Advert
 BİR YIL DAHA BOŞA MI GEÇTİ?
Habib KARAÇORLU

BİR YIL DAHA BOŞA MI GEÇTİ?

Bu içerik 1115 kez okundu.

            Bu hafta sonu karnelerin verilmesiyle bir öğretim yılını daha geride bırakmış olduk. Genç bir nüfusa sahip olan ülkemizde ilk ve orta öğretimde okuyan 18 milyon, yüksek öğretim de ise yaklaşık 8 milyon olmak üzere toplamda 26 milyon öğrencisiyle ve M.E.B.’daki bir milyonun üzerindeki öğretmen ve üniversitelerdeki yüz binin üzerindeki akademisyeniyle nüfusumuzun üçte birini oluşturan eğitim ordusu için bir yıl daha geride kalmış oldu.

            Bu hafta sonu yapılacak olan YKS (Yüksek Öğretim Kurumları Sınavı)’ye yine iki buçuk milyona yakın öğrenci katılacak ve bu öğrenciler geleceklerini önemli ölçüde ilgilendiren sınavlarda ter dökecekler. Bu öğrencilerin ancak yüzde on kadarı mezun olduğunda bir iş bulma imkânına sahip kontenjanlara yerleştirilir iken yüzde doksanı sırf açıkta kalmamak amacıyla bir tercih yapacak ve geleceğe ilişkin umutlarını kaybetmemek uğruna üniversiteye gidecekler.

            Geçen yıl yapılan TYT (Temel Yeterlilik Testi) sınavında çok ilginç sonuçların elde edildiğine bakacak olursak bu yıl için de pek fazla ümitvar olmanın bir anlamı da yok gibi. Çünkü bir yıl içerisinde eğitimde “eski hamam, eski tas” olarak değişen bir şey olmadı. 2018 TYT'de sınavı geçerli olan 2 milyon 260 bin 273 adayın testlerdeki ortalama doğru cevap sayıları şöyle: Türkçe 40 soruda 16,179 ortalama, Sosyal bilimler 20 soruda 6,003 ortalama, Temel matematik 40 soruda 5,642 ortalama ve Fen bilimleri 20 soruda 2,828 ortalama. Bu tablo eğitimde tam olarak bir iflas bilançosu gibi. Özellikle Temel Matematikte 40 soruda 5,642 ortalama ile Fen Bilimlerindeki 20 soruda 2,828 ortalama çok vahim bir tabloyu göz önüne koymakta. Bu iflasın sorumluları kimlerdir diye sorsak; liseler ortaokulu, ortaokullar ilkokulu, ilkokullar ise aileleri, aileler de yetkilileri, yetkililer ise dönüp önce öğretmenleri, daha sonra sistemi kusurlu olarak göstereceklerdir. Öğretmenlere sorsak kusurlu ve yanlış olan sistem ve yetkililerdir. Velhasılı hiç kimse bu iflasın sorumluluğunu kabul etmeyecek ve herkes kabahati başkalarına yükleyecektir. Son on altı yılda yedi kere bakan, on beş kere sistem değiştiren bakanlık bir türlü aradığı istikrara kavuşamamıştır. Eğitim konusunda milli bir politika geliştirememiş ve uygulamaya koyamamış olan Milli Eğitim Bakanlığımız bu devasa sorunu “yazboz tahtası” usulü ile yıllardan beri çözmek bir yana içinde bulunduğumuz zaman itibarı ile iyice içinden çıkılmaz hale getirmiştir.

            1949 yılında ABD ile yapılan Fulbright anlaşması ile hâkimiyet alanını Amerika’ya kaptıran eğitim sistemimiz sonrasında bir türlü iflah olamamıştır. Arkasında ABD’nin olduğu 28 Şubat post modern darbesinin bir dayatması olarak uygulamaya konulan “sekiz yıllık kesintisiz eğitim” sürdürüldüğü on beş yıl içerisinde gerek İmam Hatip Liselerinin de içinde yer aldığı mesleki eğitime, gerekse genel eğitime önemli oranda onarılması güç zararlar vermiştir. Ancak, eğitimi bitirme noktasına getiren bu çağdışı uygulamanın 2012 yılında kaldırılıp yerine konan 4+4+4 sitemine geçilmesiyle birlikte on iki yıla çıkarılan zorunlu eğitim modeli de mevcut problemi çözmek bir yana daha da sıkıntılı bir hale sokmuştur.

            2012 yılından itibaren uygulamaya konulan on iki yıllık zorunlu eğitim bugün özellikle liseleri, öğrenci ve öğretmenler açısından tahammül edilemez birer mekân haline dönüştürmüştür. Öğrencilerin yeteneklerini ve zekâ yapısını hiç nazarı dikkate alınmadan hazırlanmış olan lise müfredatları adeta okulu öğrenci ve öğretmenler açısından birer cezaevine çevirmektedir. Bu nedenle bugün eğitimin ıslahı ve öğrencilerin yararı dikkate alınacaksa, yapılacak ilk iş eğitimi 28 Şubat 1997 öncesindeki eski şekline çevirmektir. Beş yıllık zorunlu temel eğitimden sonra öğrenciler yetenekleri doğrultusunda ortaokul ve liseler yanında mesleğe yönlendirilmelidir. Bu nedenle tüm meslek liselerinin orta bölümleri açılmalı, meslek liseleri cazip hale getirilmeli, her türlü meslekle ilgili okullar açılıp sayıları çoğaltılmalı, bu okullara, kaliteli bir eğitim açısından kalifiye öğretmen, bina, araç gereç ve her türlü donanım desteği yapılmalıdır. Bu konu ülkemizin sanayi, teknoloji, tarım ve endüstri açısından gelişip kalkınabilmesi için elzem bir meseledir.

