Advert
RESTE REST
SIRAÇ KOÇ

RESTE REST

Bu içerik 319 kez okundu.

“Dövizin yükselmesi hepimizin borç yükünün artması ve fakirleşmemiz demek.
Bu olumsuz tablo, seçim sonrasında derinliği ve genişliği olan bir ekonomik program ile aşılabilir ancak.
Sıkı para ve sıkı maliye politikalarına geri dönülmez ise sorunların çözümü zorlaşır. Tasarruf kültüründen, harcama kültürüne, vergi ve hukuk düzenlemelerinden, ekonomi politikasının yeniden yapılandırılmasına kadar geniş bir yelpazeyi içermeli bu program.
Özellikle dar gelirli hane halkı için acı bir reçete hazırlanacak gibi görünüyor...”
Bugünki yazıma, 8 Mayıs 2018 tarihinde yine bu köşede kaleme aldığım “Erken seçim ve ekonomiye etkileri” başlıklı yazımdan alıntı yaparak başladım. 
Yılbaşından itibaren ayak seslerini duyduğumuz, bugün ise rekor seviyedeki kur rakamları ile tavan yapan krizin yaklaştığını anlatmaya çalıştım. 
Döviz-faiz kıskacında güncellenen kriz dinamiğini, Kredi değerlendirme kurullarının bankalara yönelik negatif izleme kararları izledi. Ardından dev şirketlerin borç yapılandırma başvuruları geldi. 
TL’nin içerde ve dışarda satınalma gücünün düşüşü ile başladı bu süreç. İçerdeki düşüş enflasyonu, dışardaki düşüş ise kuru yükseltti. 
Ekonominin bozulan dengelerine bir de Uluslararası siyasi kuşatma ve ticaret savaşları eklenince bu tablo kaçınılmazdı. 
Ancak yaklaşan fırtınanın bu denli şiddetli olacağını Mehmet Şimşek dışında kimse tahmin edemedi. Şimşek’in tanımıyla “fırtınada çatıyı onarmamak” için erken seçim startı verildi. 
Cumhur İttifakının şaşkınlıkla karşılanan “baskın erken seçim” kararı şimdi daha net anlaşılıyordur sanırım. 
Rahip Brunson’un tutukluluğunu gerekçe gösteren ABD, geçtiğimiz hafta krizi derinleştirmek için elinden geleni yaptı. Kasım’da yapılacak Amerikan Kongresi ara seçimlerinde Evangelistlerin desteğine muhtaç olan Cumhuriyetçi Trump ve ekibi bir taşla iki kuş vurmayı hedefliyor. 
İlki seçimler, İkincisi İran ambargosu olacak muhtemelen. 
Öte yandan Ankara’dan yola çıkan heyetin ABD Dışişleri ve Hazine Bakanlıkları ile yaptığı görüşmeler kısa sürdü. 
Üstelik Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı üzere, rahibin serbest bırakılması için süre tahdidi bile koydular. 
Dışişleri Bakanı Pompeo’nun açıklamaları ise basın ve kamuoyu önünde oldukça tehditkar ve devletlerarası nezakete aykırı şekilde cereyan etti. Bu durum uzlaşma şansını azalttı ve şu an yaşanmakta olan siyasi çekişmeyi doğurdu. İhtilaf arttıkça, en küçük kıvılcım bile yeni bir krizi ateşliyor. 
Ülkesinde besleyip büyüttüğü Fetö lideri için hukuk sistemini gerekçe gösteren Amerika, konu kendi vatandaşı olunca Türkiye’deki yargı sürecine direkt müdahale etmekten çekinmiyor. Bu durum, Amerikan siyasetinin Brunson davasına verdiği siyasi önemi de gösteriyor. 
Türkiye’den ithal edilen Alüminyum ve Çelik ürünlerine ikinci kez %25’lik ek vergi dilimi koyarak %50’ye çıkarması, Trump’ın krizi daha da derinleştirme isteğini gösteriyor. 
Türkiye-Rusya ilişkilerindeki stratejik yakınlaşma, Kıbrıs açıklarındaki doğalgaz sondaj çalışmaları, enerji anlaşmaları, Çin’den alınan krediler, S-400 füzeleri, dışa bağımlılığı azaltan yerli silah üretimi, İran ambargosunu delme iddiası, Türkiye’nin Suriye’deki Kürt koridoruna olan şiddetli itirazı gibi sıralayacağımız birçok neden var bu savaşın perde gerisinde. 
