Advert
YENİ ZELANDA SALDIRISININ ANA UNSURLARI
Mehmet AYAZ

YENİ ZELANDA SALDIRISININ ANA UNSURLARI

Bu içerik 220 kez okundu.

Geçtiğimiz hafta sonunda Yeni Zelanda'da birkaç kişi tarafından camilere yapılan vahşi saldırılar başta Müslümanlar olmak üzere dünyadaki sağduyulu insanları hem üzmüş ve hem de geleceğe dair endişelendirmiştir.

Olayın kriminal tarafını irdelemeden asıl tarafına bakmak lazım, zira dünyada hızla artan bu vahşi olaylar dizisinin seri hale gelmesi insanlık adına kaygı verici bir durum oluşturmaktadır. Buna zemin hazırlayan tek neden yoktur, günümüzde batı dünyasının kapitalist ve emperyalist düşüncesi ve bu düşünceleri saha da pratik hale getirmesi bu sonucu doğurmuştur. Bir yandan daha fazla ekonomik güç elde etmek, diğer taraftan yoksul ülkelerde kaos çıkartarak buraları kontrol altında tutmak istemesi dünyayı gitgide yaşanmaz bir hale getirmiştir.

Sömürülen ülkelerin insanları batıya göç ettikçe bu ülkelerde başta işsizlik olmak üzere etnik ve kültürel sorunlar ortaya çıkmış bu nedenle milliyetçilik artış göstermiştir. Nitekim yeni Zelanda saldırganı da sosyal medyadan "büyük yenilenme" başlığıyla yaptığı paylaşımda milliyetçi hatta faşizan düşüncelerini yayınlamıştır. Silahlı saldırgan, “çok sayıda milliyetçi gruba bağış yaptım ve çok daha fazlasıyla etkileşim içinde oldum,” diye yazmış. Saldırgan devlet aygıtı, ordu ve polis ile derinlemesine kaynaşmış faşist gruplar ile övünüyordu: “Bu örgütlerdeki insanların toplam sayısı milyonlarcadır...” Saldırgan “yüz binlerce” Avrupalı askerin ve polisin, “milliyetçi gruplar”a üye olduğunu tahmin ediyordu. Peki son 10 yılda Amerika ve Avrupa’da 153 kişinin ölümüyle sonuçlanan İslam düşmanı aşırı sağcı terörü Batı nasıl açıklayacak?

Avrupa ile ABD’nin, Ortadoğu ve Afrika’da direkt ya da dolaylı olmak üzere katkı sağladığı işgallerin tetiklediği kitlesel göçler, sürekli ekonomik büyümenin sonsuza kadar devam edeceğini hedefleyen Batı için başta sanıldığı kadar büyük bir sorun değildi. ABD bir göçmen ülkesi, refah dolu Avrupa da hümanist değerlerin beşiğiydi. Fakat 2008'de başlayan küresel ekonomik kriz, Batı’nın sağlam sandığı toplumsal dengesinin bozulmasına yol açtı. Ekonominin kötüye gitmesin den dolayı işsiz kalan birçok Avrupalı piyasada kendisine teklif edilenden düşük ücretin bile altına razı gelen göçmene kin besler hale geldi. Göçmenlere duyulan nefret, dini ve etnik manada saf bir memleket vadeden aşırı sağcı partilerin cazibe merkezi haline gelmesine neden oldu. O dönemde Fransa’nın aşırı sağcı partisi Ulusal Cephe’nin sloganı çarpıcıydı: “1 milyon göçmen, 1 milyon işsiz Fransız demektir”

Yunanistan’da kent pazarlarında Afrikalı göçmen kovalayan Altın Şafak, Avusturya’da mültecileri sınır dışı etmeye ant içen Özgürlük Partisi, Hollanda’yı İslam’dan arındırmayı savunan PVV, İsviçre’de cami minarelerini yasaklayan İsviçre Halkının Partisi temsil kanalı açarak sesini duyurmaya başladı. ABD’de kurmaylarını Cumhuriyetçilerin en aşırı kanadından seçen Donald Trump başkanlık koltuğuna oturdu. Ulusal Cephe’nin lideri Marine Le Pen Fransa cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ikinci tura kaldı. Yıllarca bölgeciliğe sıkışmış İtalyan Lig Partisi koalisyon ortağı, yeni karizmatik başkanı Matteo Salvini de İçişleri Bakanı oldu. Almanya için Alternatif, 94 sandalye elde ederek Dünya Savaşı’nın ardından aşırı sağa ilk büyük zaferini yaşattı.

Bu saldırganın fikirleriyle Batı dünyasında ister siyasi parti olsun isterse sivil toplum örgütü aynı noktada kesiştikleri apaçıktır. Dünyanın bir kısmını ötekileştirmek batıya ancak kin ve nefret dolu insan kazandırır. Ama kaybeden yine kendileri olacaktır. Bazı batılı düşünürler de artan bu faşizan krizin sebeplerini araştırarak şu kanaate varmışlardır, işte onlardan birinin yazdığı makaleden bir alıntı yapalım.

Britt'in çok tartışılan, hatta Umberto Eco'nun bir yazısından fazlaca esinlendiği söylenen ünlü makalesi, 14 maddeden oluşuyor.

1. Güçlü ve sürekli milliyetçilik: Faşist rejimler, sürekli olarak vatansever şiarlar, sloganlar, semboller, marşlar ve diğer argümanları kullanma eğilimindedir.

