Advert
EL-İNSAF YAHU!
Habib KARAÇORLU

EL-İNSAF YAHU!

Bu içerik 375 kez okundu.

           Bizim toplumumuzu anlamakta bazen çok güçlük çektiğimi itiraf etmeliyim. Son aylarda döviz fiyatlarındaki yükselişe paralel olarak tüketim fiyatlarındaki artış artık dikkat çekici bir boyuta gelmiş durumda. Hatta bazıları hızını alamayıp daha önce neredeyse fiyatı bir TL olan ürünü iki TL’den satarak kafadan % 100 zam yapmış durumda. Hemen her gün alış veriş yaparken bu anormal fahiş fiyatlarla karşı karşıya geliyoruz. Bu kadar artışa rağmen bu zamların daha doğrusu karaborsacılığın nerede sonlanacağı ise meçhul.

            Allah’ın bahşettiği suyu bile neredeyse dört beş ay öncesine göre iki katına satanlar var.  Araştırdığım kadarıyla yarım litrelik pet şişe suyunun toptan fiyatı 40 ile 60 kuruş arasında değişiyor. Ancak biz temel ve hayati bir ihtiyaç olan bu suyu bir liradan aşağı alıp içemiyoruz. Su gibi hayati bir ihtiyaç olan Rabbimizin nimetini  % 100 karla satanlara ne demek lazım. Aynı şekilde temel besin maddesi olan ekmekte de oyunlar oynanmaya başladı. Daha önce torbası 50-60 lira civarında olan 50 Kg’lık un 90 ile 120 TL arasında satılıyor maalesef. Köylü ve çiftçiden acımasızca buğdayın kilosunu en fazla bir liradan alan un üreticileri neye dayanarak bu zamları yapıyorlar, bir hesap sormak lazım. Kullandığım aracımda meydana gelen bir arızayı tamir ettirmek için dün sanayi çarşısına gittiğimde de aynı tabloyla karşılaşıyorum. Yedek parça ve işçilik fiyatları dudak uçuklatıyor. Pazarlık sonucu yedek parçaları satın alıp aracımı tamire verdiğim sırada cep telefonumdan internetten araştırma yapıyor ve  geçen yıla göre % 100 den fazla fiyat artışı olduğunu hayretle öğreniyorum.

            Pazara alış verişe giden vatandaşlarımız da karşılaştıkları fiyatlar karşısında şok oluyorlar. Mevsim olarak sebze ve meyve üretiminin en bol olduğu, zirvesi diyebileceğimiz bir dönemde olmamıza rağmen halen daha salatalık, domates ve biber gibi tüketimi çok olan ürünlerde iki liranın altında fiyat yok. Ortalama üç liranın altında meyve fiyatı yok, en ucuz diyebileceğimiz karpuzun fiyatı bile bir buçuk liradan aşağı değil. Üreticiden en fazla bir lira veya biraz daha fazlasına alınan ürünler neredeyse iki katına satılmakta. Kendi toprağımızda yetişen mahsulün bu kadar fahiş fiyatlarla satılması neyle izah edilebilir? Tek kelimeyle kanaatsizlik, fırsatçılık veya aç gözlülük ya da bazıları için ticari ahlaksızlık demek lazım. Hani,  yeni çıkartılan “hal yasası” ile üretici ve tüketici arasındaki fiyat uçurumu kaldırılacaktı? Hani,  aracıların, fırsatçıların, piyasayla oynayanların, karaborsacıların, tefecilerin ve açgözlülerin önüne geçilecekti? Maalesef eski tas, eski hamam, aynen devam ediyoruz.

            Toplumda oluşan olumsuz algıları yıkmak, fırsatçıların önüne geçmek, istismarcıları hizaya getirmek için yetkili ve görevliler peki nerede? Seksenli yıllarda ortaya atılarak uygulamaya geçilen serbest piyasa ekonomisine dayanarak: “ efendim serbest piyasa ekonomisi var, isteyen dilediği fiyata satsın, rekabet şartlarında fiyat istikrarı sağlanır.”diyenler acaba bir zaman sonra piyasada bu kadar fırsatçı, bu kadar aç gözlü, bu kadar kanaatsiz,  bu kadar ticaret ahlakından yoksun ve de bu kadar aciz ve beceriksiz görevli ve yetkililerin olabileceğini hiç mi tahmin edemediler? Petrol, doğalgaz, sanayi ve teknoloji ürünleri başta olmak üzere önemli oranda dışarıya bağlı bir ekonomimizin olduğu muhakkak olsa da içerde ürettiğimiz ürünlerin bu kadar zamlanması neyle izah edilebilir?  Ekmek, su, çay, şeker, sebze, meyve ve diğer temel gıda maddeleri ve diğer temel tüketim maddelerinde niçin ciddi kontrol ve denetimler yapılmaz.  Çoğunluğunu sabit ve dar gelirli insanların oluşturduğu bu halka kim sahip çıkacak? TÜİK’in verdiği enflasyon rakamları Türkiye’de mi yoksa başka bir ülkede mi hazırlanıyor? Bu görevliler nerelerde alış veriş yapıyorlar da bu rakamlardan haberleri yok.

            Toplumsal barışın, huzurun, güvenliğin, birlik ve beraberliğin devamı için vatandaşın temel ihtiyaç ve tüketim maddelerinin fiyatlarının mutlaka makul seviyelere çekilmesi gerekir. Başta elektrik, su, doğalgaz, ulaşım, iletişim, akaryakıt, gıda, eğitim, sağlık ve zorunlu tüketim maddeleri olmak üzere hayati değer taşıyan tüm hizmet ve mallar da kontrol, denetim ve istikrarın sağlanması gerekmektedir.  Hayatın normal şekilde sürdürülmesi, insanların insanca bir hayat yaşamaları, yeni nesillerin sağlıklı bir şekilde yetiştirilip büyütülmeleri, ülkedeki refahın eşit şekilde paylaşılması, ekonomik krizin sabit ve dar gelirli insanların sırtına değil varlıklı kimselere yüklenmesi gerekir. Aksi taktirde her gün şahit olduğumuz toplu kavga ve çatışmalar, aile içi şiddet, cinnet ve depresyonlar hızla artarak tüm toplumu içine alır ve sosyal patlamalar başlar maazallah.

                Yüce Rabbimizin bize rehber ve örnek olarak gönderdiği Hazreti Peygamber (S.A.V.) de risalet görevi verilmeden önce ticaretle uğraşmış ve bu nedenle Muhammedü’l-Emin ünvanını almıştır. Bir hadisinde: “Bizi aldatan bizden değildir.” [Müslim, Sahih, İman, 164]  buyurarak Müslümanların birbirini aldatmaması gerektiğini belirtmiş, başka bir hadiste ise: “Malı piyasaya süren kazanmış, pahalıya satmak için bekleten ise, Allâh’ın lânetine uğramıştır.” (İbn Mace, Ticârât, 6) diye yanlış yapanları uyarmıştır. Kötülerin cezalandırılacağı, iyilerin ise ödüllendirileceği ahret hayatı için dürüst tüccarı : “Doğru sözlü, dürüst ve güvenilir tâcir, nebîler, sıddîklar ve şehitlerle beraberdir.” (Tirmizî, Büyû, 4) diyerek müjdelemiştir. Rabbim hepimizi şükür ve kanaat sahibi olan kullarından eylesin. Âmin.

               

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Ters lale tohumları toprakla buluştu
Ters lale tohumları toprakla buluştu
Sarıkaya: Kandil zulmün, haksızlığın yıkılışı demektir
Sarıkaya: Kandil zulmün, haksızlığın yıkılışı demektir