Advert
EKONOMİNİN KURTULUŞU BORÇTA, İSRAFTA DEĞİL TASARRUFTA VE ÜRETİMDEDİR
Habib KARAÇORLU

EKONOMİNİN KURTULUŞU BORÇTA, İSRAFTA DEĞİL TASARRUFTA VE ÜRETİMDEDİR

Bu içerik 326 kez okundu.

 

            Dört ay kadar önce hareketlenen döviz kurları artık dur durak bilmeden hızla yükselmeye devam ediyor. Yabancı para birimleri karşısında hemen her gün ve her saat değer kaybeden TL’nin daha ne kadar değer kaybedeceğini kestiremiyoruz. Bazıları doların 10 TL’yi test ederek 7-7.5 aralığında sabitleneceğini iddia etmekteler. Her ne olursa olsun artık güçlü bir TL’den ne yazık ki söz edemiyoruz. Artan döviz kurlarına paralel olarak A’dan Z’ye tüm harcama kalemleri de her geçen gün zamlanmakta ve ülkemizde gözle görülür bir hayat pahallılığı yaşanmaktadır.

            Yaklaşık iki buçuk ay kadar önce bu köşede kaleme aldığımız “Rant Ekonomisinin Acı Sonuçları” adlı makalede ülkemizin 2001 yılında yaşadığı ekonomik kriz sonrasında IMF’nin bize sunduğu reçetelerin aslında ülkemiz ekonomisini borçlanmaya dayalı, üretimden ziyade tüketimi teşvik eden bir program olduğunu ve bunun sonucunda borç batağına girdiğimizden bahsetmiştim. Bu makaleye tepki gösteren bazı arkadaşlar konuyu abarttığımızı zannederek işi siyasete dökmüşlerdi. Ancak ekmeği sadece fırın veya marketten alarak sofrasına koyanların olup bitenlerden pekte haberleri yoktu.

Bir tarım ülkesi olan Türkiye’nin dışarıdan buğday, nohut, mercimek ve hatta saman ithal etmesi nasıl izah edilebilir? Bir zamanlar bazı yetkililerin: “Efendim artık dünyada küresel bir ekonomi var, biz neyi nerede ucuz bulursak oradan alırız.” Diye savunduğu ekonomik felsefenin bugün iflas ettiğini görmekteyiz. Kendi üreticisini, işadamını, sanayicisini, çiftçisini, köylüsünü, işçisini desteklemeyen zihniyet ithalat yapmak suretiyle başka ülkelerin ekonomisine destek verdiğini, aksine kendi ekonomisini zayıflattığını anlayamıyor. İhracatının ithalatını karşılamadığı bir ülke elbette açığını borçlanarak kapatacaktır. İlk etapta ödenebilir gözüken borçlar zamanla büyümekte ve en küçük bir olumsuzlukta üzücü krizler yaşanmaktadır.

Üretmeyi ve tasarruf yapmaya neredeyse unutur hale geldik. Üretmeden ve tasarruf yapmadan kalkınıp ilerleyeceğimizi zannettik. Oysaki herkesin yapacağı bir iş, bir çaba ve mutlaka bir üreteceği bir şeyler vardır. Mesela, arazilerimizin çoğu şu an boş yatmaktadır. Meralarımızda küçük ve büyük baş hayvanlar yerine bugün domuzlar dolaşmaktadır. Bu arazileri ve meraları değerlendirmemiz gerekmez mi? Artık günümüzde tarım makineyle yapıldığı için eskisi gibi zor bir uğraş da değildir. Bunu bu yıl bizzat kendim yaşayarak tecrübe ettim. Bir yakınımızla birlikte yıllardan beri ekilmeyen bir tarlamıza buğday ekmeğe karar verdik ve köyümüzdeki bir yakınımız traktörü ile tüm işlemleri güzel bir şekilde yerine getirdi. Sürme, tohum ekme, gübreleme gibi işlemler ve son olarak biçer ve nakliye gibi hizmetler için yedi kez ücret ödesek, sonuçta ürünü ucuza satsak da yine de samanının kar kalması bizi sevindirdi. Üretmek, bir şeyler ortaya koymak gerçekten insana sevinç, güven ve onur kazandırıyor.

24 Haziran seçimleri öncesi olumsuz sinyaller veren ekonomik göstergelerin müsebbibini dışarıda aramak veya aynı şekilde çare için ele el açmak ne kadar doğru? Bize yardım edecek yani borç verecek batılı dostlarımız! Acaba hangi tavizleri kopararak bize lütfen borç verecekler. İngiltere’nin bizden Kıbrıs’ı istediği, ABD’nin ise Kuzey Irak’ta kurulacak Kürt devletine sessiz kalmamızı, İran’la ilişkilerimizi kesmemizi vb. konularda tavizler vermemizi istediği dillendiriliyor. Rahip Brunson meselesinin sadece küçük bir bahane olduğu, serbest bırakılsa dahi, peşinden çok ağır taleplerin geleceği besbelli.

Devlet ve millet olarak israfı terk edip yeniden tasarrufa yönelmeliyiz. Her alanda üretimi hedeflemeliyiz. Üretmediğimiz, üretemediğimiz ürünler için zaruretler dışında ithalat yapmamalıyız. Endüstriye, sanayiye, ağır sanayiye, tarım ve hayvancılığa gereken desteği vererek yeniden bir kalkınma hamlesini başlatmalı, ihracata destek vermeliyiz. Artık şu çığırından çıkmış beton ekonomisini terk etmeliyiz. Ülkeyi baştan sona betonlarla dolduran, tarım arazilerini, meraları ve kıyıları betonlaştıran paragözler,  bu betonların ileriye yönelik bir getirisi yok, bırakın artık bu işleri, tarıma, sanayiye, ticarete yönelin! Şu anda müteahhitlerin elinde satılmayı bekleyen bir milyon iki yüz bin konutun varlığından bahsedilirken hala daha yeni binalar dikmek için temel kazanları görüyorum ve onlara acıyorum. Evet,  şu yazıya başladığımızda 5.58 olan dolar kuru şu anda 6 TL’yi  geçmiş durumda, hafriyatlara devam edin!

Yüce Rabbimizin sadece kulluk ve imtihan için bizi yaratıp gönderdiği şu değersiz dünyada cenneti yaşamaya kalkmayalım. Ahiretin ebedi yurt olacağını, yerimizin cennet veya cehennemden bir olacağını düşünerek yaşayalım, ona göre hareket edelim. Öncelikle israf ve gösterişi terk edelim, modayı, estetiği, süsü püsü bir kenara bırakalım, sade ve gösterişten uzak sırf Rabbimizin rızasına uygun, Resulullah (S.A.V.) ve ashabı gibi bir hayat yaşayalım. O zaman göreceğiz ki biz elin gâvuruna değil o bize muhtaç olacaktır. Rabbim bizi şükür ve kanaat sahibi kullarından eylesin. Amin.

 

 

           

           

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Ters lale tohumları toprakla buluştu
Ters lale tohumları toprakla buluştu
Sarıkaya: Kandil zulmün, haksızlığın yıkılışı demektir
Sarıkaya: Kandil zulmün, haksızlığın yıkılışı demektir