Advert
İBNİ HALDUN'DAN KISSADAN HİSSE
Mehmet AYAZ

İBNİ HALDUN'DAN KISSADAN HİSSE

Bu içerik 199 kez okundu.

Tunus asıllı tarihçi, sosyolog ve tarih felsefecisi olan İbni Haldun günümüze ulaşmış en çok bilinen eseri Mukaddime'dir.

Mukaddime içerik olarak tarih çalışmalarının ön sözü gibidir. Yüzyıllar içerisinde başta Müslümanlar olmak üzere birçok araştırmacının başucu kitabı niteliğindedir.

Büyük üstad, Mukaddime adlı bu eseri 1377 yılında kaleme almaya başlamıştır.

Eserde anlatılanların büyük bir kısmı günümüz yaşamını anlatan ve ciddi tavsiyeler içermektedir. İstedik ki böyle bir filozofun tavsiyelerine kulak verip onlardan ders çıkaralım. Daha önce kaleme aldığımız ve bu sütunda yer alan 'diktatörleşen demokrasi' yazımızın devamı niteliğinde olup dünyanın pek çok yerinde yaşanan olayları daha anlaşılır hale getireceğini ümit ederek sözü üstada bırakalım.

‘’Devletin üzerine bina edildiği temel asalet, şan ve ululuktur. Çünkü devletin hakikati olan asabiyet, bununla gerçekleşir. Devletin varlığını tamamlayan ve onu mükemmelleştiren ise iyi ve güzel şeylerdir. Çünkü devletin, onu tamamlayan unsurlarından eksik olarak var olması, organları olmayan veya insanlar arasında çıplak olan bir insanın durumu gibidir. Sadece asabiyete sahip olup, iyilik ve güzelliklerden mahrum olmak nüfuz sahipleri için bir eksikliktir.’’

‘’Eğer Allah bir toplumun elindeki hükümdarlığın çöküşünü irade ederse onları kötülüklere ve kötülükleri işlemeye yöneltir. Böylece onlardaki siyasi faziletler ve hasletler hükümdarlık ellerinden çıkana kadar zayıflayıp eksilir ve nihayet tamamen kaybolup gider. İşte bu durumda başkaları Allah'ın onlara verdiği hükümdarlığı ellerinden almak için onlara karşı harekete geçer ve hükümdarlık bir hayır olarak onlara verilir.’’

‘’İktidarı ele geçirenler ise nimetler içinde yüzüp lüks ve sefahata dalarlar. Kendi nesillerinden olan kardeşlerini köleleştirirler ve onları devlet idaresinden uzaklaştırırlar. Bir grup ise iktidara ortak olmamak ve yönetime katılmamakla birlikte iktidardakilere nesepte ortak olmalarından dolayı bir taraftan devletin nimetlerinin gölgesinde bulunurlar ve diğer taraftan da lüks ve sefahattan uzak bulundukları için ihtiyarlık ve çöküş sürecine girmekten korunurlar. Zamanın iktidardakileri eskitmesi, çöküş sürecinin kuvvet ve canlılıklarını götürmesi, içine daldıkları lüks ve sefahatın başlangıçtaki ideallerini ortadan kaldırmasıyla, onlarda bütün insan medeniyetlerinin ve siyasi hakimiyetlerinin tabiatı gereği son noktalarına ulaşmış olurlar.’’

‘’Ortaya çıkan bu tek ve büyük asabiyetin başkanlığı, onlar içinde yer alan tek bir sülalenin (hanedan) elinde bulunur. Başkanın ise o sülale içinde en üstün ve diğerleri üzerinde hakim durumda olan tek bir kişinin olması gerekir. Böylece başkan olan bu kişi, kendi alt grubunun /asabiyetinin diğerleri üzerinde galip olmasından dolayı, diğer bütün alt asabiyetlerinde yani büyük asabiyetinde başkanı olur.’’

‘’Bu makama geldikten sonra insanda mevcut olan hayvani tabiatın bir sonucu olarak büyüklenme ve kibirlenmeye kapılır, yönetimi diğerleriyle paylaşmaya yanaşmaz ve onlar üzerinde tahakküm kurarak despotluğa yönelir. Başkanların çok olmasının bozulma ve düzensizliğe yol açacağı ve bu yüzden siyasetin yönetimin tek bir başkanı gerektirmesinden dolayı başkan olan kimsede insan tabiatında mevcut olan ilahlaşma eğilimi baş gösterir. 'Eğer göklerde ve yerde Allah'tan başka ilahlar bulunsaydı şüphesiz ikisi de (ikisinin idare ve düzeni) bozulurdu.' (Enbiya 22) Böylece diğer asabiyetlere yönetimde hiçbir söz hakkı tanınmaz ve tahakküm altında olmalarından onlarında yönetime katılma ve bunun için mücadele etme cesaretleri yok olur. Sonuçta başkan gücü yettiği oranda yönetimi tek başına ele alır ve bu hususta hiç kimseye söz hakkı tanımaz. Bu büyüklük ve izzete tek başına tamamen kendisi sahip olur ve diğerlerinin bu konuda kendisine katılmalarına engel olur.’’

‘’Bil ki hükümdarın devletini kurması ve onu ayakta tutması, daha önce de söylediğimiz gibi, ancak bu işte onun destekçileri ve yardımcıları olan kavmi sayesinde olur. Devletine isyan edip başkaldıranlara karşı, onlar ile karşı koyup çarpışır, vezirlik, vergilerin toplanması ve diğer devlet görevlerine onları atar. Çünkü kavmi, hakimiyetin kurulup otoritenin sağlanmasında ona yardım ettiği gibi onunla birlikte devletin yönetilmesi ve diğer işlere de katılır. Ancak yukarıda da işaret ettiğimiz gibi, bütün bunlar devletin ilk aşamasında olur.

Devletin ikinci aşamasına geçilip, hükümdarın yönetimi kendi tekeline alması, kavmini ve asabiyetini yönetimden uzaklaştırmasıyla, (devletin kurulmasında ve korunmasında yardımcıları olan) kendi kabilesi ve asabiyeti ona düşman hale gelirler. İşte bu durumda hükümdarın onlara karşı kendisini savunmak ve onların yönetime ortak olmalarını engellemek için yeni yardımcılara ihtiyacı vardır. Böylece hükümdar kendi kavminin dışında yeni yardımcılar edinir ve bu yeni yardımcılar, hükümdarın, kendi kavmini devlet yönetiminden ve makamlarından uzaklaştırma işini, hayatlarını ortaya koyarak ona destek olurlar. Onun için hükümdar onları kendisine yaklaştırır, devlet görevlerine ve makamlarına onları tercih eder.’’

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Ters lale tohumları toprakla buluştu
Ters lale tohumları toprakla buluştu
Sarıkaya: Kandil zulmün, haksızlığın yıkılışı demektir
Sarıkaya: Kandil zulmün, haksızlığın yıkılışı demektir