Advert
İSLAM’DA AŞURANIN YERİ
Halit POLAT

İSLAM’DA AŞURANIN YERİ

Bu içerik 272 kez okundu.

      Muharrem ayı hem hicri takvimin ilk ayı hem de Kur’an’da zikredilen dört haram aydan biridir. Dolayısıyla bu ay içerisinde savaş yapmak, yol kesmek, kavga ve dövüş  yasaklanmıştır. Cahiliyye döneminde de bu yasaklar mevcuttu. Aşura ise kelime olarak “on” anlamına gelir ve Muharrem ayının onuncu günü için kullanılır. Aşura günü Müslümanlar tarafından önem verilen bir gündür.

      Müslümanlar arasında aşura gününde oruç tutma geleneği yaygındır.  Ramazan ayı orucu farz kılınmadan önce Resulu Ekrem(s.a.v) ve sahabe Aşura orucuna önem veriyordu. Ancak ramazan ayı orucu farz olduktan sonra, isteyen sahabe bu orucu tutmuş, isteyen ise tutmamıştır. İbn-i Abbas’ın rivayet ettiği hadiste: Peygamberimiz (s.a.v) Aşure orucunu tutup ve onu tutmayı emredince Sahabe: "Ya Resûlallah! O, Yahudi ve Hıristiyanların tazim ettiği bir gündür" demesi üzerine, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Eğer gelecek seneye kadar yaşarsam dokuzuncu günü de oruç tutarım" buyurdu.( Müslim, Sıyam 20; Ebu Davud, Savm 14.) Başka bir hadiste de “Aşûre günü bir gün önce veya bir gün sonra da tutarak, Yahudilere muhalefet edin” buyurmuştur. Ancak Peygamberimiz ertesi yıl vefat etmiştir. Dolayısıyla Hz. Peygamber yaşasaydı dokuz ve onuncu günü veya on ve on birinci günü tutmuş olacaktı. Bu şekilde aşura orucu tutmak sünnettir.

         Aşura hakkında birçok rivayet vardır. Ancak bunların birçoğu mevzudur. “Bu günde oruç tutmak yılın tümünde oruç tutmak gibidir, Aşura orucu geçen senenin küçük günahlarını örter” tarzındaki hadisler doğru değildir. Bu tarz rivayetleri nakleden raviler; İbni Hacer Askalani, Zehebi, Taberi gibi hadis alimleri tarafından mevzu olarak nitelendirilmiştir.

        Yerlerin ve göklerin yaratılması, Hz. Adem (a.s)'ın tevbesinin kabul edilmesi, Hz. Musa (a.s)'ın Firavun'un şerrinden kurtulması ve Firavun'un helak olması, Hz. İbrahim (a.s)'ın dünyaya gelmesi ve ateşten kurtulması aşura gününde olmuştur,  kıyametin kopması da aşura günü olacaktır şeklindeki rivayetlerde mevzudur. Peygamber adına uydurulmuştur. İslam peygamberine iftiradır. İbnul Cevzi el-Mevzuat , Zehebi el-Mizan, İbni Hacer Fethul Bari adlı eserinde bu rivayetlerin uydurma olduğunu söylemiştir. Hele hele Allah kıyamet günün zamanını kimse bilmez demişken, aşura günü kopacak denmesi ne kadar doğru olabilir ki.

         Hicretin 400. Yılına kadar Aşuara yukarıda belirttiğimiz hadisler çerçevesinde sünnet olarak yerine getiriliyordu. Bu yıldan sonra aşura hakkında iki taife ifrat ve tefrit yapmış ve sünnetin dışına çıkmıştır. Fatımi devleti ve Büveyhiler devleti kurulduktan sonra  Seyyidüş şüheda İmam Hüseyin’in şehadetin ve mazlumiyeti, ailesinden yetmiş ferdin Yezid tarafından şehit edilmesi yad edilmeye başlanmıştır. Bu arada meşru olmayan birçok şeyi dine sokuşturmuşlardır. Bazı insanlar kendilerini darb edip başından ve vücudundan kan akıtıyor, kadınlar kan akıncaya kadar göğüslerine vuruyorlar. Daha sonradan Şia uleması tarafından bu gibi eylemlerin helal olmadığı kabul edilmiş, bu uygulama sadece yavaş bir şekilde sine dövemeye indirgenmiştir. Bugün de bunu kabul eden Şialar böyle yapmaktadırlar. Ancak kabul etmeyenler aynı şekilde vurma, kırma ve kanatmayla bu hüznü paylaşmaya devam etmektedir.

