Advert
KANAAT EKONOMİSİ YA DA KÜÇÜLME!
Nevzat ÜLGER

KANAAT EKONOMİSİ YA DA KÜÇÜLME!

Bu içerik 1585 kez okundu.

Mustafa Özel;  iktisadı roman üzerinden anlatan adamdır. Kanaat ekonomisini de Servantes’in ünlü kahramanına uyguluyor.

         Vahşi kapitalizme karşı bir kısım insanlarca önerilen “Kanaat Ekonomisi” hakkında şöyle diyor:

         “Kanaat ekonomisi Don Kişot’ça bir ifadedir. Don Kişot son dört asrın en sempatik adalet nöbetçisidir. Dünya edebiyatının en ciddi ve en mahzun kahramanı. İlkeli yaşamak, daha doğrusu Kitab’a göre yaşamak istiyor. Yoz bir çağın suratına ‘kitabî hakikati’ haykırıyor. Komik gözükmesi bu yüzden!

         “Kanaat ekonomisinin ön şartı, kanaatkâr toplumdur” diyor ve can yakıcı soruyu ortaya atıyor:

         Siz bana kanaat toplumunu gösterin, ben de size kanaat ekonomisini anlatayım!”

        Peki, küresel sistem içinde kanaatkâr olmak mümkün mü? Belki mümkün, fakat en azından şimdilik arzuya şayan değil!

         Ansiklopedi’den kanaat maddesini okuyalım: ‘Payına razı olma’, ‘kişinin azla yetinip elindekine razı olması, kendisinin ve sorumluluğu altında bulunanların ihtiyaçlarını asgari ölçüde karşılayabileceği maddi imkânlarla yetinip başkalarının elindeki şeylere göz dikmemesi, aşırı kazanma hırsından kurtulması’ şeklinde ifade edilmiş.  

         Bir adım sonra; hırs, tamah, hazlara düşkünlük ve tûl-i emel gibi kavramlarla ifade edilen mal ve dünya tutkusunun kalpten silinmesiyle kazanılan ahlâkî bir erdem olarak değerlendirilmektedir. Bu ifade bazı sufilerin amacıyla örtüşüyor.

         Peki, sen ey dindar insan, azla yetinip elindekine fit olmaya razı mısın? Sayın Cumhurbaşkanımız topluma; 2019 yılında ekonomik büyüme beklemememizi; elimizde bulunanla yetinip payımıza razı olmamızı, başka ulusların elindeki şeylere de göz dikmememizi söylese toplum ne der? Bazıları bu cümleyi normal karşılasa bile, onu kaç kişi takip eder? 

         Ekonomik büyüme ve kalkınma, modern dünyanın en dokunulmaz putudur! GSMH elimizde adeta şaşmaz bir ölçü! Gelirin adil dağılımına kimler razı acaba?

         Şu sıralarda Batı dünyasında DEGROWTH (küçülme) diye moda bir tabir var; bazı düşünürler artık ekonomilerin sistemli biçimde küçültülmesinin kaçınılmaz olduğunu söylüyorlar. Fakat ne yazık ki bunlar genelde varlıklılara değil, ‘doğruları güçsüzlere anlatan modern zaman havarileridir’. Anlatıları dünyanın efendileri için fazla kulak tırmalayıcı.

         Her şeye rağmen on yıl önce “küçülme” kelimesini sürekli ekonomik büyümenin alternatifi olarak birkaç neoliberal profesör ve bazı aktivistler kullanırken, bugün “küçülme ekonomisi” hakkında üst düzey değerlendirilmiş makaleler ve geniş çaplı tercüme edilmiş Degrowth gibi kitaplarla akademik disiplin haline gelmiş durumda. İnternette çokça makale var.

         Küçülmek istemeyen namert olsun; ama önce G-8 mensubu ekonomilerden başlamak gerekmiyor mu? Zaten öbürlerinin sadece adı var. ABD tek başına Güney Amerika ile Afrika’nın toplamından daha fazla ekonomik değer üretiyor. Havariler önce Amerikalıları, Alman ve Japonları ikna etsinler. Bu konuda yoksul için söz değil, icraat önemli.

         Peki, umut yok mu? Elbette var, umutsuzluk haramdır.

         İnsanların geliştirdiği bütün toplum sistemleri ‘tarihsel’dir; yani zaman içinde ortaya çıkar, büyür, gelişir ve sonra yok olurlar. Binlerce yıldır bildiğimiz haliyle dünyada üretim insanların ‘gerçek’ ihtiyaçları için yapılıyordu. İnsanoğlunun yeme/içme, giyinme, barınma gibi biyolojik ihtiyaçlarını karşılamaya yönelikti ekonomik faaliyet. Sadece para kazanmaya odaklı faaliyet yok değildi tabii, fakat sınırlıydı.

         ‘Kanaat ekonomisi’ gerçekliği olmayan temelsiz bir kavram mıdır? Tam aksine, adalet ve kanaat gibi temel kavramlara sarılmanın vakti gelmiş bulunuyor. Tarih lineer değil, dairevidir, spiraldir.

         Eğer kapitalizmin ebedi olduğuna inanan varsa tövbe etsin. Kapitalizm de, önceki bütün tarihsel sistemler gibi, bir sona yaklaşıyor. Sınırsız tüketim, gezegenimizin sınırlı varoluş imkânlarını tüketmek üzeredir. Artık iyi sistemlere kafa yormanın vaktidir.

         “Daha çok demokrasi demek, yalnız daha çok referandum (seçim) demek değildir. Ekonomik demokrasi, üretim ve tüketim modellerini biçimlendirirken demokratik katılımdır.”

         İktisatçılar; edebiyattan zevk almak için, edebiyatçılar; edebiyatın iktisattaki varlığını yakından müşahade etmek için Prof. Dr. Mustafa Özel’i okumalıdırlar.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X