Advert
AK PARTİ – DAVA – SİYASAL İSLAM
Mehmet AYAZ

AK PARTİ – DAVA – SİYASAL İSLAM

Bu içerik 1472 kez okundu.

        Ak Parti iktidarda tek başına en uzun süre kalma başarısı gösteren Türkiye siyaset tarihindeki tek partidir. Bu kadar uzun süre kalmasının sosyolojik, ekonomik, politik ve dini temelleri bulunmaktadır. Burada üzerinde durmak istediğimiz konu dini içerikli olanı.

Ak Parti içinden uzun süredir söylenen dava söylemi bana bir çelişki gibi geliyor. Dava söylemini en çok dillendiren içerdeki geçmişi İslamcı olan tipler. Davadan kastın dini ve ahlaki değerleri koruyup, yüceltmek olduğunu herkes bilir. Aslında ortada dava olarak görülecek bir hareket yok ama yine de geleneksel İslamcı zihniyet özünde liberalizmin hakim olduğu bu partiyi dava olarak kabullenebiliyor.

        Ak Parti dışından özellikle laik çevre, bu siyasi hareketi ‘siyasal İslam‘ olarak değerlendirmesinde eğer bir kasıt yoksa tamamıyla cehaletin ta kendisidir. Hoşlarına gitmeyen her icraatta ‘’bunlar siyasal İslamcıdır ondan dolayı böyle yapıyorlar’’ demek işin tabiatına aykırıdır. Ak Parti'nin böyle bir kurumsal kimliği yoktur, yola çıkarken kendisini böyle konumlandırmadığı gibi bu tür siyasi hareketleri de eleştirmiştir. Yönetici kadrosunda dindarların bulunması partiyi siyasal İslam olarak görmemizi gerektirmez.

       Ak Parti kuruluş aşamasında kendini deklere ederken hiçbir dini argümanı kendilerine referans almayacaklarını, kendilerinin İslamcı (kurumsal olarak) olmadığını iç ve dış kamuoyuna bağıra çağıra duyurdular. Parti kurucuları ve yetkili organlarında görev alanların çoğu dini bir gelenekten gelmiyorlardı. Bu halen kısmen de olsa böyle devam etmektedir. Zaten Ak Parti konjonktür partisi olduğundan böyle bir şeyin olma olasılığını ortadan kaldırıyor. 28 Şubat süreci gibi toplumun birçok kesimini mağdur eden sosyolojik bir olay ve 2001 yılındaki herkesin derinden etkilendiği ekonomik kriz ak partiyi iktidara taşımıştır. İşte o sıkıntıların ortaya çıkardığı konjonktürün neticesidir Ak Parti.

         Ak Parti yönetimi o dönemlerde meşruiyet kazanma adına dini refere etmekten yıllarca hep uzak durdular ve bundan imtina ettiler. Daha sonraki yıllarda 28 Şubat mantığının hortlatılmak istenmesi, Ergenekon olayları, cumhuriyet mitingleri, başörtüsü mağduriyetlerinin devam etmesi, Ak Parti'ye açılan kapatma davası gibi olaylarla bir mağduriyet yaratılmış ve netice itibariyle İslami kesim de topa girmiş ve Ak Parti'yle beraber savunma mekanizması geliştirmiştir. Belirli bir süre devam eden bu birliktelik süreç içerisinde farklı bir hal almıştır. İlkeli davranış sergileyenler, iktidarın imkanlarından nemalanmak istememişler ve ak partiyle yollarını ayırmışlardır. Ama diğer bir kesim var ki, bunların başında Fetö olarak bildiğimiz yapı geliyor, bunlar kendi maslahatları için her türlü desteği verdiler, bunların yanı sıra kendilerini geçmişte radikal olarak tanımlayan şuurlu! Müslümanlar da vardı. Bunlar kendilerine sunulan iktidarimkanlarını sonuna kadar kullandılar. Ne de olsa alan da veren de razıydı. Ak Parti arkasında kendisini her koşulda destekleyen birilerini bulmuştu. Fakat bu rüya fazla uzun sürmedi, yolda yürürken herkes birbirini daha iyi tanıdı, kimileri trenden atladı, kimileri trenden atıldı.

           Ak Parti yıllar içerisinde ortaya koyduğu sosyo-kültürel politikalarla söylemleriyle çelişkiye düştü. Dinin haram ve günah olarak kabul ettiği birçok temel konu da kanunlar ve yasalar çıkarıldı. Faiz, zina, şans oyunları, ihalelerdeki eşitsizlikler, işlenen suçlara orantılı ceza uygulanmaması, gibi konular dava partisi anlayışıyla ters düşmüştür.

 Ak Parti içinde bu arada her kesimden oluşan bir grup türedi. Bunlar her alana nüfuz edebilen insanları hizaya çeken söyledikleriyle, yaptıklarıyla ülkede ahkam kesen bir grup. Bunların çoğunun geçmişleri kirli, Fetöyle, PKK ile saf tutmuş bu güruh şimdilerde sütten çıkmış ak kaşık gibi kendilerini lanse ettiriyorlar. Bir dini kimliğe aidiyet hissetmekle iyi bir insan ve iyi bir topluluk olunmuyor. Dini yaşam tarzını hazmetmedikçe dindar olunmuyor.

          Ak Parti merkez güç olduğundan, gücün çekim kuvvetinin etkisiyle birçok oluşum bunun içine girmek istedi ve başardı da. Bu güç öyle bir hal aldı ki kara delik gibi Ak Parti'yi içine çekti. Birbirinden ayrıymış gibi gözüken ama birbiriyle ilintili bu oluşum bir paradoks gibi gözükse de menfaatler etrafında toplandılar. Oluşumun parçaları iş dünyası, medya, akademisyenler, bürokrasi, bazı dini gruplar, parti içindeki ve dışındaki siyasiler. Bunlar şu anda maalesef ülkeyi sonu belirsiz bir girdabın içine soktular. İç ve dış politikada gitgide belirsizlikler artmakta beyhude bir hülyanın peşinde koşmaktadırlar. Pelikancılar, troller öyle bir güç haline geldiler ki iktidarı çok rahat bir şekilde yönetebiliyorlar. Hukuksuzluk bunlar için sıradanlaşan bir durum oldu. Kimileri devşirme yoluyla partiye sızdı, kimileri de farklı vaatlerde bulunarak girdi. Gelinen nokta itibariyle gücü elde ettikleri güce karşı bir güç birliği oluşturup istedikleri her şeyi senkronize bir halde uyguluyorlar.

          Ak Parti bu yönüyle bakıldığında gerçekten bir dava partisi mi?

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X