Advert
İDEOLOJİLER ÇIKAR AMAÇLI MIDIR?
Nevzat ÜLGER

İDEOLOJİLER ÇIKAR AMAÇLI MIDIR?

Bu içerik 1893 kez okundu.

      İdeoloji ile ütopyayı birbirinden ayırmak acaba mümkün ve doğru mudur? Belki bazı ideolojiler için ütopik olma durumları uçarılık seviyesindedir ama acaba hepsi için de aynı şeyi söyleyebilir miyiz?

         Üretilen bir eser, ister edebi olsun ister diğer bilim dallarına ait olsun, eğer ideolojik maksatla üretilmişse, o ideoloji mensuplarının mecburi beğenmeleri hariç cidden rahatsız edicidir. Eser veren insanın elbette ya inancı veya ideolojisi olacaktır, bu normal bir durumdur. Ancak eser o ideolojinin normlarına göre üretilmişse hem yeterli ilgiyi göremez hem de okuyucuyu rahatsız eder. Eserlerin amacı hakikati aramaktır. Hangi tür eser olursa olsun, çıkış noktasının toplumsal hafıza, akıl ve kalp olduğunu belirtmemiz gerekir. Kaldı ki yanlışsız, sapasağlam ve doğruya götürücü söz yalnız kuran-ı kerim ve hadisi şeriflerdir. İdeolojiyi merkeze alan her eserin, form ve içeriğinin zedeleneceği unutulmamalıdır. Çünkü ideolojik eserlerin hedefi mesaj vermektir. İsmet Özel, bu saplantılı durumdan kurtulmanın yolunu “ciddi iman etmek” olarak göstermektedir.

         Burada hassas bir noktaya da vurgu yapmamız gerekiyor: Sol ideolojiler sağ ideolojileri, sağ ideolojiler de sol ideolojileri ideoloji olarak görüyorlar, ancak sol ideolojiler sol ideolojileri, sağ ideolojiler de sağ ideolojileri “ideoloji” olarak görmüyorlar. Bu nedenle de aynı ideoloji mensupları kendi aralarındaki uygulamaları değerlendirmede pek rasyonal davranamıyorlar dense mübalağa sayılmamalıdır.

         Siyaset ikliminde koşturan her siyasi parti zaten kendisine bir kulvar açarken belli bir ideolojiyi atlama tahtası olarak kullanmaktadırlar. Aslında bu kulvarı açarken alttan gelen bir talebin olması şarttır. Bu gün birçok siyasi partinin yeterince büyüyememesinin temelinde iki neden vardır; biri iyi yönetilmemek, ikincisi ise savunulan o parti fikrinin toplumda karşılığının olmamasıdır. Yani alıcınız yoksa malınızı satamazsınız. Bu bir arz talep dengesidir. Ancak günümüzde ideolojik düşünceye sapmadan reel politiğe doğru bir akış olduğunu da memnuniyetle görmekteyiz.

         Yazar, şair ve sanatçı sesini derinlere indirmenin, her saraya ve her kulübeye girmenin kaygısında olmalıdır eğer cidden bir derdi varsa. Bu anlamda her yazarın, şairin ve sanatçının bir inancı, bir derdi, bir temsilcilik görevi elbette vardır. Dolayısı ile de yazarın, şairin ve sanatçının tam bağımsız olduğunu elbette söyleyemeyiz. Yazar, şair ve sanatçı belki ideolojiden tam uzak olamaz ama hakikatin peşinde koşan bir savaşçı olduğunu da unutmamalıdır.

         Sözün burasında ince bir çizgiye dikkat çekmek istiyorum: İdeolojik olmakla sloganik olmak arasındaki farkı iyi anlamak gerekir. Birincisi iradidir, bilerek ve isteyerek benimsenmiştir, ikincisi ise sırf aidiyet duygunu ifade eder. Birinci gurupta olanın fikrine katılmasak da saygı duyarız ama ikinci çizgide olanlara saygı duyulmaz. Çünkü birinci gurupta olan kişi, savunduğu ideolojiyi enine boyuna tartmış, artılarını ve eksilerini kabul etmiş demektir. Hatta ideolojiyi savunmanın vahyi inancı Protestan İslam haline getireceğini de biliyor demektir. Konu çok tehlikeli bir boyuta gelmiş olmasına rağmen, “ideolojik insan” bu durumdan rahatsız değil, belki mutluluk dahi duyabilir. Sloganik olmak öyle mi ya! Sloganik adam sadece bir forma giydiği için safını belli etmiştir ve bu safta düşünerek değil, formasının cakasını satarak kendisini koruma altına almayı hedeflemektedir.

         Şimdilerde herkes merkeze doğru yürüme derdinde. İlimizdeki bir yayın organının genel yayın yönetmeni de verdiği bir mülakatta hedefinin merkeze doğru yol almak olduğunu söylüyor. İşte bu anlayış ve ifadeler bilincin yerini çıkara bıraktığını anlatırken yeni bir soruyu da beraberinde getirmiyor mu? “İdeoloji, hakikati elde etmek için değil de, çıkar elde etmek için mi kullanılıyor?”

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X