Advert
AHİLİK VE İŞ AHLAKI
Nevzat ÜLGER

AHİLİK VE İŞ AHLAKI

Bu içerik 633 kez okundu.

         Ülkemizde her yıl 17-22 Eylül günleri Ahilik Haftası olarak kutlanır.

         Ahilik, tarihi, sosyal ve ekonomik olayların ortaya çıkardığı bir Türk esnaf birliği kuruluşudur.

         Selçuklu ve Osmanlı, şehirlerde yaşayan halk ile teması “esnaf örgütleri” marifetiyle sağlıyordu.

         Devlet, ahilik sistemi çerçevesinde esnaf örgütlerine örgütlenme hakkı tanıdı. Esnafın ne kadar ustası olacak, ne kadar çırağı olacak, ne kadar kalfası olacak diye tek başına rakamları tespit etmiyordu. Esnafla birlikte belirliyor, ama kontrolü elden bırakmıyordu. Bütün meslek kuruluşlarının kendi üyeleri arasındaki disiplin ve asayiş işlerini yürütecek ayrı ayrı görevlileri vardı. Yani emek, bir takım mesleklerde kalabalıklaşmaya ve aynı zamanda üretim fazlasına yol açmayacak şekilde sayılar kontrol altında tutuluyordu.

         Selçuklu ve Osmanlı devletlerinde sanayi ve iç ticaret kesimleri, esnaf birlikleri şeklinde teşkilatlanmıştı. Bu birlikler, fütüvvet ve ahilik ilkesine dayalı İslami bir sistemdir.

         Usta, kalfa, çırak üçlüsünün nasıl işe alınıp, nasıl yükseleceği ile yapılacak merasimler hep belli ilkelere göre yapılmaktaydı.

         Esnaf birliklerinin en üst makamı kadılıktı. Esnafın seçtiği ve kent kadısının onayıyla görevine başlayan kethüda özel sektörün temsilcisi olarak ilk sırada yer alırken, ikinci sırada devletin temsilcisi yiğitbaşı bulunurdu. Ayrıca şehirdeki esnaf miktarını ayarlamak da kadının görevleri arasındaydı.

         Denetim işiyle muhtesip görevliydi.

         Esnaf zümresinin reisi ve dışa karşı temsilcisi esnaf şeyhiydi/kethüdaydı. Şeyhin yardımcıları nakip, kethüda, yiğitbaşı vardı. Bunların hepsinin ayrı ayrı görevleri mevcuttu. Kethüdaya kâhya da denirdi. Ayrıca bilirkişi gibi çalışan ehli hibre (ehli vukuf-bilirkişi heyeti)  de bulunurdu.

         Teşkilatta güven ve itimat vardı. Kararlar kesinlikle uygulanırdı. Usta ile çırak baba-oğul gibiydi.

         Ahilik sistemi aynı zamanda mesleğin ehil olmayan ellere düşmesine de mani olurdu.

         Esnaf “gedik” usulüne tabiydi. İhtiyaç olmadan ayrı dükkân açılmazdı. Esnaf ve dükkân sayısı, üretim araçları, iş aletleri ve tezgâh adedi de sınırlandırılmıştı. (Gedik Sistemi)    Esnafın birbirlerinin üretim ve satış sahalarına taşmaları yasaktı. Bu uygulama hem haksız rekabeti, hem de işsizliği önlüyordu.

         Esnaf birlikleri aynı zamanda sosyal güvenlik ve kooperatif kurumlarıdır. Yardımlaşma sandıkları vardır.

         XVII. yy.da ustalığa yükseltme ve ayrı dükkân açma merasimi ortalama 5–6 yılda bir yapılırdı. Bu süre kuyumcularda 20 yıla kadar çıkardı.

         Osmanlı esnaf birliklerinde, sadece ahlaki ve mesleki üstünlükler ilerleme ve yükselme sebebidir.

