Advert
“ARABESK”LEŞEN BEYOĞLU
SIRAÇ KOÇ

“ARABESK”LEŞEN BEYOĞLU

Bu içerik 117 kez okundu.

90’lı yıllardı.

Beyoğlu’nun Beyoğlu olduğu, tarih ve kültür koktuğu zamanlardı.

Üniversite öğrenciliğim ve gençlik dönemim İstanbul’un bu güzide semtinde geçti nerdeyse.

2000’in ortalarına kadar sürdü Beyoğlu tutkum.

“Özgür olduğum kadar tutsak, tutsak olduğum kadar özgür” hissettiğim bir aşktı Beyoğlu. Sanat galerileri, sinemalar, kitapçılar, müzik aletleri satan dükkânlar, bunların yanı sıra dernek ve vakıf merkezleri, eğitim kurumları, yabancı kültür merkezleri, siyasi parti merkezleri, konsolosluklar ve dinsel merkezler... Beyoğlu’nun vazgeçilmezleri; Çiçek Pasajı, Mis Sokak, Pera, Cihangir, Tarlabaşı, Tepebaşı, Tünel, Sıraselviler...

 

Milyonlarca insanın yürüdüğü İstiklal Caddesi ilk buluşmamızda çok ürkütücü gelmişti bana.

Bu kalabalığın içinde tanıdık bir yüz aramıştım önceleri.

İstanbul’un yalnızlığı bir başkadır.

Tüketir adamı...Çürütür bir anlamda.

Her sınıftan, her ırktan, her kültürden milyonlarca insanın içerisinde size kalan yalnızlık oluyor önceleri.

Sonra size güç veriyor bu yalnızlık.

Kendinizle yüzleşmeyi, ayakta kalmayı, güçlü durmayı öğretiyor.

Asıl arayışımın kendi benliğim olduğunu Beyoğlu öğretmiştir bana.

Tıpkı Anadolu’nun bağrından kopup gelen yağız delikanlılara, kızlara öğrettiği gibi...

 

Bizans’tan Osmanlı’ya, oradan Cumhuriyete miras kalan bir kültürdür Beyoğlu.

Mimarisi ve tarihi dokusuyla geçmişe bir yolculuktur aslında.

Bugün ise bu kültürü yiyip bitiren kalabalıklar var Beyoğlu’nda. Bir zamanlar kravatsız girilemeyen İstiklal caddesinde, “Ortadoğu’nun paralı ve şımarık” gençliği ile yüzleşiyorsunuz. Asırlık mekanları dolduran bize yabancı turistleri çabuk kanıksamış Beyoğlu.

Sanat ve kültür mekanları başkalaşım geçirmiş, ticari kaygılar sanatsal kaygıların önüne geçmiş.

Aydınların, yazarların, çizerlerin, Üniversite gençliğinin nefes aldığı yer Beyoğlu değil artık.

Taksim meydanındaki peyzaj ucubeliği bile, aslında değişimin “yapısal sakatlığını” da yansıtıyor.

Ünlü filozof Decartes’ın “Değişmeyen tek şey değişimdir” sözünü hatırlatıyor bana.

Nargile Kafelerden dışarıya taşan müzik, bizim aşina olduğumuz musiki değil mesela.

Arap kültürü bizi gün geçtikçe “Arabesk”leştiriyor sanırım.

 

Kent kültürünün yaşaması; insanların birbirleriyle ve tarihleriyle ilişki kurabilecekleri, bağlanabilecekleri, özleyecekleri yerlerin korunması ile mümkün.

Mekanların kalitesi bir anlamda yaşam kalitemizi de belirliyor.

Kültürel faaliyete uzak bir halk profili oluşuyor artık. İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlerde bile durum bu.

Beyoğlu’nun, en eski misyonunu ve tarihsel dokusu ile çelişmeyecek şekilde canlılığını korumasında bu ilişkinin sürdürülmesi çok önemli.

Tüketen bir toplum olarak, tüketecek yeni şeyler arıyoruz.

Ve maalesef elimizdekinin değerini de bir çırpıda silip atıyoruz.

Prof. Dr. Sercan Özgencil Yıldırım’ın dediği gibi; “İstiklal caddesinde yürüyen kalabalıkların, buranın özel atmosferi ve mekânları ile ilişkilerinin sağlamlaştırılması, daha bilinçli hale getirilmesi amaçlanmalı. Mimari değerlere ve tarihe yönelik farkındalığın yaratılması da bunun önemli bir parçası.”

Sağlıcakla kalın.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Kemal Öner: Gönül belediyeciliğine talibim
Kemal Öner: Gönül belediyeciliğine talibim
Metin Baki Ölçücü, Kovancılar için başvuru yaptı
Metin Baki Ölçücü, Kovancılar için başvuru yaptı