Advert
ORTADOĞU DENKLEMİNDE TÜRKİYE
Mehmet AYAZ

ORTADOĞU DENKLEMİNDE TÜRKİYE

Bu içerik 458 kez okundu.

Türkiye'nin gündemi yoğun bir şekilde iç siyasete özellikle de İstanbul seçimlerine kilitlenmişken yanı başımızda yeni bir savaşın hazırlıkları yapılıyor.

ABD dünyaya nizam vermek adına bu sefer uzun yıllardır hedef tahtasına koyduğu İran'ı işgale hazırlanıyor. USS Arlington savaş gemisi, bir Patriot hava savunma bataryası, USS Abraham Lincoln uçak gemisi ile 4 nükleer kapasiteli B-52 bombardıman uçağından oluşan bir görev grubunu Körfez bölgesine sevk etti. Şimdi de bölgeye 120 bin asker göndermeyi planlıyor. Bunu İran'a bir gözdağı olsun diye mi yapıyor bilemeyiz ama her koşulda Körfez'in suyu gitgide ısınıyor. Daha önce de kuzey Kore kara suları yakınına üç savaş gemisi gönderip tehdit etmişti, sonra da ABD Başkanı Trump, Kuzey Kore devlet başkanıyla oturup el sıkışmıştı.

ABD eğer bir savaşa girecekse birden çok kazanım elde edeceğindendir. Hiçbir zaman bir taşla bir kuş vurma peşinde olmamıştır, aksine bir taşla birçok kuş vuracaksa ancak büyük riskler almıştır. Buradaki amaçlanan hedeflerin başında bölgede iki tane İsrail devleti kurulması. Birincisi kendi hinterlandı içinde bulunan ülkeleri ele geçirerek büyük İsrail'i kurmak. "Büyük İsrail" projesi, önce yüzyılın anlaşması denilerek tüm Filistin toprakları gasp edilecek, ardından Sina Çölü, Suriye, Ürdün, Lübnan, Irak ve Suudi Arabistan'ın bir kısmı olmak üzere İslam coğrafyasının en değerli ve münbit toprakları ele geçirilecek. İsrail, Filistin meselesini tasfiye etme projesini hayata geçirmek için şu anki tarihsel andan daha iyi bir fırsat bulamaz. Bu tarihsel ânın iki önemli durumu var. Birincisi, Trump’ın etrafında başkan yardımcısından damadına, Dışişleri Bakanı’ndan ABD’nin İsrail ve BM’deki büyükelçilerine varana kadar, bütün ekibin Siyonist olması. İkinci şık ise, şu anki tarihsel dönemeçte Filistinlilerin açığa düşmesi ve Arapların stratejik zaafı şeklinde somutlaşıyor. Sadece uğursuz anlaşmayı “Bölgesel Çözüm” adlı plan üzerinden kabul ettirerek değil, daha da kötüsü, İran nüfuzuna karşı bir güç kurmak gibi fikirler karşılığında Filistin sorununun kenara itilmesi ve bu davanın Arapların önem verdiği konular arasından çıkarılması isteniyor. Mesele gerçekte ABD’nin Araplara yönelik şantajından öteye geçmiyor. Bu amaçla bölgede güçlü ülke kalmamalı önce Irak ardından Suriye şimdi de İran, hepsi için de dünyayı aldatacak bahaneler üretildi. İşgalleri meşrulaştırmak için ayrı ayrı gerekçeler sunuldu.

2011 yılında İslam coğrafyasında baş gösteren Arap Baharı denilen ayaklanmaların sonucu olarak başta Mağrib ülkeleri olmak üzere Arap Körfezi'nde de rejim değişikliklerinin yaşanmasına sebep olmuştur. TunusMısırLibyaSuriyeBahreynCezayirÜrdün ve Yemen'de büyük çapta; Moritanya, Suudi Arabistan, UmmanIrakLübnan ve Fas'ta küçük çapta olmak üzere tüm Arap dünyasında baş gösteren mitingler, protestolar, halk ayaklanmaları ve silahlı çatışmalardır. ABD iletişim, propaganda ve diğer yöntemleri kullanarak devrimleri yönlendirmeye, Suudi Arabistan, Bahreyn, Yemen, Fas, Ürdün, Umman vb. diktatör yönetimleri kurtarmaya çaba göstermektedir. Bu bahar, coğrafya insanına hiçbir katkı sunmadığı gibi daha çok kaos getirmiştir. İşte Kaddafi sonrası Libya, birkaç ayrı grup tarafından yönetilen ülke, birkaç farklı bölgeye ayrılmış durumda. Şu anki kaosların sebebi bölgede güçlü ülke ve devlet kalmaması içindir. Yaşanan değişimler bölge gerçekleriyle pek uyuşmuyor, özellikle zengin körfez ülkelerinin genç nüfusu, yaşlı ve geleneksel yönetimlerle çatışıyor. Demografik ve ekonomik durum bu baharların fazla uzun sürmeyeceğini gösteriyor. Bu açıdan İran'a acil müdahalede bulunulması gerektiğini düşünüyorlar.

