Advert
ÜTOPYADAN GERÇEĞE AK PARTİ
Mehmet AYAZ

ÜTOPYADAN GERÇEĞE AK PARTİ

Bu içerik 214 kez okundu.

14 Ağustos 2001 yılında kurulan AK Parti bugünlerde 18. kuruluş yıldönümünü kutluyor. AK Parti'nin 18 yıl önce kurulurken hangi iddialarla, hangi söylemlerle, hangi vaatlerle kurulduğuna bakacağız. O günden bu güne nelerin değiştiğine hep birlikte şahitlik yapacağız.

Kurulduğu günlerde Türkiye ve dünya gerçeklerinin pek de anlaşılamadığı geldiğimiz noktada realite olarak karşımıza çıkıyor. En üst perdeden dillendirilen adalet, hukuk, şeffaflık, insan hak ve özgürlükleri, ekonomik kalkınma, refah düzeyinin artırılması gibi konularda 18 yılın gerisine düşmek o gün söylenenlerin bir ütopyadan ibaret olduğunu gösterdi.

Adalet ve Kalkınma Partisi'nin kurulduğunda temel ilkeleri olarak sunulan bazı başlıkları inceleyelim; Her yönüyle şeffaf, seçmenin sorgulamasına ve denetimine açık, koltuğa değil hizmete sevdalı insanların kurduğu parti olacaktı. AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan yine o günlerde şunları söylüyordu; "Bu gün Türk siyaset tarihine lider oligarşisinin çöktüğü gün olarak tarihe geçecektir, tekelci bir liderlik anlayışının yerine kolektif aklın temsilcisi olan bir gün olarak tarihe geçecektir. Milletvekilleri birer parmak kaldırma makinası olmaktan çıkacaktır. Lider dahil milletvekili, belediye başkanları dahil ilveilçe başkanlarının görev süreleri onların keyfine göre değil parti tüzüğüne göre sınırlandırılacaktır.

TBMM tarafından onaylanmış Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Bildirgesi ve Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi belgelerinin de temel referans kabul edilmiştir.

''AK Parti'nin söylemi, kültürel bağlarımızı biçimlendiren toplumsal değerler ile evrensel değerleri de veri kabul eden sade, tutarlı, güncel ve gerçekçidir. Diyaloga açıktır, uzlaşmacıdır.

Adalet ve Kalkınma Partisi'nin hukuk anlayışını, toplu olarak birarada yaşamanın ortak güvencesi olarak hukukun üstünlüğünü ve yargının bağımsızlığı oluşturur. Adaleti yalnız yargı kararlarının ifadesi konusunda değil, bunların toplum ve devlet hayatında bütün faaliyetlerdeki gözetilmesi gereken bir ilke olarak da benimser.

AK Parti demokrasiyi bir siyaset tarzı, yönetim ve denetim biçimi olarak görür. Toplum mutabakatına dayalı demokratik bir Anayasa'nın oluşturulmasını benimser. Demokrasiyi tüzüğünün vazgeçilmez bir ilkesiolarak, ilkeli ve ahlaklı bir siyasi faaliyet göstermeyi taahhüt eder.

Devlet ilişkilerinde güven esasına dayalı, hakları savunmayı hedefleyen Adalet ve Kalkınma Partisi, küçük ama ancak güçlü bir devlet modelinden yanadır. Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi yanlısıdır.

Toplumsal değerlere ve geleneklere saygıyı, ulusal kültürün sevilmesini, toplum içindeki farklılıkların zenginlik olarak kabul edilmesini ve çoğulculuğu, toplumsal refahın geliştirilmesini, gençlerin ve kadınların toplumsal hayatta daha etkin hale getirilmesini ana toplumsal ilkeleri olarak benimser.

Hiçbir ayrım ve kısıtlamaya tabi tutulmadan herkesin yetenek ve ilgileri doğrultusunda eğitim almasını hedefler. Her türlü değişim ve gelişime açık bir eğitim sistemini öngörür. Özgür ve sorgulayıcı bir eğitimden yanadır. Dini eğitimi kişilerin kendi isteklerine bırakır. Eğitimde özelleştirmeden yanadır. Sağlık hizmetlerinin süratli yerine getirilebilmesi için yerelleşme ve özelleşme yanlısıdır. Kamusal ve özel sektörün ortak olabilecekleri yerel sağlık şirketleri kurulmasını yöntem olarak benimser.''

Adalet ve Kalkınma Partisi'nin, demokrasiyi önce kendi içinde yaşayacağı ve yaşatacağı belirtilerek, parti içi denetimin, demokratikleşme ve atılım projesi çerçevesinde oluşturulduğu ifade edildi. Partinin ilkelerinin amacı, toplumsal merkezin, siyasetin merkezine taşımaya yönelik olduğu ifade edilen programda, ''Yani kendini unutmadan, dünyayla bütünleşmeyi ideal edinmiştir. Devlet mekanizmasının işlemesini kolaylaştırırken, toplumsal alanı geniş tutmayı hedeflemektedir. AK Parti'nin ilk ilkesini, ulusal bütünlüğümüz ve cumhuriyetimizin bölünmez yasasının teminatı olan Türkiye Cumhuriyeti Anayasası belirliyor'' denildi.