         Alış ve satış disiplini, esnafa fiyatları istedikleri gibi ayarlama imkânı vermez, devletin etkinliği her zaman hissedilirdi. Esnafın hammadde sıkıntısı çekmemesi için tahsis siyaseti izlenir ve tekelciliğe meydan verilmezdi.

         Esnaf teşkilatları, aynı zamanda narh (fiyat tespiti) politikasının da önemli bir halkasıydı.

         Osmanlı esnafı ilk sıkıntıyı coğrafi keşifler ile ticaret yollarının değişmesinden dolayı çekmiştir. Dahası ticari alanı daralan tüccar da esnaf olma yoluna girmiştir. Burada önemli bir vurgu ile şunu söylemek bir abartı olmaz kanaatimce; Osmanlı’nın yaptığı savaşların en önemli sebeplerinden biri de gerek ulusal, gerekse uluslararası ticaretin hedefleridir.

         Konu çok geniştir. Tasavvufi bir hareket olan fütüvvetin en mühim iki şartı vardı: Biri Müslüman olmak, diğeri meslek sahibi olmaktı. Meslek sahibi olmak şartı zaviyeleri bir işsizlik kampı olmaktan kurtarıyordu.

         Osmanlı Devleti’nde bir malı baştan sonuna kadar götüren entegre / bütünleşmiş bir yapı yok. Bu nedenle de her aşama için ve her mal türü için ayrı bir esnaf örgütlenmesi var.

         Her esnaf bir başka esnaftan girdi alır, bir başka esnafa da çıktı verirdi. Yani esnaf aynı zamanda birbirini kontrol ederdi.

          Fiyatlarda herhangi bir sıkıntı olursa kadı gelip problemi çözüyordu. Tabi bunu da esnaf örgütü ile birlikte yapıp analiz sonucuna göre çözümü tayin ediyordu.

         Ecdadımız “Ahîlik” geleneğini oluşturarak, çarşı pazarlarda hukuka riayet kadar, ahlâka da uygun davranılmasını temin etmiştir. Her bir ustayı, zanaatkârı ya da tüccarı, meslekî becerilerin yanı sıra güzel ahlâk ve maneviyatla da donatmıştır. Tarihte Müslüman tüccarların ticaret ahlâkından etkilenerek İslamlaşan nice topluluk vardır.

         Çalışmak ve üretmek, alın teri ile kazanmak Ahilikte bir ahlak kuralıdır. Bunun için herkesin mutlaka bir mesleği ve işi olmalıdır. Ahilik, halkın sırtından geçinenlere, bir köşeye çekilip miskin miskin oturanlara karşı kurulmuş bir teşkilattır.

          Ahilik, tarihi, sosyal ve ekonomik olayların ortaya çıkardığı bir Türk esnaf birliği kuruluşudur. Ahiliğin ekonomik, sosyal, siyasi ve askeri fonksiyonları söz konusudur.

         Anadolu’da yerleşik düzene geçildikten ve Osmanlı Devleti askeri açıdan güçlenip devlet yönetimi belli kurallara dayandırıldıktan sonra, Ahiliğin ekonomik ve sosyal fonksiyonları daha çok öne çıkmıştır.

         Ahilik, bugün için tüketiciyi korumakla mükellef olan kurumların fonksiyonlarını üstlenmiştir.

         Malların fiyatlarının uygun şekilde tespit edilmesi, imalat hatası olan ve normal dayanıklılık süresinden önce yıpranan malların yerine yenisinin verilmesi tüketicinin mağduriyeti giderilmeye çalışılmıştır.

         Günümüzde tüketici vakıfları, tüketicilerin korunmasında model olarak Ahilik sisteminin tüm insanlığa sunulması gereken bir hazine olduğuna inanmaktadır. Mesela Amerikan Arbitrasyon(Tahkim) Sistemi ahiliğin modernitesi olarak ifade edilmektedir.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X