Advert
SEÇMEN ETKİLENMEDİ AMA DEMOKRASİ KAZANDI
SIRAÇ KOÇ

SEÇMEN ETKİLENMEDİ AMA DEMOKRASİ KAZANDI

Bu içerik 794 kez okundu.

23 Haziran İBB Başkanlığı seçimi nedeniyle adayların canlı yayına çıkma kararı, ülkenin en önemli gündem maddesi olmuştu.

Görüldüğü üzere hiç bir şey olmadı.

Zaten geçmiş dönem istatistikleri de, seçmenin bu tip programlardan etkilenerek oy tercihini değiştirmesinin sınırlı olduğunu gösteriyordu.

Yayın öncesinde henüz gerçekleşmemiş bir yayın üzerinden; akademisyenler, siyasetçiler, gazeteciler ve hukuk adamları günlerce tartışma programı yaptı.

Koca koca adamlar, komplo teorileri üreterek bir boks müsabakasına dönüştürmenin formüllerini aradı.

Moderatörün kadın mı erkek mi olacağı, hangi siyasi görüşe yakın olacağı, soruların önceden verilip verilmeyeceği gibi anlamsız konular üzerinden olayı sulandırmaya çalıştılar.

Oysa adayların karşılıklı projelerini aktarması ve eleştirilerini yüz yüze ve toplum önünde aktarmasından daha doğal ne olabilirdi ki?

Tüm dünya demokrasilerinde başvurulan medenice bir tartışma platformu neden bir ölüm-kalım savaşına çevrildi?

30-40 yıl önce TRT’nin tek kanal olduğu dönemde, ülkenin siyasi liderlerinin saygı ve nezaket çerçevesinde yaptığı tartışmaları hatırlamak yeterdi aslında.

50 yıllık usta gazeteci Uğur Dündar, moderatörlüğü kabul etmemeyi de aynı nedenle gerekçelendirdi. İsmi üzerinden başlayan tartışmanın seçim öncesi İstanbul’da bölünmeyi derinleştireceği endişesini paylaştı.

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın özetle, “Kimin kim olduğunu izleyerek öğreneceğiz. Yalanlardan haberdar olacağız. Aydınlatılacağız” şeklindeki ifadeleri, yayın hakkında beklentilerinin yüksek olduğunu gösteriyordu.

Beklenti yüksek olunca, genç rakibi karşısında Yıldırım’ın tecrübesine rağmen performansı en çok merak edilen konuydu.

Program saatine kadar canlı yayının Cumhur İttifakı için önemli bir fırsat olduğu görüşü hakimdi. Çünkü Binali Yıldırım seçimi kazanacağından emin olsaydı, asla bu maça çıkmazdı. Demek ki bütün riskler alınmış ve hazırlıklar buna göre yapılmıştı. Anket sonuçlarına da yansıyan oy oranlarındaki farkın kapanması Yıldırım’ın performansına bağlıydı artık.

 

Gelelim 17 yıl önce Erdoğan-Baykal münazarasından sonra ilk kez tanık olduğumuz İsmail Küçükkaya’nın yönettiği zirveye. Adayların karşılıklı hediyeleşmesi ve Babalar günü kutlaması iyi bir başlangıç oldu. Programın genelinde tartışma beklerken moderatör Küçükkaya’nın formatı nedeniyle münazara izledik diyebiliriz. Ara sıra yaşanan küçük çatışmalar ve müdahaleler büyümeden kapatılmış oldu bu format sayesinde.

31 Mart seçimlerinin neden tekrarlandığı sorusuna Binali Yıldırım’ın verdiği cevap ‘tekrarını biz istemedik’ şeklindeydi. Aradaki farkın toplam sandıkların %10’unun sayılmasına rağmen 13 bine düştüğünü, hepsinin sayılması halinde kendisinin kazanacağından emin olduğunu söyledi. İmamoğlu, aynı soruyu AA üzerinden cevaplamayı tercih etti. Veri akışının neden kesildiği ve 3 bin oy farkıyla seçimi kazandık açıklamasının hangi veriye dayandığı sorusunu ısrarla vurguladı İmamoğlu. Yıldırım ise AA’nın veri akışını kesmesinin nedenini bilmediğini ancak doğru olmadığını özellikle

belirtti. İmamoğlu’nun cebinden çıkardığı 20 TL ile yaptığı örnekleme dikkat çekti. Yıldırım‘ın “çaldılar” iddiasının YSK’nın gerekçeli kararında olmadığını, kararın sadece sandık kurulu üyelerine yönelik olduğunu vurguladı. İmamoğlu’nun “Bu sadece bir yerel seçim değil, bir demokrasi mücadelesidir” ifadesine karşılık Yıldırım; “Kul hakkı yemek, kibirli olmak ithamları var. Bu ithamlar kabul edilemez. Biz hukuk mücadelesi vererek hakkımızı aradık” diye cevapladı. İBB verilerinin kopyalanması, FETÖ terör örgütü ile herhangi bir temaslarının olup olmadığı, Ordu Valisine hakaret iddiası, Suriyeli göçmenlerin durumu, Vakıflara kaynak aktarımı, HDP seçmenine yönelik soruların hepsi peşi sıra soruldu. Dikkat çeken bir nokta da, İBB ile ilgili hazırlanan 2018 yılı Sayıştay raporunun Binali Yıldırım tarafından okunmamış olmasıydı. İmamoğlu rapordan rakamlar vererek rakibine nazaran daha hazırlıklı olduğunu gösterdi. Yaklaşık 45 dakika seçimin yenilenmesi konusu üzerinde duruldu. Adayların İstanbul vaatlerine ise ancak bir saat 45 dakika sonra geçilebildi.

Çevre, ulaşım, trafik, kadının iş gücüne katılımı ve eğitim gibi İstanbul’un can alıcı sorunları maalesef en sona kaldı.

Özetle, bu yayının kararsız seçmeni ikna noktasında çok belirleyici olmayacağını söyleyebilirim. Kamuoyu beklentisinin altında kalan, yeni bir proje içermeyen, sönük bir münazara oldu. Ancak Yıldırım ve İmamoğlu ailelerinin yayın sonrasında birlikte verdikleri fotoğraf çok anlamlıydı. Hem gerilen siyaseti yumuşattı hem de en yüksek ağızdan “Yunan-Pontus-Terörist” ithamlarıyla yürütülen beka siyasetinin inkarı ve terki anlamına geldi.

Seçim sonucu ne mi olur?

Onu da Pazar akşamı göreceğiz

Sağlıcakla kalın...

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X