Genelden demokrasi gayesi ile yola çıkan AK Parti'nin örgütlenme ilkesi bir ilk oluşturuyor. AK Parti, en alt kademesinden genel başkanına kadar Türkiye'de görev süresini sınırlandıran ilk partidir. Örgütlenmede ayrımcılığı kabul etmez. Her türlü gelişmeye açıktır.

Adalet ve Kalkınma Partisi'nin lideri demokrat ve interaktiftir. Katılımı ve kolektif karar almayı benimser. Açık, inanılır, tutarlı ve ilkelidir.

Ak Parti, temel hak ve özgürlükleri mümkün olan en geniş sınırlar içinde temel kabul eder. Toplumsal özgürleşmenin esasını bireysel özgürlüklerde arar. Temel hak ve özgürlüklerde gerçekçi olmayı gaye edinir. Din ve vicdan, düşünce, ifade ve girişim özgürlüğünü vazgeçilmez ilkeleri olarak kabul eder. Din olgusunu toplumu ayrıştıran değil, bütünleştiren bir olgu olarak görür.’’

AK Parti, iktidara geliş koşulları açısından İslam ile demokratikleşmenin mümkün olduğunu gösteren örneklerden biri olarak desteklenen bir projeydi. Gerek kapitalizmin genel ve yapısal krizinin sonuçları, gerekse Ortadoğu coğrafyasında ılımlı İslamcılığın işlemediğinin görülmesi açısından önemlidir.

 İç ve dış politikada elindeki kozları, araçları giderek azalan ak parti iktidarı son 17 yıldır aynı anda hiç bu kadar çok sorunla ve farklı aktörle uğraşmak zorunda kalmamıştı. Hareket alanı giderek daralırken bir siyasal ve ekonomik çıkmazın içine girdiğinin farkına vardığı kanaatindeyim.

17 yıldır ülkeyi tek başınıza yöneteceksiniz, bütün devlet imkanlarını sonuna kadar kullanacaksınız günün sonunda sadece övünç kaynağınız betonlaşmak olacak.

Allah’ın bu ülkeye vermiş olduğu yeraltı ve yerüstü kaynaklarıyla beraber eşsiz coğrafi güzelliklerinden elde ettiğiniz gelirler sayesinde ekonomiyi idare etmeye çalışacaksınız, bunu da başarı olarak halka anlatacaksınız. Hadi bu ülke Avrupa'da ya da Afrika'daki çorak arazilere sahip olsaydı hepimiz açlıkla mı pençeleşecektik.

17 yılda bu ülkenin sanayi üretimi ne kadar artmış, teknoloji üretimi ne kadar artmış, ya da 17 yılda sanayi ve teknoloji ihracatımız nerelere gelmiş, dişe dokunur bir ilerleme kaydetmiş miyiz? Hayır.

17 yılda 15 sefer eğitim sistemini, onlarca defa sağlık, tarım, hayvancılık, yargı sistemini, yüzlerce defa kamu ihale kanununu değiştirerek hangi başarıları yakalamışız?

Demokratik yollarla iktidara gelen İslamcı politikacılar çok uzun yıllar iktidar yüzü görmemiş olma, gidilirse bir daha gelememe endişesi, ranttan elde edilen refahtan mahrum kalma gibi nedenlerle iktidarı bırakmamak için her türlü yolu deniyorlar. İktidara geldiği dönemin konjonktörü şimdilerde bulunmuyor, hem iç hem dış siyasal ortam tam tersi bir yöne doğru gidiyor. AK Parti’nin üzerinde yükseldiği bölgesel faktörler ve ideolojik zemin sarsılıyor.

İslamcı siyasetçiler muhalif oldukları, eleştirdikleri sistem ve rejimlerin eksikliklerini düzeltmek yerine o sistemler içerisinde asimile oldular. Yıllarca yeni bir medeniyet algısı üzerinden fikir üretenlerin gelinen noktada eriyip gittiklerini görüyoruz.

Ne yeni bir AK Parti'ye ne de yenilenmiş bir AK Parti'ye ihtiyaç yoktur. Dünya gerçeklerinin, zihin kodlarıyla uyuşmadığı bir düşünce sisteminin bu saatten sonra kendisini istediği kadar formatlasın fayda vermeyecektir.

Kulağa hoş gelen ütopik politikalarla 18 yıl sonra karşılaştığımız gerçekler maalesef acı oldu.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Takımımız ligde yer alacak
Takımımız ligde yer alacak