Advert
 EKONOMİ NASIL DÜZE ÇIKACAK?
Habib KARAÇORLU

EKONOMİ NASIL DÜZE ÇIKACAK?

Bu içerik 350 kez okundu.

       2015 yılından beri ülkemizde yaşanan ekonomik kriz değişik evrelerden geçerek derinleşmekte iken son çare olarak geçen ay sonu Merkez Bankası tarafından faizlerde indirime gidildi. Geçen yıl Ağustos ayında yaşanan ciddi devalüasyon sonrası Merkez Bankası dövizdeki yükselişin önüne geçmek için çareyi faizleri yükseltmekte bulmuştu. Bu karar, dövizin yükselişini durdururken artan kredi maliyetleri nedeniyle yatırımların da bir hayli yavaşlamasına neden olmuştu. Batı Avrupa, Amerika ve Japonya gibi sanayileşmiş ekonomilerde faiz oranları % 0 ila % 1 oranında seyrederken bizde % 15-20 aralığında çakılı kalması ekonomik büyüme açısından çok önemli bir problem teşkil etmekte.

            Ekonomiye ilişkin açıklanan rakamlar;  her ne kadar çeşitli şekillerde tırpanlanarak ortaya konsa da pek iç açıcı olmadığı uzmanlar tarafından ifade edilmekte. İçinde bulunduğumuz yaz aylarında sebze ve meyvenin bolluğu ile enflasyonun düşüş eğilimine girdiği iddia edilse bile TL’deki gerçek değer kaybı vatandaşın yaptığı alışverişlerde gün gibi ortada durmakta. Birkaç yıl önce beşlik ve onluklarla yapılan alışverişler artık yerini yirmilik ve elliliklere bırakmış durumda.

 Son açıklanan işsizlik rakamlarına göre, işsiz sayısı 2019 yılı Mayıs döneminde geçen yılın aynı dönemine göre 1 milyon 21 bin kişi artarak 4 milyon 157 bin kişi oldu. İşsizlik oranı 3,1 puanlık artış ile %12,8 seviyesinde gerçekleşti. Aslında uzmanlara göre Türkiye’deki işsizlik rakamları açıklananın çok üzerinde % 22’lerde seyretmekte. Sürekli kapatılan fabrikalar, şirketler ve işyerlerinden çıkartılan işçilerin sayısı on binlerle ifade edilmekte. Şu anda üniversitelerde okuyan 7 milyon civarındaki genç kitlenin de önemli bir bölümü böyle giderse işsizler kervanına katılarak işsizlik rakamını ikiye katlayacak.

Üretime dayalı reel ekonomiden farklı olarak rant ekonomisine dayalı şişirilmiş ekonomilerin akıbeti her zaman her yerde aynı olmuştur. Borçlanmaya ve buna bağlı faiz ödemeye dayalı ekonomilerin iflah olmaları asla mümkün olmamıştır ve olmayacaktır. 2001 krizinde İMF’nin Türkiye’ye dayattığı “Sürdürülebilir borçlanmaya dayalı ekonomi modeli” artık sürdürülememektedir.  Artan iç ve dış borçların mevcut ticaret, üretim ve hizmet hâsılasıyla çevrilmesi çok zor olduğundan yeni borçlanmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Bütçelerdeki faiz ödemelerine ait miktar her geçen yıl hızlı bir şekilde artarak devam etmekte. 2018 yılı bütçesinden faize 71,7 milyar TL ayrılırken bu rakam 2019 yılı için 117 milyar TL’ye çıkarılmıştır. 2020'de 147,7 milyar TL’ye, 2021 yılında ise 171,4 milyar TL’ye kadar çıkacaktır. Dolayısıyla bu yıl dâhil 2021'e kadarki önümüzdeki 4 yıllık dönemde devlete borç para veren kişi ve bankalara tam 512 milyar 800 milyon TL faiz ödemesi yapılacaktır.

Osmanlı devletinin çöküş dönemlerinden itibaren aslında ülkemizde ortalama her yedi yılda bir ekonomik kriz meydana gelmektedir. Dış borçların ödenemediği, borcun borçla kapatıldığı ve paranın çok büyük değer kaybederek alım gücünün düştüğü bu dönemlerde olan orta sınıf ve dar gelirli vatandaşlara olmuş, büyük sermaye sahipleri bu krizlerden hep karlı çıkmışlardır. 1929, 1937, 1945, 1954-1958, 1969, 1973,1980 (24 Ocak), 1987, 1994 (5 Nisan), 2000 (Kasım)-2001 (Şubat), 2008 (Küresel), 2015 ve sonrasında devam eden ekonomik krizler işsizliği artırmış, üretimi azaltmış ve borçları çoğaltmıştır.

