Advert
KİM DOST, KİM DÜŞMANMIŞ?
Habib KARAÇORLU

KİM DOST, KİM DÜŞMANMIŞ?

Bu içerik 492 kez okundu.

          Suriye sınırımızdaki PYD/YPG terör unsurlarını temizlemek amacıyla başlatılan Barış Pınarı harekâtı 17 Ekim Perşembe akşamı itibarı ile ABD ile yapılan anlaşma sonucunda durduruldu, ancak bu harekât ne de güzel bir turnusol kâğıdı gibi herkesin rengini de ortaya koymuş oldu. Harekâta önce onay veren ABD, daha sonra başkan Trump’ın yaptığı çelişkili açıklamalar ve koyduğu yaptırımlarla ne denli ikiyüzlü bir müttefikle karşı karşıya olduğumuz gerçeğini ortaya koydu. Hele hele her zaman dost dediğimiz, sürekli kapısını çaldığımız, kurdukları Avrupa Birliğine girmek için çok büyük fedakârlıklar yapıp, önemli tavizler verdiğimiz Avrupalı dostlarımızın ne denli PKK dostu ve hamisi olduğu da açıkça belli oldu.

         Her fırsatta Türkiye’ye olan hayranlıklarını dile getiren, bir ayakları daima ülkemizde olan, tatil beldelerinin sürekli müdavimleri, gayrimenkul avcıları Arap dostlarımıza ne demeli? Arap ırkçılığına karşı çıkarak ümmetin birliğini savunan Arap kardeşlerimiz tarafından “Arap ihanet birliği” olarak isimlendirilen İngilizlerin Arap ırkçılığına bağlı olarak  kurdurduğu Arap Birliği,  Mısır’ın işbirlikçi rejiminin çağrısıyla alelacele toplandı ve hiç utanıp sıkılmadan Türkiye’yi işgalci olarak tanımlayıp kınadıklarını açıkladı. Suriye iç savaşı başlayınca, Suriye’nin üyeliğini askıya alan,  hiçbir Suriyeli mülteciyi ülkesine almayan, dindaşı ve soydaşı olan mültecilere hiçbir yardım yapmayan bu batı işbirlikçisi kuklalar, Kuzey Suriye’de yaşayan Arapların topraklarını işgal eden, onlara zulmeden, onları sömüren terör örgütüne karşı yapılan temizlik harekâtını işgal diye değerlendirip nasıl da karşı çıktılar?   Aferin size! Sizi gidi gâvur uşakları sizi! Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır, siz nereye çalışıyorsunuz, kimin emrindesiniz? Ancak biz çok iyi biliyoruz ki, sizin yönetmeye çalıştığınız Müslüman Arap halkları asla sizin gibi düşünmüyorlar. Onlar Türkiye’yi halen İslam âleminin başı olarak görüyor ve canı gönülden destekliyorlar. 21 ülkeden sadece Katar ve Somali’nin bildiriye imza koymadığını da belirtmemiz lazım. Bu iki ülke yönetimi kadirşinaslık göstererek bildiriyi imzalamadılar, dostluklarını gösterdiler. Öte yandan iç savaşla bölünen Libya’nın Trablus Ulusal Mutabakat hükümeti (UMH) temsilcisinin toplantıda konuşmayı reddetmesi ve konuşmanın yazılı metnini, toplantı başkanına vermekle yetinmesi Libya hükümetinin Türkiye'ye tam desteği olarak yorumlandı. Suriye topraklarında yıllardır bulunan ABD, Rusya ve İran güçleri için "düşman ve işgalci" tabirini dahi kullanmayan Arap Birliğinin, Türkiye'yi bu şekilde kınaması kurumun içinde bulunduğu açmazın ve bölünmüşlüğün önemli bir göstergesidir.

Harekâta karşı en ilginç ve beklenmedik tepki bizim koynumuzda besleyip koruduğumuz yavru vatandan geldi. 1974 Kıbrıs barış harekâtıyla Rumların zulmünden kurtularak özgürlüğüne kavuşan ve o zamandan beri tüm uluslar arası baskıyı göğüsleyerek her türlü desteği verip yaşattığımız yavru vatanın Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı harekâtı “bir savaş ve kan dökme” diye tarif ederek gerçek rengini ortaya koydu. ODTÜ mezunu tipik bir solcu olan Mustafa Akıncı’nın ne denli milli şuurdan yoksun bir siyasetçi olduğu da anlaşılmış oldu. Güya mesele diyalogla çözülmeliymiş, kırk beş yıldan beri Rumlarla bir türlü anlaşma sağlanamadığını unutan Akıncı,  bir arpa boyu yol alamadıkları Kıbrıs meselesinde Hıristiyan batı âleminin Türkiye ve diğer Müslüman ülkelere bakış açısını hiç anlamamış ve tarih bilincinden çok yoksun gözükmekte malesef.

Küresel emperyalizminin perde arkasındaki asıl merkezi olan Siyonist odak,  ABD, AB ve zımnen Rusya’nın da desteği ile Ortadoğu’da gerçekleştirmek istediği BOP, yani Büyük İsrail Projesinin ilk ayağı olarak kurdurmak istediği Büyük Kürdistan devleti için bundan sonra da yeni hamleler yapmaya devam edecektir. Türkiye,  bu planı bozmak ve böylece kendisinin ve komşularının parçalanmasını önlemek için mücadeleye devam ederken yapması gereken en önemli faaliyeti de hızla hayata geçirmelidir. O da Siyonizmin maşaları BM, NATO, ABD ve AB’nin gerçek yüzünü ortaya koyarak bunu tüm İslam âlemine anlatmasından geçmektedir. Bu gerçek artık açıkça ifade edilmelidir. Yıllardan beri “İsrail’in güvenliğini korumak” adı altında İsrail’in sınırlarını genişletmek için çalışan sözde “dostlarımız” ın gerçek niyet ve amaçları artık ifşa edilmeli, tüm âleme duyurulmalıdır. Yoksa daha çok oyunlar oynanacak, masum inanların kanları dökülmeye devam edecektir. Bölgemizde 1918 yılından beri devam eden yüzyılını doldurmuş derin yaraların tedavisi ancak yeniden İslam Birliğinin Türkiye’nin kanatları altında kurulmasıyla gerçekleşecektir. Rabbim bütün Müslümanlara ümmet olma şuuru ve düşmanı tanıma feraseti nasip etsin, yüreğimize cesaret, bileğimize kuvvet versin. Amin.

 

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X