Advert
KUSURSUZ CİNAYET YOKTUR
SIRAÇ KOÇ

KUSURSUZ CİNAYET YOKTUR

Bu içerik 128 kez okundu.

Tümdengelim yöntemi, doğru olduğu sanılan önermelerden yeni önermeler türetir.

Siyaseti doğru tahlil etmek için sonuçlarından yola çıkmayı, kazanan ve kaybeden üzerinden yorumlamayı her zaman doğru buluyorum.

 

Çöl Davos’u olarak da adlandırılan Suudi Arabistan Yatırım konferansı geçtiğimiz hafta Cemal Kaşıkçı cinayetinin gölgesinde yapıldı.

Birçok medya kuruluşu, çok sayıda şirket ve siyasetçi cinayet nedeniyle konferansı boykot etti.

Bunların içerisinde dikkat çeken isim ise, ABD Maliye Bakanı Steve Mnuchin’di.

Bakan Mnuchin, konferansa katılmadı ancak Riyad’da Veliaht Prens Muhammed Bin Selman ile özel bir görüşme yapmaktan da geri kalmadı.

‘’Terörün finansmanının engellenmesi’’ konulu toplantıların neden konferansla aynı zamanda gerçekleştiği ve içeriği elbette bir sır.

Ama bu görüşmelerin ardından Çöl Davos’unda 56 milyar dolarlık anlaşmalara imza atılması ve çoğunluğunun Amerikan şirketleri ile olması dikkat çekici.

Kaşıkçı Cinayetinin perde arkasındaki isim olduğu öne sürülen Veliaht Prens Muhammed Bin Selman, kısa bir ziyaret yaptığı konferansta gazetecilere ‘’Harika! daha fazla kişi, daha fazla para’’ diyerek mutluluk pozları verdi.

Bu arada Suudi Kralı ve Veliaht Prensi, Kaşıkçı’nın oğlu Salih bin Cemal Kaşıkçı ve ailenin diğer üyelerini sarayına getirterek taziyelerini(!) iletti.

Amerikan yönetimi, bir yandan Suud ailesine kamuoyu önünde özür diletiyor, diğer yandan yine bu cinayeti kullanarak köşeye sıkıştırdığı Suudi’lerin bütün nimetlerinden faydalanıyor diyebiliriz.

 

Kaşıkçı’nın aslında Amerika’daki Suudi Konsolosluğunda çözebileceği basit işlemler için İstanbul’a yönlendirilmesi, bir seferde çözülebilecek işin ikinci randevuya bırakılması, Kaşıkçı’nın durumdan şüphelenerek nişanlısına “acil aranacaklar” listesi bırakması, yerli bir işbirlikçiye teslim edildiği iddiasına rağmen cesedin henüz bulunamaması, Amerikan gizli servisinin bu planı baştan beri biliyor olmasına rağmen engellemediği iddiasını güçlendiriyor.

ABD, zaten gergin olan Türkiye-Suudi Arabistan ilişkilerinin daha da gerilmesini sağladı bu sayede. Hem milyar dolarlık anlaşmalar, hem tekrar zapturapt altına alınan Suudi ailesi, hem de Suriye özelinde İran-Rusya-Türkiye ortaklığına verilen bir mesaj olarak yorumlamak gerekiyor zannımca.

 

Türkiye’nin Viyana sözleşmesinden doğan haklarını kullanmadığını, aynı gün Konsolosluk binasını kuşatarak olayı aydınlatabileceğini düşünen biri var.

1988 yılında Türkiye’nin Suudi Arabistan Büyükelçiliği görevine atanmış ve Türk-Suud ilişkilerinin gelişmesine katkısı nedeniyle Suudi Arabistan tarafından Kral Abdülaziz Nişanı’yla da taltif edilmiş, Ortadoğu’da en uzun süre görev yapmış olan Türk diplomat ve eski Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış.

Yakış’a göre Türkiye bu haklarını ilişkilerin daha da gerilmemesi için kullanmamış olabilir. Kaşıkçı cinayetinin üstünün örtüleceğini düşünen Yakış; “Eğer senatodan çok yoğun bir baskı gelmezse, Trump’ın 110 milyar dolarlık silah siparişinden geri adım atmayacağını, iş adamlığı sıfatının devlet adamlığı sıfatının önüne geçeceğini düşünüyorum. Suudi makamlarını veya yetkililerini siyasi olarak yönlendirme gücü olan iki ülke var: ABD ve İngiltere”

Suudi Arabistan bir taraftan değişim sancısı yaşarken diğer yandan bu iki süper gücün uydusu olma özelliğini pekiştiriyor gün geçtikçe.

 

 

*

 

Danıştay kararı ile “Andımız” krizi tekrar başgösterdi.

Muhafazakar İslami kesim ve Kürtler topyekün karşı çıkarken, Ulusalcı sol ve milliyetçi kanat ise ayakta alkışladı.

1933’de dönemin Milli Eğitim Müdürü Reşit Galip beyin (dönemin popüler ideolojik akımından etkilenerek) kaleme aldığı, 80 yıl kesintisiz olarak her sabah okutulan bir metin üzerinden siyasi fırtına kopartılmasının yanısıra, zamanlaması da dikkat çekici.

Milli Eğitim Sisteminin çöktüğü, başarının taban başarısızlığın ise tavan yaptığı, ezberle yetiştirilen, özgür düşünemeyen, hayal kuramayan, fikir ve proje üretemeyen bir neslin yetiştiği bir ülkede yaşıyoruz farkındamısınız?

Dünyadaki en iyi üniversiteler sıralamasında bile artık kendimize yer bulamıyoruz.

Pozitif bilimlerde sınıfta kaldık.

Meslek Liselerinde çuvalladık.

Özel Okul ve Özel Üniversite çöplüğüne döndük.

Her köşe başına İmam Hatip Lisesi açtık, bugün başvuru olmadığı için açılamayan okullar var.

Yeni yetişen öğretmenlerin yeterliliği bile tartışma konusu iken, çocuklarımızın her sabah “Türk’üm, doğruyum, çalışkanım...” andı okuması ne ifade eder ki?

Dönün kendinize ve çevrenize bir bakın lütfen!

Sevmeyen ve saymayan bir toplum olduk.

Doğru söylemiyoruz, çalışmıyoruz, üretmiyoruz, ahbap çavuşlukla, kafa kol ilişkileri ile kolay zengin olmaya çalışıyoruz, borçla değirmen döndürüyoruz ve tüm bunları yaparak ülkemizi, vatanımızı, toprağımızı, sevmiş olmuyoruz.

Aksine “yaptıklarımızla” değil, “yapamadıklarımızla” geleceğimize en büyük zararı veriyoruz.

Hukuk, demokrasi ve eğitim üçgeninde sınıfta kalan bir ülkenin insanlarına da maalesef övünecek çok az şey kalıyor.

Sağlıkla kalın...

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Vali Kaldırım’dan Mevlid Kandili mesajı
Vali Kaldırım’dan Mevlid Kandili mesajı
Ters lale tohumları toprakla buluştu
Ters lale tohumları toprakla buluştu