2. İnsan haklarının aşağılanması ve hor görülmesi: Düşmandan korku ve güvenlik ihtiyacı nedeniyle, faşist rejim altındaki insanlar, 'ihtiyaç' gereği belirli durumlarda insan haklarının göz ardı edilebileceğine ikna edilirler. İnsanlar işkence, yargısız infaz, siyasal suikast, uzun süreli gözaltı gibi uygulamalara karşı başını başka tarafa çevirme, hatta bunları onaylama eğilimindedir.

3. Düşmanların/günah keçilerinin birleştirici bir neden olarak tanımlanması: Ülkenin güvenliğini ve bütünlüğünü tehdit eden düşmanın ortadan kaldırılması için insanlar histerik kalabalıklara katılıp sokaklara dökülür; Bu düşman tanımının içinde ırksal, etnik ya da dinsel azınlıklar, liberaller, komünistler, sosyalistler, teröristler, vs. vardır.

4. Ordunun ve militarizmin yüceltilmesi: Yaygın yerel sorunlar olduğunda bile, orduya hükümet bütçesinden aşırı miktarda pay verilir ve yerel gündemler göz ardı edilir. Askerler ve ordu hizmetleri alabildiğini yüceltilir.

5. Cinsel ayrımcılığın şahlanışı: Faşist ulusların hükümetleri, neredeyse tamamen erkek-egemen olma eğilimindedir. Faşist rejimlerde, geleneksel cinsiyet rolleri daha katı hale getirilmiştir. Kürtaj karşıtlığı ve homofobi had safhadadır.

6. Kitle iletişim araçlarının kontrol altına alınması: Kimi zaman medya hükümet tarafından doğrudan kontrol edilirken, diğer durumlarda dolaylı olarak diğer genelgeler, mevzuatlar, sempatik medya temsilcileri ya da yöneticileri tarafından kontrol edilir. Sansür, özellikle savaş dönemlerinde oldukça yaygındır.

7. Ulusal güvenlik takıntısı: "Korku" hükümet tarafından, kitleler üzerinde harekete geçirici bir araç olarak kullanılır.

8. Din ve yönetimin iç içe geçmesi: Faşist ulus hükümetleri, ulus içindeki en yaygın dini, kamuoyunu manipüle etmek için bir araç olarak kullanır. Dini retorik ve terminoloji, dinin ana doktrinlerinin hükümet politikalarına veya eylemlerine tamamen karşıt olduğu durumlarda dahi, hükümet liderleri tarafından yaygın olarak kullanılır.

9. Özel sermayenin gücünün korunması: Faşist uluslardaki sanayi ve iş aristokrasisi, sıklıkla hükümet liderlerini iktidara getirenlerdir. Bunu hükümetle iş dünyası arasında karşılıklı çıkara dayalı bir ilişki tesis ederek ve belli bir iktidar eliti yaratarak yapar.

10. Emek gücünün baskı altına alınması: Faşist hükümete karşı tek gerçek tehdit emeğin örgütlü gücü olduğundan, işçi sendikaları ya tamamen saf dışı edilir ya da şiddetle baskı altına alınır.

11. Aydınların ve sanatın küçümsenmesi: Faşist uluslar, yüksek öğrenim ve akademiye karşı açık bir düşmanlığı körükler ve teşvik eder. Profesörlerin ve diğer akademisyenlerin sansüre uğraması, hatta tutuklanması yaygındır. Sanatta ifade özgürlüğü açıkça saldırı altındadır ve hükümetler genellikle sanata bütçe ayırmayı reddeder.

12. Suç ve cezalandırma ile baskı altına alma: Faşist rejimlerde, polislere kanunları zorla uygulamaları için neredeyse sınırsız bir yetki verilir. İnsanlar genellikle, polisin suistimallerine göz yummaya ve hatta vatanseverlik adına sivil özgürlüklerden feragat etmeye razı olur. Faşist uluslarda, sınırsız güce sahip ulusal bir polis kuvveti vardır.

13. İnsan kayırma ve yozlaşmada sınır tanımama: Faşist rejimler neredeyse her zaman, yönetim kadrolarına birbirini atayarak hükümetin güç ve otoritesini onları hesap vermekten korumak için kullanan bir grup ahbap ile müttefikleri tarafından yönetilir. Ulusal kaynakların ve hatta hazinenin tahsisi ya da bunların hükümet liderleri tarafından açık bir şekilde gaspı, faşist rejimlerde rastlanmayan bir olgu değildir.

14. Hileli seçimler: Faşist uluslardaki seçimler bazen tamamen göz boyama amaçlı yapılır. Diğer zamanlarda ise seçimler, çamur atma kampanyaları, hatta muhalefet adaylarının öldürülmesi, seçmen oylarının ve seçim bölgelerinin kontrolü için yasama kurumlarının alet edilmesi ve medya manipülasyonu gölgesinde yapılır. Faşist uluslar, tipik olarak kendi yargı sistemini seçimleri manipüle ya da kontrol etmek için kullanır.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
MEYVE ARTIKLARI, TEMİZLİK MALZEMESİ OLDU
MEYVE ARTIKLARI, TEMİZLİK MALZEMESİ OLDU
ELAZIĞSPOR'DAN GÜRSEL EROL'A TEŞEKKÜR
ELAZIĞSPOR'DAN GÜRSEL EROL'A TEŞEKKÜR