Advert
İTİKAT BOZUKLUĞUNDAN AMEL BOZUKLUĞUNA
Habib KARAÇORLU

İTİKAT BOZUKLUĞUNDAN AMEL BOZUKLUĞUNA

Bu içerik 441 kez okundu.

İnsanların davranışları, karakterleri ve ahlaki yapılarının arkasındaki en belirleyici etken inançlarıdır. İnsan beden ve ruhtan müteşekkil bir varlık olduğundan bu ikisi arasında tartışılmaz bir bağ vardır. Ruhsal bozuklukların davranışlara da yansıması kaçınılmazdır. Aynı zamanda ruhtaki güzelliklerin de davranışlara yansıması da tabiidir. Bu nedenle Yüce dinimiz İslam varoluşundan itibaren insanların inançları üzerinde durmuştur.  Hazreti Peygamber(S.AV.)’e risalet görevinin verilmesiyle birlikte Mekke ve Arap yarımadasında var olan müşriklikle mücadele başlamıştır. Mekke’de hüküm süren aristokrat ve kapitalist kesimler putperestliği kendileri için bir geçim kaynağı ve egemenlik unsuru haline getirmişlerdi. Allah’ın varlığına inanmaları yanında ilah edindikleri putları da mevcut rejimlerinin simge ve dayanağı olarak görüyorlardı. Hazreti Peygamber (S.AV.)’e davasından vazgeçmesi için hazineler, krallık, güzel kızlarla nikâh gibi tekliflerinin ardından barış anlaşması teklif ederek ilahlarına karışmamasını istemişlerdi. Tamamıyla reddedilen tekliflerinin ardından Resulullah (S.AV.) ve ashabına ellerinden gelen tüm kötülükleri yapmışlardı. Sonuçta kazanan tevhid inancı ve müminler olmuştu. Asrımız Müslümanlarının en büyük baş belası Siyonist ve Emperyalist güçler Müslümanları saf dışı bırakmak, ezmek ve yönetmek için öncelikle inançlarına saldırmak, itikatlarını bozmak suretiyle teslim almak istiyorlar. İslam tarihinden yüzlerce örneğini vereceğimiz batıl mezhep ve görüşlerin kaynağı daima Yahudi ve Hıristiyanlar olmuştur. İslam’ın ilk dönemlerinde Müslümanları parçalamak, birbirleriyle çatıştırmak isteyen şer güçler başta Kur’an ayetleri olmak üzere İslami tüm kaynak ve şahısları istismar ederek Müslümanları bölmeyi ve çatıştırmayı ne yazık ki başarmışlardır. Bunun en çarpıcı örneği Hazreti Osman (r.a)  zamanında çıkarılan fitne ve bu fitnenin arkasındaki Yahudi Abdullah İbni Sebe’dir. Daha sonraki dönemlerde de bu fitne kazanı sürekli kaynatılmış ve ta günümüze kadar gelerek İslam âleminin Şii-Sünni diye bölünmesine neden olmuştur. Geçmiş asırlarda ortaya atılan batıl görüş ve düşünceler sonraki dönemlerde değişik isimler ve şahıslar etrafında yeniden piyasaya sürülmüştür. Şiiliğin on iki kola ve bu kolların da değişik hiziplere ayrılmasının nedeni budur. Osmanlı topraklarında en fazla gözü olan 18 ve 19. Yüzyılların en büyük emperyalist ülkesi İngiltere yetiştirdiği ve desteklediği kadrolarla İslam âlemi üzerinde büyük oyunlar oynamıştır. Arap yarımadasında ve Hindistan’da değişik ve yenilikçi düşüncelerle ortaya çıkan şahısların arkasında hep İngilizlerin olduğu muhakkaktır. Muhammed b. Abdulvehhab, Ahmet Kadiyani, Cemalettin Efgani, Reşit Rıza ve Muhammed Abduh gibi şahıslar dinde reformu savunun ve bu nedenle Müslümanları kadim İslam medeniyeti