Peki bundan sonra ne olacak? 
Geçtiğimiz hafta ticari ve sanayi sektörümüz tam bir şok yaşadı. 
Türk Lirası, 2001 yılından sonra ilk kez bir günde %20 değer kaybetti. 
İkinci bir şoku kaldıramayacak hassasiyette çok sayıda küçük esnaf, KOBİ, İnşaat şirketi ve Sanayi grubu var. 
Döviz ile borçlanmış özel sektörün Dolar’ın 6.50, Euro’nun 7.50 lerde seyretmesi ya da daha yukarı çıkmasını çabuk hazmetmesini beklemek hayalcilik olur. 
Kırılgan ve borçlu ekonomi ile bu saldırıları nasıl bertaraf edeceğiz? 
Prof. Özgür Demirtaş’ın tanımıyla “cansız, duygusuz ama aynı zamanda rasyonel” olan ekonominin doğrularını nasıl uygulayacağız?  
Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın “Yeni Ekonomi modeli tanıtım toplantısı” tam da bu sorulara cevap arandığı için önemli bir fırsat olarak görüldü. İş ve ekonomi çevrelerinde haklı olarak büyük beklenti oluşturdu. Bakanlığını Naci Ağbal ve Mehmet Şimşek gibi piyasanın kabullendiği duayen isimlerden devralan Albayrak için bir nevi kendini ispat şansıydı. 
Ancak bu beklentilerin ne kadar karşılık bulduğu tartışılır. En azından toplantıyı izlerken, hemen yarın ne yapılacak sorusuna cevap alamadı kimse. Bakan Albayrak, PowerPoint sunumuyla makro ekonominin gerçeklerini üniversitede ders veren bir akademisyen tavrında anlattı aslında. Paydaşlarla etkin iletişim, değişim, sürdürülebilirlik, para politikasında tam bağımsızlık, adaletli paylaşım ve bütçe disiplini vurgusu öne çıktı. 
Ancak eksik olan, toplantı esnasında bile saldırı altındaki Türk Lirasının nasıl toparlanacağı ve Merkez Bankasının nasıl pozisyon alacağına ilişkin net ve güven verici bir perspektifin sunulmamasıydı. 
Rakamsız ve detaysız, yüzeysel geçildi bütün başlıklar. 
Büyüme ve enflasyon ilişkisinde istikrarlı büyümenin hedeflendiği, enflasyonun bir süre daha ikinci planda kalacağı anlaşıldı bir tek. 
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Bu ekonomik savaşı kaybetmeyeceğiz. Bu oyunu gördük ve meydan okuyoruz.” ifadesi önümüzdeki dönemin çok sert geçeceğini gösteriyor. 
Öyle ki; iş çevrelerine döviz alırsanız, bunu vatana ihanetle eş görürüm diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, aksi durumda B ve C planlarını devreye sokacağını söyledi. 
Bu sözlerin yabancı yatırımcı açısından da olumsuzluk yaratacağı ortada. Güvenli liman arayan sermayenin, kur bu seviyelerdeyken gelmesini beklemek artık hayal. 
Ümit ederim; özellikle işçi, köylü, memur, küçük esnaf ve KOBİ’ler bu süreci en az hasarla atlatır. 
Çünkü her krizin ve savaşın faturası önce onlara çıkıyor.
Muhalefet mi? 
Sahiden onlar nerde, gören oldu mu? 
Umutla kalın...

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
'Anadolu Landini Anadolu Yollarında' etkinliği Elazığlı çiftçilerle buluşuyor
'Anadolu Landini Anadolu Yollarında' etkinliği Elazığlı çiftçilerle buluşuyor
Cumhurbaşkanı Erdoğan: Eski eğitim-öğretim sistemini rafa kaldırdık
Cumhurbaşkanı Erdoğan: Eski eğitim-öğretim sistemini rafa kaldırdık