            Eğitim sistemimizin ellerine kelepçe, ayaklarına ise pranga vurulması Osmanlı devletinin zayıflama döneminde başlamış, günümüze kadar devam etmiştir. Bugün eğitim sistemimizin en önemli çıkmazlarından biri ahlak ve maneviyat ekseninden uzaklaşmış olmasıdır. Özellikle Tanzimat dönemiyle birlikte etki alanına girdiği batı modelinin dayattığı maddeci yani Materyalist bir yapıya girmiş olmasıdır. Bu anlayışın temelinde evrenin tek yaratıcısını ve O’nun insanla ilgili tekliflerini reddetmek vardır. Bu zihniyet insanı, hayatı ve toplumu değersiz kılan düşünceleri içinde barındırması nedeniyle fıtrata aykırı uygulamaları dayatmakta ve eğitimi sevilmez ve çekilmez bir hale getirmektedir. Ahlak ve maneviyattan yoksun bir eğitim sistemi toplumu asla başarıya ulaştıramayacak ve insanları mutlu edemeyecektir.

            İnanç ve maneviyattan yoksun bir şekilde yetişen gençler büyük bir boşluk içerisinde bocalamaktadır. Özellikle liselerde son yıllarda yaşanan öğrenci, öğretmen ve idarecilere yönelik şiddet önlememekle birlikte artarak devam etmektedir. Liselerde görevlendirilen “okul polisi” ve okul civarında devriye gezen emniyet güçleri, ayrıca güvenlik görevlileri birer suç makinesi olarak okula devam eden psikolojisi bozuk öğrencilerin neden olduğu olaylarI tam olarak önlemekte yetersiz kalmaktadırlar. Çünkü bugün eğitim kurumlarındaki disipline dayalı problemlerin, meydana gelen adli vakaların ve akademik başarısızlığın en önemli nedenlerinden biri “karma eğitim” sistemidir. Ortaokul ve liselerdeki karma eğitim modeli Materyalist batıcı zihniyetin bir dayatması olarak uygulanmakta ve bahsettiğimiz problemlerin ana nedeni olarak karşımızda bulunmaktadır. Okulların kız ve erkek olarak ayrılması fıtratın ve hayatın bir gerçeği olmasına rağmen konunun laiklik, çağdaşlık, eşitlik ve pedagoji gibi alanlara çekilmesi tamamen bilimsellik ve akılcılıktan uzaktır. Başta İngiltere olmak üzere batı ülkeleri karma eğitimin okullarda şiddet, cinsel taciz ve diğer olumsuzluklarını tesbit ederek, bu uygulamadan vazgeçmekte ve okulları kız ve erkek diye ayırmaktadırlar.

            Milli Eğitim Bakanlığının yeni öğretim yılında uygulamaya koyacağı ara tatiller ise ileride ayrı bir problem oluşturma potansiyeli taşımaktadır. Toplam 180 iş günü bulunan bir öğretim yılında, öğretim döneminin, sıcak havaların hüküm sürdüğü ve doğru dürüst derslerin işlenmediği Eylül ayında bir hafta erken başlatılması, Haziran ayında ise bir hafta uzatılması sonucunda Kasım ve Nisan aylarında birer haftalık iki ara tatilin konulması gerçek hayattan çok uzak ve çok gereksiz bir uygulamadır. Bu ara tatiller öğrencinin dinlenmesinden daha ziyade okuldan soğumasına ve ders çalışma konusunda rehavete kapılmasına neden olacağından pedagojik yönüyle yanlış bir uygulamadır, bu yanlıştan bir an önce dönülmelidir.

            Sonuç olarak, ülkenin her yönüyle geleceği demek olan eğitimin bu kadar yanlış sistemler ve uygulamalarla içinden çıkılmaz ve verimsiz hale getirilmesi ağır bir vebaldir. İşsiz sayısını arttırmaktan başka bir işe yaramayan, ülke kaynaklarının boş yere harcanmasına neden olan ve dahası kalkınma ve ilerleme konusunda diğer ülkelerden geri kalmamıza neden olan ve daha da önemlisi milli olmaktan çok uzakta olan bu sistem ne zaman değişecektir? Önümüzdeki yıllar yine boşa mı gidecek, geleceğimiz ve gençliğimiz yine heba mı edilecektir? Bu yanlış yolda yürümekten vazgeçelim, gerçekleri millete açıklayalım, milletin desteği ile kelepçe ve prangaları kıralım artık. Rabbim başta idarecilerimiz olmak üzere bize bu şuuru, cesareti ve gayreti nasip etsin. Âmin.

                       

 

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X