İkinci İsrail devleti ise kendi coğrafyasından biraz ötede kurulacak Kürdistan devletidir. Yaklaşık dört ülkenin (Türkiye, İran, Irak ve Suriye) toprakları üzerinde kurulması istenen devlet Amerika ve İsrail in uzun yıllardır arzuladıkları bir durumdur. Amerikalılar çeyrek yüzyıldır, Irak işgalinden bu yana Türkiye'yi stratejik müttefik olarak görmüyor. Amerikalılar Türkiye'den uzaklaşmanın yanında düşmanlarından yana seçimini yaptı. Türkiye'nin düşmanları olarak ABD'nin Ortadoğu'daki Kürdistan diye bilinen projesidir. Kürdistan'ın oluşturulmasının Türkiye'nin toprak bütünlüğü için tehdit olduğu dünyada herkes tarafından bilinen bir durum. Suriyeli ve Iraklı Kürtlerin birleştirilmesi sayesinde Ortadoğu'daki dayanağı olarak bir Kürt bölgesi (daha sonra devletleştirilecek) olmalı. Bu yüzden Amerikalıların şu an için temel amacı, her ne olursa olsun Türkiye'nin Suriye'nin Kürt bölgelerine operasyon düzenlemesine fırsat vermemek. Uzun vadede orada Kürt devleti için temelin oluşturulması ve bu bölgenin Suriye'den ayrılması planlanıyor. Arap halklarının arasında denize çıkışı olmayan bir Kürdistan’ın yaşamasının mümkün olmadığını görüyor. O nedenle, önce, yüzyıldır farklı siyasal ve sosyal ortamda yaşamış parçaların birbirine alıştırılması sağlanacak. Kuzey Irak bir hayli mesafe almış durumda. Şimdi Suriye’de de Kuzey Irak’a benzer bir yapı ortaya çıkarılacak.

ABD’nin Suriye'de bulunma nedeni IŞİD idi. Bu tehdit büyük ölçüde ortadan kalktı. ABD, şimdi İranlı ve İran'a bağlı grupların Suriye'den çıkmasını istiyor. Bu hedefine varmak için Suriye'de çoğunluğu Rojava Kürdistanı'nda bulunan 2 bine yakın askeri ve 20 civarında üssünü sahada yerel bir güce dayanarak tutması gerekiyor. Bu güç de YPG ve Kürtlerdir. ABD’nin Türkiye’ye karşı YPG ısrarı ve savunusunun en önemli gerekçelerinden biri budur. Donald Trump ABD'ye başkan seçildiğinde, "Ben Kürt güçlerin büyük bir hayranıyım. Aynı zamanda, Türkiye ile potansiyel olarak çok başarılı bir ilişkimizin olabileceğini düşünüyorum. Her ikisini bir şekilde bir araya getirmek gerçekten harika olacaktır" demişti. ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey de 1 Kasım'da Paris'te Al Arabiya'ya verdiği demeçte "ABD'nin iki ortağı, Türkler ve Kürtler, arasında çözüm için çaba harcıyoruz.

Suriye savaşı Suriye halklarının savaşı olmaktan çıkarak, Ortadoğu’nun geleceğinde güçler dengesi için bir savaşa dönüşmüş görünüyor. Savaş, küresel ve bölgesel dış aktörler tarafından Suriye dışındaki silahlı grupların da dahil edildiği vekaletle yapılıyor. Bu gerçekliğe karşın, Kürtler her türlü alternatifte hesap edilmesi gereken önemli bölgesel bir aktör konumundadırlar. Kürtlerin de ulusal demokratik haklarını elde etmede ve onu kalıcı kılmada bu güçlere ve onların garantörlüklerine ihtiyaçları var.

Kuzey Irak, Kuzey Suriye ve Türkiye’nin güneydoğusunun bir kültürel, sosyal ve ekonomik bütünlük sağlanması hedefi önceki yıllarda bir hayli dillendirilmişti. “Açılım süreci” sırasında projenin Türkiye ayağı bakımından bir hayli mesafe de alınmıştı. Açılım”ın rafa kaldırılması ile inkıtaya uğrayan proje şimdi tekrar ısıtılıyor.

Sonuç olarak gücü olmayan ve manevra kabiliyetini yitirmiş bir İslam dünyası realitesiyle karşı karşıyayız. Bunun aşmanın tek yolu İslam dünyası içinden küresel bir güç çıkarmak olacaktır. Osmanlı imparatorluğunun küresel güç olması ve İslam ülkeleri üzerindeki hamiliği gibi bir durumun yeniden oluşturulması şart. Buna siyasi, etnik, mezhebi ve jeopolitik pozisyonundan dolayı en uygun ülke Türkiye'dir. İslam dünyasını teşkil eden ülkeler pragmatist düşünseler dahi böyle güçlü bir ülkeye ihtiyaçları vardır.

Yoksa bu filmi bize daha çok izletirler.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İKİNCİ HAFTA MAÇLARI OYNANACAK
İKİNCİ HAFTA MAÇLARI OYNANACAK
TEMSİLCİLERİMİZ ÖZEL MAÇ YAPACAK
TEMSİLCİLERİMİZ ÖZEL MAÇ YAPACAK