Advert
RUS ÇARİÇESİ, VOLTAİRE VE DİDEROT
Nevzat ÜLGER

RUS ÇARİÇESİ, VOLTAİRE VE DİDEROT

Bu içerik 1052 kez okundu.

         Günümüzde bir hayli gündemi işgal eden Deizm akımından başlayalım önce. Deizm; Allah’ın varlığına, kainatı yarattığına inanan ancak yarattığının sorumluluğunu insanın kendisine bıraktığını düşündüğü için her türlü dini telkini reddeden düşünce akımı. Demek ki izm’ler nevzuhur değil.

         Voltaire onların başta gelenlerinden. Kendisi 1694 doğumlu. Soylu değil ancak annesinin zekası, babasının finansman bilgisi onun 14. Louis’in yakın çevresine girmesini sağlıyor. Daha çocukken paganizmle tanışıyor. Dini, yaratıcıya inanmanın ötesinde, toplumu manipule edici bir fonksiyon olarak tanıyor. Hıristiyanlığın teslis akidesinde sunduğu Tanrı anlayışından dolayı da nefretle doluyor. Sonraları Fransız deizminin bayraktarı oluyor. Kabına sığmıyor. Ömrü papazları hicvetmekle geçiyor. Para yapmakta çok mahir. Yasalardaki delikleri çok iyi görüyor. Tefecilik yapmaktan çekinmiyor. Din hariç, hiçbir alanda devrimci olduğu söylenemez. Finansmancı Voltaire, filozof Voltaire’yi finanse ediyor.

         Fransa’dan İngiltere’ye geçiyor. Kalburüstü edebiyatçılarla tanışıyor. Montaigne, Bayle, Locke’nin kitaplarını okuyor. Bu dönemde edebiyat; felsefe ve ilahiyatın içinde kabul ediliyor. Newton’u okuyor, onu Descartes’le karşılaştırıyor. En dikkatini çeken şey, okudukların düşünürlerin hiçbiri hapsedilmemiş. Bu nedenle de “İngilizlere bayılıyorum” diyor. “Monarşilerin gasp ettiği; yaşama, mülk edinme özgürlüğü, ulusa yazı ile seslenebilme özgürlüğü, özgür yargılanma hakkı, yasaların harfiyle yargılanma hakkı, inanç özgürlüğünü insanlara geri vermiş” cümlesi ona ait. Ama Hz. İsa’ya hayran. İnsanlığın Hz. İsa’nın temsil ettiği erdemleri benimsemesi halinde selamete ereceğine inanıyor. Hz. İsa’ya ilk sorusu; “ölüm nedeniniz nedir?” Hz. İsa; “papazlar ve hakimler” diye cevap veriyor. “Gerçek din nasıldır?” diye ikinci sorusunu soruyor. “Yoksa size söylemedim mi? Allah’ı ve komşunuzu kendinizi sevdiğiniz gibi sevin” diyor Hz. İsa. Bunun üzerine Voltaire; “durum buysa, seni biricik efendim olarak kabul ediyorum” diyor.

         Dinsel hoşgörü, Voltaire söz konusu olsa bile Hıristiyanlar arası hoşgörü, İslam’ı kapsamıyor.

         Rus Çariçesi Yekaterina, sezgileri aşırı önemsediğini düşündüğü romantik Rousseau’dan fazla hazzetmez. Belirli ölçülerde de olsa rasyonalizmden yana olan Voltaire’i kendisine yakın bulur. Bu Yekaterina’ya, başdanışmanı olan biri bir de isim takmış; Kuzey’in Semiramis’i.

         Kim mi bu Semiramis? Semiramis’i tanıtmayı iki cümle ile yapalım: M.Ö.800 yıllarında yaşadığı söylenen Asur kraliçesi, aklının ve güzelliğinin yanı sıra cinselliği ile ünlü olan kadın. Yekaterina’nın da fırtınalı aşkları, yirmi biri resmi, yani doktor kontrolünden geçmiş aşığı olduğu düşünülünce çok yadırganacak bir benzetme değil diye düşünüyor insan.

         Diderot da Voltaire gibi düşünüyor. “Hükümetlerin birincil amaçları insanların esenliği olmalıdır. Hükmedenlerin güçlerini bu amaçtan alıyor olmaları, tabiat ve mantık kuralları gereğidir. İnsanların en büyük esenlikleri özgürlükleridir. Bireye sağlık neyse, devlete özgürlükler o olmalıdır.”

         Meşhur olaydır; Diderot kızına çeyiz düzebilmek için kütüphanesini satışa çıkarıyor. Bunu duyan Yekaterina, Paris’teki temsilcisine Diderot’un istediği meblağı ödeyip kütüphaneyi satın almasını, ancak kütüphanenin, ölünceye kadar Diderot’ta kalmasını emrini veriyor. Bununla da yetinmiyor, artık kendisine ait olan kütüphaneye ölünceye kadar bakacağı için, 25 yıllık ücretini de peşin ödetiyor. Diderot bir gecede zengin oluyor.

         Bundan dolayı da Diderot; “İnsan hayatında bir kez olsun böyle bir kadını tanımalı” diyor. Gerçi Çariçe de ona; “Mösyö Diderot, bütün bu yüksek prensiplerinizle çok büyük kitaplar yazılır ama çok kötü bir ekonomi çıkar. İnsan teninin gıdıklanma şekli başkadır” diyecektir. Bundan sonra yalnız edebiyat konuşuyorlar.

         Yekaterina, bu iki düşünürle kurduğu yakınlıktan sonra Rus Aydınlanması başlıyor. Moskof’un karanlık, ahşap şehrini altın gibi parlatmaya niyetleniyor. Yeni sitilin şehrin evcilliğini yok ettiği, felsefi iklimin alt üst olduğu sonradan fark edilmiş. Ne kötü şeydir yapay şehir, hele de dikey olursa.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
AĞAR: TERÖR ÖRGÜTLERİNİ LANETLİYORUM
AĞAR: TERÖR ÖRGÜTLERİNİ LANETLİYORUM
CİP MESİRE ALANI İLGİ ODAĞI!
CİP MESİRE ALANI İLGİ ODAĞI!