        Diğer bir taife ise Kufe’de kazanlarla aşureler dağıtarak bu günü bayram havasında yaşamışlar ve Hüseyin’in yok edilmesinin sevincini bu şekilde kutlamışlardır. Yaşadığımız ülkede de biri saz çalıp kadın ve erkekler iç içe semah yapmaktadırlar. İslam’da kadın ve erkeklerin iç içe cergü bez yapmaları doğru değildir.

      Hüseyin’in şehadetinin ne kan akıtılmasıyla ne de aşure dağıtılarak kutlanması doğrudur. Bu günün yad edilmesindeki amaç Ehli Beyt’in yaşadığı  mazlumiyeti canlandırmaktadır. Bu günün yad edilmesi hakkında peygamberimizden gelen herhangi bir nas yoktur. Ancak dünya Müslümanlarının daima zulme karşı olduklarını, zalimlere karşı direnişi, dik durmayı gündeme getirmek amacıyla bu gibi günleri yad etmeleri güzel bir şeydir.

          Burada bir şeye dikkatinizi çekmek istiyorum. Bazı vatandaşlarımız tarafından tutulan ve on iki imam orucu olarak adlandırılan orucun tutulması, bu oruca ramazana verilen ehemmiyet kadar önem verilmesi, İslam’da  yeri varmış gibi, Kuran’da yeri varmış gibi, sanki İslam peygamberi bunu uygulamış gibi lanse edilmesi doğru değildir.  Böyle bir orucun İslam’da yeri yoktur. Evet, ramazan orucu farz olmadan önce Peygamberimiz (s.a.v) tarafından bu oruç tutulmuştur. Hatta ramazan orucu farz kılındıktan sonra sahabenin bir kısmı bu orucu tutmaya devam etmiştir. Ancak İmam Hüseyin o gün daha şehit edilmemişti. İmam Hüseyin’in de şehadetinin bu güne denk gelmesinden dolayı birilerinin kalkıp dinde yeni bir şeyler uydurmaları doğru değildir. Kişiye özgü oruç olmaz. Oruç ancak Allah rızası için olur. İmamlar orucu diye bir orucun dinimizde olmadığını, sadece su içmeme ve et yememeyle oruç tutmanın olmadığını söylemek zorundayız.  Hz. Hüseyin’in mazlumiyetini ve şehadetini yad etmek başka bir şey, dinde olmayan şeyleri ihdas etmek başka bir şeydir ve kimsenin buna hakkı yoktur. Ayrıca, sanki bu oruç Allah tarafından farz kılınmış bir oruçmuş gibi ülkenin cumhurbaşkanının, diyanet işleri başkanının bu günlerde verilen iftarlara katılmaları, bu toplumun ramazan ayı orucunu tutmamaları, birahaneleri açık tutmaya devam etmelerine rağmen bu doğruymuş gibi topluma lanse etmeleri doğru değildir. Evet, Hüseyin’in matemine katılabilirler ancak dinde olmayan bir şey ihdas etmeye hakları yoktur. Peygamberimiz (s.a.v) bir hadisinde “Kim bizim dinimizde olmayan bir şey yaparsa o merduddur, makbul değildir ” buyurarak dine sonradan eklenen şeylerin kabul edilmediğini bildirmiştir. (Buhârî, Sulh 5; Müslim, Akdiye 17,18; İbn Mace, Mukaddime, 2  )

         Hüseyini sevmek sünnettir. Peygamber Efendimiz, torunları Hz. Hasan ve Hüseyin’i çok severdi. Bundan dolayıdır ki  “Allah’ım! Bunlar benim torunlarımdır. Ben bunları seviyorum. Sen de onları sev. Onları sevenleri de sev” buyurmuştur. Çocuklarımıza Hz. Hüseyin’in kıyamını anlatmalı ve onların yaşadığı bu zulmü canlı tutmalıyız. Çağdaş Yezidlere karşı, çağdaş Hüseyinler ile birlikte olmalı ve bunu çocuklarımıza miras bırakmalıyız.

 

         Ya Rab! Bizi zulme karşı çıkan, zulme karşı haykıran, Hüseyin’in yaşadığı  acıyı kendine dert edinen ve ehli beyti seven,  onlarla  birlikte Kevser havuzu başında toplananlardan eyle. Amin.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Ters lale tohumları toprakla buluştu
Ters lale tohumları toprakla buluştu
Sarıkaya: Kandil zulmün, haksızlığın yıkılışı demektir
Sarıkaya: Kandil zulmün, haksızlığın yıkılışı demektir