ve kültürüne karşı kışkırtan kimselerdir. IŞİD dediğimiz DEAŞ militanlarının düşünce olarak yetişmesinde bu fikirlerin payı çok büyüktür. Tekfirci bir formata sahip olan ilimden yoksun bu kesimler İslam âlemine çok büyük zararlar vermiş ve vermeye de devam etmektedirler. Batının İslam üzerindeki oyunlarından biri de dinler arası diyalog ve ılımlı İslam projeleridir. İlk dönemlerde pek başarılı olamayan bu proje FETÖ yapılanmasıyla büyük bir taraftar bulmuş ve güçlenmiştir. 15 Temmuz darbe girişimiyle gerçek yüzü ortaya çıkan proje halen daha bazı kesimler tarafından dillendirmektedir. Günümüzde yine batıdan veya İran’dan beslenen bazı kesimler televizyon kanalları ve medyayı kullanarak Kur’an-ı Kerim, sünnet, mezhepler ve tasavvuf hakkında tartışmalar yapmak suretiyle Müslümanların zihinlerini kurcalamakta ve inançlarında sapmalara neden olmaktadırlar. Bu sapmalar sonuç olarak ibadetlerden soğumaya ve ahlaken zayıflamaya neden olmaktadır. Günümüz toplumunda adi suçların çoğalması ve günahların yaygınlaşmasının arkasındaki neden toplumdaki inanç zayıflığı veya bozukluğudur dersek isabet etmiş oluruz. Batı kültür ve medeniyetinin istila ve işgali altında bulunan ülkemizde artık İslam’ın ortaya konması ve yaşanması git gide zorlaşmaktadır. Bunun üzerine bir de İslam itikadına yapılan saldırılar eklenince yeni nesillerde akıl almaz bir tefessüh görülmektedir. Bencillik, enaniyet, zevke ve lükse düşkünlük, tembellik, kısa yoldan köşe dönmecilik, her türlü pragmatizm ve popülizm, seküler ve deist düşünceler ve sonuçta sadece nefsi tatmin için yaşayan tüketici bir hedonist kitle karşımızda durmakta ve bizimle çatışmaktadır. Batılılaşma macerası olanca hızıyla devam etmektedir. Hukuk, siyaset, ekonomi, sosyal yapı, kültür vs. her alanda artık batı normları geçerlidir. Neredeyse bizim de bir medeniyetimizin bulunduğu unutulmuş ve inkâr edilmektedir. Hazreti Peygamber (S.AV.)’in asırlar öncesinden haber verdiği durum tam olarak gerçekleşmiştir, buyuruyor ki: “Sizden öncekilerin yolunu karış karış, adım adım takib edeceksiniz. Hatta o kadar ki şayet onlar bir keler deliğine girseler siz de arkalarından girmeye kalkışacaksınız. Râvi Ebû Said diyor ki:

– Böylesine kendilerine uyacağımız bu bizden öncekiler Yahudi ve Hıristiyanlar mıdır, ey Allah’ın Resûlü? diye sorduk.

– “Onlardan başka kim olabilir ki? dedi”(Buhari, Enbiya,50)

Beş vakit namazda okuduğumuz Fatiha suresinin sonundaki:  bizi doğru yola ulaştır, kendilerine nimet verdiğin kimselerin yoluna, kendilerine gazap edilmişler (Yahudiler)’in ve sapıtanlar (Hıristiyanlar)’ın yoluna değil.” Niyazımızı tekrar ederek Yüce Rabbimizden Tüm Müslümanlar için hidayet, feraset ve basiret diliyorum. Âmin.

 

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Ters lale tohumları toprakla buluştu
Ters lale tohumları toprakla buluştu
Sarıkaya: Kandil zulmün, haksızlığın yıkılışı demektir
Sarıkaya: Kandil zulmün, haksızlığın yıkılışı demektir