çalışmak mıydı?

Neydi mutlu olmak? Ve ne ile mutlu olurdu insan?

Bence mutlu olmak, ulaşmış olmaktı.

Veya “İstediğine ulaşmak”mutlu olmaktı.

Bu bağlamda sınırsız istekler arasından “eldekine tevekkül etmek”de mutlu olmaktıtabi ki...

Bu konuda Hintli düşünür ve lider Mahatma Gandi şöyle demiş:

“Mutluluk; düşündüğün, söylediğin ve eylediğinin uyum içinde olmasıdır.“

O gün bugündür. Tabletlere vebilgisayarlara mahkum ettiğimiz  çocuklarımızı gördükçe;hep o,toz toprak içinde oyun oynayan Sudanlı minik yavrular gelir aklıma[syö1] . Ve sorarım kendime: “bizim çocuklar mı bu halleriyle mutlu yaşıyorlar, yoksa o Sudandaki toza çamura bulanmış çikolata renkli çocuklar mı?

Selametle kalınız!

 


DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Kaymağı Gakgoş yedi!
Kaymağı Gakgoş yedi!
Kaynak: Önemli olan 3 puandı, onu da aldık
Kaynak: Önemli olan 3 puandı, onu da aldık