Advert
BANKALAR KRİZİ DERİNLEŞTİRİYOR
SIRAÇ KOÇ

BANKALAR KRİZİ DERİNLEŞTİRİYOR

Bu içerik 326 kez okundu.

Bankacılık tarihi, insanlık tarihi ile başlar.

Paranın ticari bir araç olarak bulunmasından çok önce, halkın tehlikelere karşı tapınaklara bıraktığı varlıklara din adamları tarafından sahip çıkılırdı. Yani ilk bankalar tapınaklar, ilk bankacılar ise din adamlarıydı.

Daha sonra onların yerini krallar ve hükümdarlar aldı.

Paranın icadı ve denizcilik faaliyeti ile ticaretin yaygınlaşması modern bankacılığın gelişmesini sağladı. Modern bankacılık, Modern Kapitalizm sayesinde 1900’lü yılların başında bugünkü şeklini aldı diyebiliriz.

Cumhuriyetin kuruluş yıllarında Türkiye’de 22 Ulusal, 13 yabancı banka faaliyet göstermekteydi. 1924 yılında ilk özel sektör Bankası olan “Türkiye İş Bankası” ve daha sonra Sümerbank’a devredilecek olan ilk kalkınma Bankası “Türkiye Kalkınma ve Maadin Bankası” kuruldu.

1933 yılında Sümerbank ve İller Bankası,1935 yılında Etibank, 1937 yılında Denizbank sektöre giriş yaptı. Sümerbank, sinai kalkınmayı destekleme; İller Bankası, yerel yönetimleri kalkındırmak, şehir imar planlarını hazırlamak, su, elektrik-havagazı kanalizasyon gibi altyapı hizmetlerinin sağlanmasını orta ve uzun vadeli kredilerle desteklemek; Denizbank Türk ve yabancı limanlar arasında düzenli posta seferleri işletmek, çeşitli liman işlerini yürütmek amacıyla, 1938 yılında kurulan Halk Bankası ise, küçük esnaf ve zanaatkarlara kredi sağlamak amaçlıydı.

 

Bankacılık sektörü, 1980 yılından itibaren liberalleşme yönünde hızlı adımlar atılmasıyla araç zenginliğine kavuştu.

Sektöre yeni yerli/yabancı bankaların girişine izin verilmesi ve mevduat/kredi faiz oranlarının serbest bırakılmasına bağlı olarak sektörde rekabet arttı. Artan rekabet, klasik mevduat bankacılığı yerine, bankaların hem kaynak hem deplasman çeşitliliğinin arttığı bir bankacılığın benimsenmesine neden oldu. Bu dönemde banka fonlarının bir bölümü sermaye piyasası işlemleri, Devlet iç borçlanma senetleri ve hazine bonoları alımı ve döviz işlemlerinde kullanılmıştır. Banka müşterilerine tüketici kredileri, kredi kartları, döviz tevdiat hesabı, leasing, factoring, forfaiting, swap, forward, future, gibi yeni ürün ve hizmetler sunuldu.

2001 yılında önceki yıl yaşanan olumsuz dalgalanmaların daha da artması nedeniyle önce finansal kesimde başlayan daha sonra reel kesime hızla yayılan Şubat 2001 krizi yaşandı.

Döviz kurları ve faiz oranları hızla yükseldi.

Bu şok dalgası sonrası Bankacılık sektörü zayıfladı ve 8 banka T.M.S.F.’ye devredildi.

2004 yılına gelindiğinde ülkedeki banka sayısı yarı yarıya azalmıştı.

 

2001 krizinden bugüne finans sektörü açısından çok şey değişti. Bankaların aktif büyüklüğü ve dış şoklara direnci arttı. Dış borçları azaldı ve mali yapısı güçlendi.

Bugün itibariyle 4,5 trilyon TL büyüklüğe ulaşan sektörün fon kaynağının yaklaşık yarısını mevduatlar oluşturmakta. Geri kalan kısım uzun vadeli dış borç ve sendikasyon kredileri.

2018 yılının ilk sekiz ayında net karı ise 38 milyar TL.

Asıl bakılması gereken istatistik ise verilen kredilerin takibe dönüşüm oranı.

Bu da kabul edilebilir oran olan %3 civarında.

 

Ancak bu derinliğe ve genişliğe rağmen finans sektörü, reel sektöre uzak duruyor.

Hem de en çok desteklemesi gereken dönemde.

Bankalara sorarsanız, mevduat faizleri ve ticari kredilerdeki vergi oranları çok yüksek. %25 mevduat faizi veren bankanın ticari kredi maliyeti %30’ları buluyor. Buna genel gider ve kar eklerseniz %42’yi bulan faiz oranlarına ulaşılıyor.

Kur artışından kaynaklanan döviz açık pozisyonları bankaların agresif davranmasında  başka bir etken. Dolayısıyla kar hedeflerinden geri adım atmıyorlar.

Olan ise küçük esnafa, Kobi’lere ve sanayi sektörüne oluyor.

Daha bir yıl önce %15 faiz oranıyla kredi imkanı olan üretici bugün %45 oran teklifi ile bir anlamda batışa sürükleniyor.

Banka müşterisine güvenmiyor, esnaf da bankasına. Çünkü en küçük krizde bankaların gösterdiği agresif yaklaşım, yatırımcıyı finans sektöründen uzaklaştırıyor.

Özel sektör bankalarının yanısıra kamu bankalarında da durum farklı değil.

Kamu yararı gözetmesi gereken bankalar, kar hedefini ilk sıraya koyuyor.

İşin özü, birbirlerinden farkları yok.

Aslında durumu özetleyen, Konkordato ilan eden Kaşıbeyaz Restaurant YKB Vekili Murat Kaşıbeyaz’ın şu sözleri:

“Biz bu savaşı bankalarla firmalar arasındaki bir savaş olarak görüyoruz.”

Yani, elele kolkola bu krizi aşabilecek finans sektörü ve reel sektör, savaşarak krizi derinleştiriyor.

Finans sektörünün, bankaların zararlarını karşılayan devlete ve dolayısıyla biz vatandaşa borçları var.

Acilen kendilerine çeki düzen vermeliler.

Aksi halde kriz bittiğinde, kredi verecek müteşebbis bulamayacaklar.

Sağlıkla kalın!

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
TOBB'dan 81 ile yazı gönderildi
TOBB'dan 81 ile yazı gönderildi
Çoban'dan, cihazların Suriye'ye gönderilmesine tepki
Çoban'dan, cihazların Suriye'ye gönderilmesine tepki