Advert
DÜŞÜNEREK, BEYNİMİZİ GELİŞTİRDİĞİMİZİ BİLİYOR MUYUZ?
NAZAN ŞARA ŞATANA

DÜŞÜNEREK, BEYNİMİZİ GELİŞTİRDİĞİMİZİ BİLİYOR MUYUZ?

Bu içerik 171 kez okundu.

 

Beyinsel Zevk

Bu ne büyük bir söz! Ne demek istemiş Çetin Altan ve niçin söylemiş. Yine Çetin Altan derki:

“Alma sanatını öğrenemediğimiz yazar durur.”

Biz yazarlar için söylemiş. Doğru yazan, yazdıklarını okuyanlara bir şeyler vermek, bilgi, örnek, tarih, hayat, tecrübe, nasıl olması gerektiği, Amerika’yı yeniden keşfetme derdinin olmaması ve buna benzer saymakla bitiremeyeceğimiz kıymetleri vermiyorsa zaten o işi bıraksın ya bahçeyle ya da yemekle uğraşsın.

Doğrudur.

Kitap hemen orada iki günde aklıma geldi, hop yazdımla olmaz.

Araştır, araştır, araştır yine de emin olma.

Oku, çok oku, sor soruştur.

Dinle. En önemlisi dinle.

Kim olduğu önemli değil. Dinlemeyi bil.

Birinden belki bir cümle, bir diğerinden bir kelime öğrenirsin. Bu da sana açılmayan kapının anahtarı olur. Çağrışım yaptırır, düşündürür.

DÜŞÜNME!

Gelelim düşünme faslına ki, bizler düşünmeden, anlamadan, bilmeden ve dahi öğrenmeden konuşanlar olduğumuz için düşünme bize pek bir eziyet gelir.

Düşünme ne demektir?

Şöyle bir araştıralım bakalım bize neler söyleyecekler düşünme hakkında.

Gerçekten işe yarıyor mu ki bu kadar bilir kişiler düşünün – düşünün diye ısrar ediyorlar.

İlki düşünme eylemi imiş. Sıra aktarımlarda:

 

Aklın kendi kendini bilgi konusu yaparak belleğin çalışmalarını ve olaylarını incelemesi, aklın özgür ve kendine özgü eylemi.

Karşılaştırmalar yapma, ayırma, birleştirme, bağlantıları ve biçimleri kavrama yetisi.

Düşünmek durumu, tefekkür.

Zihnin bir konuyla ilgili bilgileri karşılaştırarak, aralarındaki bağlantıları inceleyerek bir yargıya ya da karara varma etkinliği.

Zihinden geçirme ya da zihin yoluyla arayıp bulma.

Tasarlama, anımsama.

 

Ne çok olay var burada. Düşünmek böyle bir şey demek ki.

Düşünürsek:

Aklımız çalışmaya başlayacak hem de ziyadesi ile. İncelemeler de yapacak hatta kendine özgü eylemin içine girecek.

Karşılaştırmalar yapacakmış, biz düşündüğümüzde…

Ayırma yapacak, birleştirecek bağlantıları ve biçimleri kavramaya çalışacak ki bunlar bizim için farz olanlar.

Bilgileri araştıracak, dizayn edecek, sıralamada önem haline göre listeleyecek, kendince karar verecek, yine kendini yargılayacak ve doğru olanı bulacak.

Biz herhangi bir şeyi zihnimizden geçirdiğimizde daha önce düşünce yoluyla ona talimatlar vermiş olduğumuzdan, çokça düşünerek ona ciddi de zaman ayırdığımızdan, o gerekli olan dosyayı bize hatırlatarak hemen ortaya çıkartacak.

Bu nedir tasarlamadır, anımsamadır. Doğru olandır. İşe yarayandır. Bunun için gerekli olan sadece düşünmektir.

Bizler en çok âşık olduğumuzda düşünmeyi severiz. Adına hayal kurmak da deriz, anımsattıklarını hatırlatmakta. Özünde düşünmek vardır.

Sonra unuttuklarımızı bulmak için düşünmek isteriz.

“HayAllah nerede kaybetmiştim,”

Birde kendimize emir veririz.

“Düşün – Düşün.”

İyide senin zihin alışık değil ki düşünmeye. Onda düzen yok, nizam az. Her şey yerli yerinde değil ki.

Sonra unuttum, unutuyoruz. Son zamanlarda unutkan oldum.

Olursun düşünmüyorsun ki.

Birde düşünenleri kınarız.

“Ne o kara kara düşünüyorsun Karadeniz’de gemilerin mi battı?”

Battı hem de ne batmak.

Bu aslında bir hayli acıklı bir hikayedir.

Alıntı olarak hemen aktarmak istiyorum sizlere sırası gelmişken…

 

Sarıkamış Harekâtı esnasında, kâğıt üzerinde plana nazaran cephede malzeme ve gıda noksandı.

Kışa girilmiş olduğu için giyecek ve erzakın gereği gibi taşınması, dağıtılması bir hayli güçtü.

Dolayısıyla Karadeniz’den Gemilerle Trabzon Limanı’na getirilen giyecek ve erzak daha sonra kara yolu ile Kafkas Cephesindeki askerlere yetiştirilecekti.Ama olmadı gemiler Ruslar tarafından batırıldı. Ruslar Zonguldak’ı bombalamak için 10 gemiyle denizeaçıldıklarında, doğuya erzak götürmekle görevlien büyük üç erzak gemisi “Bahriahmer”, Bezmialem” ve “Mithat Paşa” gemilerine rast gelmiş ve onları batırmışlardır. Bunun yanında 4.000 tonluk “Derne” gemisi ile birlikte 4 gemimiz Karadeniz’de yine Ruslar tarafından batırılmıştır.

 

İşte bu gemilerin Karadeniz’de batırılması ile savaşta olan Osmanlı devlet erkanını üzdüğü gibi evlatları Kafkas cephesi’nde olan anneleri, babaları ve sevgilileri dahada çok üzmüştür. 

Bu olay sonrası üzgün olan devlet yetkilileri ve halkın üzüntüsüne tercüman olmak için “Karadeniz’de gemilerin mi battı!” denmiştir.

 

Düşünmenin nelere iyi geldiğini bir parça olsa da anlamaya çalıştık.

Düşünmek kendiyle sohbet değil midir?

Doğruyu bulma sanatının en önemli etkisi düşünmeyle ilgili olanıdır.

Düşünmeden, acilen karar verme diyen atalarımız bunu deneyimlemeden mi söylemişlerdir?

Düşünerek beynimizi genişletebiliyoruz. Yine düşünerek eklemeler yapar, ilaveli de doğru orantıda yaparsak bir verip yüz almaz mıyız? Alırız. Zihin zaten hazır, bekliyor.

Biz yazarların en iyi yaptığı düşünmektir.

Bizler düşünmeden nasıl yazabiliriz ki?

Hazreti Mevlâna ne demiş?

 

“Kardeşim sen düşünceden ibaretsin 
Geriye kalan et ve kemiksin 
Gül düşünürsün, gülistan olursun 
Diken düşünürsün dikenlik olursun…”

 

Allah Rahmet Eylesin Çetin Altan boşuna BEYİNSEL ZEVK dememiş.

 

 

 

 

 

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
ÇIKIŞ MAÇIMIZ OLACAK
ÇIKIŞ MAÇIMIZ OLACAK
ÖZTÜRK: KART GÖREN CEZASINA KATLANIR
ÖZTÜRK: KART GÖREN CEZASINA KATLANIR