Döviz ve faiz sarmalı arasında sıkışıp kalan ekonominin diğer bir rant ayağını menkul kıymetler borsası oluşturmaktadır. Her zaman adı çeşitli spekülasyon ve manipülasyonlarla anılan borsalar döviz ve faizle birlikte tasarrufların nemalandığı veya kaybedildiği yerler olarak rant veya üçkağıt ekonomisinin şah damarlarından üçüncüsünü oluşturmaktadır. Hangi hisse senedi düşecek, hangisi çıkacak tahmininde bulunabilmek altılı ganyanı tutturmaktan çok daha zor bir olaydır. Nice insanlar birikimlerini veya servetlerini borsada kaybederek çok zavallı durumlara düşmüşlerdir. Bu nedenle asrımızdaki birçok Fıkıh âlimi borsanın kumar hükmünde olduğuna dair fetvalar vermişlerdir.

Merhum Erbakan Hocamızın “Üç Kâğıt Ekonomisi” olarak tanımladığı günümüz ekonomi modeli bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde yabancıların lehine varlığını sürdürmektedir. Dışarıdan gelen sıcak para, yani dış sermaye döviz, faiz ve borsa üçgeninde dolaşarak paradan para kazanmaktadır. Dövizin aşırı yükseldiği dönemde ülkemize giren bir 100 dolar bozdurulup önce düşmüş olan borsaya girer,  sonra borsa yükselince satarak oradan yükselmiş olan faize yönelir ve bunların sonucunda tekrar düşmüş olan dövize dönerek 160 dolara ulaşıp ülkemizden çıkıp gider. Bu oyun defalarca ülkemizde oynanmış ve bu oyunun sonunda yabancılar kazanmış, ülkemiz insanı kaybetmiş ve borcumuz katlanarak devam etmiştir.

“Üç kâğıt ekonomisi”nin sarmalından nasıl kurtulacağız, bu oyunu nasıl bozacağız? Diye sorulursa,  çok basit çözümler sıralanabilir:  1-“Ekonomi eşittir: Arz-Talep dengesi” kuralına uyulması lazım, yani tüketime dayalı değil üretime yönelik bir politika izlenmelidir, 2-İsrafı terk edip tasarrufa yönelmemiz gerekir 3-Sanayileşmeden olmaz, her alanda kendi sanayimizi kurmalı, dışarıya muhtaç olmamalıyız, 4-Enerji konusunda kendi doğal kaynaklarımızı hareket geçirip dışarıdan almamalıyız 5-İnsan gücümüzü iş ve meslek konusunda yeterince eğiterek, mevcut eğitim sistemdeki boşa kürek çekilen kaynak ve zaman israfını terk etmeliyiz, 6-Milli birlik ve beraberliğimizi pekiştirerek, terörü doğuran nedenleri ortadan kaldırıp, terörle mücadele için maddi ve manevi kaynaklarımızı heba etmemeliyiz, 7- Komşularımız ve İslam alemiyle ciddi ve dostane ilişkiler kurarak pazar payımızı çoğaltmalıyız, 8-ABD ve AB’nin boyunduruğundan kurtulmak için bedava da verseler borç para almamalıyız.

Yukarıda saydıklarımızı yapabilmek için tabi her şeyden önce kendimize inanmak ve güvenmek gerekir. Bu güveni biz Erbakan Hocamızda görmüştük. Yaklaşık bir yıllık iktidarında hazırladığı milli ekonomik kaynaklarla borç almadan, vergi koymadan, zam yapmadan ekonomiyi düze çıkarmış ve vatandaşın yüzünü güldürmüştü. Tabi bu arada rantiye kesimi de kendisine düşman olmuş, iktidardan uzaklaştırmıştı. Bu dönemde siyasi açıdan destek aramış bulamamıştı. “Ne pahasına olursa olsun iktidara geleyim, koltuğa ben oturayım”  düşüncesinde olanlar sömürücü ve yıkıcılarla işbirliğine giderek ülkemize ağır bedeller ödettiler. Sonuç olarak halkımız bu konularda bilinçlenmedikçe bu oyun oynanmaya devam edecektir. Sanayileşmemiş, doğal kaynaklarını kullanamayan, yatırım denilince betonlaşmadan başka bir şey düşünemeyen, bilim, teknoloji ve araştırmaya önem vermeyen, israf etmeyi bir marifet sanan bir toplum veya ülke hep başkalarına el açarak yoksullaşacak, bağımlı hale gelecek ve sonunda toprağını ve hürriyetini kaybedecektir.

Yüce Rabbimiz bizi tembellikten, mislikten, acziyetten, karamsarlıktan, korkaklıktan, cimrilikten, israftan, fikirsizlikten, düşmana boyun eğmekten, nefsimize mağlup olmaktan, ferasetsizlikten ve dünyevileşmekten muhafaza buyursun. Âmin.

 

 

 

 

           

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Takımımız ligde yer alacak
Takımımız ligde yer alacak