Advert
YATIRIMIN FİNANSMANI VE GELİRİN DAĞILIMI (1)
Nevzat ÜLGER

YATIRIMIN FİNANSMANI VE GELİRİN DAĞILIMI (1)

Bu içerik 1985 kez okundu.

      Dünyanın gelişmiş veya gelişmekte olan bütün devletlerinde zaman zaman önemli sorunlar meydana gelebilir ve gelmektedir de. Önemli olan, meydana gelen bu sorunu sebep-sonuç ilişkisi içerisinde doğru teşhis ederek doğru çözümler üretebilmektir.

      Gelişmekte olan ülkelerde ekonomi daha çok devletlerin kontrolünde olduğu için, çözüm noktasında, en azından mevzuat çıkarılması noktasında devletin etki alanı ve etki katsayısı oldukça yüksektir. Ancak bu noktada etkili ve yetkili özerk kuruluşların kararları da ekonominin gidişatına tesir etmektedir. Faizlerin oranını artırıp artırmama yetkisi elinde olan bir kurum, faizlerin artması ile yatırımların azalacağını bildiği halde faiz oranlarını düşürmüyorsa işleyişi yeniden gözden geçirmek gerekebilir. Çünkü özel sektör, getirisi yüksek, riski ve gideri olmayan faizi bırakıp yatırıma gitmeyeceğinden, GSMH içerisinde devlet hakimiyeti artacaktır. Bunun sonucunda da verimsizlik başlayacak ve gelişmeye ket vuracaktır. Elbette bu konular tartışılabilir ama bu güne kadar yaşadığımız tecrübeler bu konularla ilgili olarak maalesef güzel şeyler söylemiyorlar. Ben bu konuya hem kalkınma, hem kalkınmanın finansmanı ve hem de gelirin adil dağılımı açısından baktığımı özellikle belirtmeliyim.

       Aslında biz, yatırımcılardan faizli kredi kullanarak yatırım yapmalarını istiyoruz ki, bu eşyanın tabiatına aykırıdır. Halbuki dünya yatırımı nasıl yapıyorsa biz de öyle yapalım. Ekonomik açıdan yapılan bütün değerlendirmeler, yatırımın faizle ilgisinin olmadan yapılması gerekiyor. Dünya bunu yapıyor. Çözümü, dünyanın yatırımı nereden finanse ettiğine dikkat ederek bulmak mümkün. Nasıl?

         Batı dünyası, yatırımın finansmanını hisse senedi yoluyla sağlıyor. Bunu da adına “Risk Sermaye Şirketi”- “Venture Capital” denilen kurumlar eliyle sağlıyor. Ayrıntısına geçmeden önce belirtmeliyim ki İslam dünyası da bunu “Özel Finans Kurumları” eliyle kullandığı enstrümanlarla kısmen sağlamaya çalışıyor. Aslında hem Batı dünyası hem de İslam dünyası “faizsiz sermaye”nin peşindedir. Biri bunu yalnız ekonomik gerekçelerle yaparken, diğeri bunu hem ekonomik hem de dini gerekçelerle yapıyor. Hatta iki dünyanın da yatırımın finansmanı noktasında, finans aletleri konusunda aralarında bir problem yok hatta bir uyum var: “Faizsiz sermaye tedariki.”

        Batı, risk sermaye şirketine çeşitli kaynaklardan fon aktarıyor. Emekli sandıkları, sosyal güvenlik kurumları vs. bu şirketlere para yatırıp onlardan hisse senedi alıyorlar. Yani önce şirketi finanse ediyorlar, karşılığında hisse senedi alarak ileriye yatırım yapıyorlar. Hisse senedi alınan şirketler faizsiz sermaye ile yatırım yapıp büyürken, bu fonların da hisse senetleri prim yapıyor. Sonra risk sermaye şirketleri hisse senetlerini borsada oldukça yüksek fiyatlara satmaya başlayınca da büyük karlar elde ediyorlar. Elde ettikleri bu karların da % 80’ini fonu sağlayan kaynaklara ve mudilere verirken % 20’sini de kendisi alıyor.

         Bu uygulamanın Türkiye ekonomisi için bir önemi var mı? Var. Hem de çok var. Neden?

     Türkiye’de büyük şirketlerin kredi bulma sıkıntıları yok. Hem tanınıyorlar hem de talep edecekleri krediyi karşılayacak, bankanın istediği karşılığa yetecek kadar menkul ve gayrı menkulleri var. Yani hem kredi veren kuruluş açısından hem de kredi kullanan şirket açısından bir sorunla karşılaşılmıyor. Ancak yeni kurulmuş veya yeterince gelişmesini sağlayamamış bir şirketin bilinen klasik yöntemlerle finansman sağlaması hemen hemen imkansız gibidir. Çünkü önlerine bir sürü şart sürülmektedir. Sonuçta da küçük şirketlerin kredi bulmaları oldukça zordur. Halbuki ülke ekonomisinin ve ülke istihdamının % 80’ini sağlayan bu şirketlerin kredi bulamama/alamama gibi bir boşlukları vardır. Bu boşluğa olayı tespit edip çözüm getiren İngiltere Başbakanının ismine izafeten “Mac Millan” boşluğu deniyor. İşte Batı’da risk sermaye şirketlerinin, İslam dünyasında da özel finans kuruluşlarının yaptığı iş, aslında bu Mac Millan boşluğunu doldurmak esası üzerine bina edilmiştir.

       Bu noktada risk sermaye şirketlerinin Batı dünyasında yeterince işlevsel olmasına karşılık, özel finans kuruluşlarının aynı işlevsel konuma geldiğini ne yazık ki henüz söyleyemiyoruz. Ancak ümitlerimizi artırıcı gelişmelerin olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X