Advert
1908-2019 DÖNEMİNDE EKONOMİ VE SİYASET (3)
Nevzat ÜLGER

1908-2019 DÖNEMİNDE EKONOMİ VE SİYASET (3)

Bu içerik 334 kez okundu.

         Türkiye, 1980 yılının başında Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığına getirilen Turgut Özal vasıtasıyla “İthal İkameci” kalkınma modeli yerine “İhracata Dayalı” kalkınma modelini benimsemiş, bu politikaların devam ettirilmesi için darbeden sonra da Özal’a kısa sürecek olan Başbakan Yardımcılığı tevdi edilmiştir. 1983 yılında yapılan seçimlere parti kurarak katılan Turgut Özal, Başbakan ve Cumhurbaşkanı olduğu dönemlerde de ihracata dayalı kalkınma modeline devam etmiştir. Turgut Özal üç konuda yaptığı değişikliklerle Türkiye’nin hat değiştirmesine zemin hazırlamıştır: Siyasetin geniş halk kitlelerine yayılması, KOBİ’ler ve inşaat sektörü eliyle paranın Anadolu’ya transferi ile üniversite sayılarının artırılması yoluyla ilmin yalnız mütegallibe sınıfa ait olmadığının anlaşılması.

         Turgut Özal’ın vefatından önce Başbakan, sonra da Cumhurbaşkanı olan Süleyman Demirel, 28 Şubat “post modern” darbesinin önemli aktörlerindendir. 28 Şubat darbesine bir iktidar savaşı olarak bakmakta hiçbir mahsur yoktur. Hatta Erbakan başbakan olunca, o dönemin siyasi aktörlerinden olan Hüsamettin Cindoruk; “İttihat ve Terakki ilk defa mağlup oldu” diye izahı zor bir cümle kullanmıştı. “2001 Bankacılık Krizi”in de iflas eden bankaların zarar kalemlerinin de altında önemli makamlara ait çokça “görev zararı olarak kaydedin” notu mevcuttu.

         2002 yılında yapılan seçimler sonucunda AK Parti iktidara gelmiştir. AK Parti o dönemde toplumun karşısına çıkarak “toplumsal değişim” vaat etti. Seçimlerden sonra da vaatlerinin önemli bir kısmını gerçekleştirdi. Meslek liseleri ile genel liseler arasındaki eşitsizlikleri kaldırdı. Okullarda ve devlet dairelerinde başörtüsü serbest bırakıldı. Fert başına gelir 3.000 dolardan 10.000 dolara çıkarken, adil gelir dağılımı adına asgari ücret ilk defa % 30 artırıldı. Bütün hastaneler toplumun her kesimine serbest hale getirildi. İhracat 150 milyar doların üzerine çıkarken, dünyadaki 195 ülkenin hepsiyle de temas kuruldu. İHA’lar ve SİHA’larla yerli otomobil ve ordunun ihtiyaç duyduğu makine ve ekipmanlar üretildi. Ordunun ihtiyacı olan malzemenin üretimine yönelik sanayi gözle görülür hale gelirken, bütün bu düzenlemelerin durdurulması adına birkaç defa dış destekli darbe girişimleri yapıldı. Dar gelirlilere düşük ödemeli konut yapımı için TOKİ devreye alındı. KOBİ’ler ciddi anlamda desteklendi. Tablo uzun.

         Milli Eğitim camiamız ve üniversitelerimiz 2019 yılına kadar yer yer ülkemiz ve insanımız için önemli dini, kültürel ve ilmi hizmetlerde bulunmuşlar ve değerli eserler ortaya koymuşlardır. Edebiyatta, sanatta, sporda, siyasette ve bilimde son derece önemli ve kalıcı eserler vermişlerdir.

         Keza İmam Hatiplerin de gözle görülmeyen ama belki de en önemli hizmetleri memleketimize yeni fikirlerin gelmesine, yeni bakış açılarının doğmasına sebep olmalarını göstermek yerinde olur kanaatindeyim. Onlar sade vatandaştan, devletin en üst kademesindeki yetkililerine kadar herkesi dini, ilmi, milli, eğitim, sosyal, kültürel ve siyasi konulara yeni bir gözle bakabilmelerine, olayları ve gelişmeleri farklı bir bakış açısıyla değerlendirebilmelerine sebep olmuşlardır. Medeniyet oluşturmada dinin esas faktör olduğu gözden uzak tutulmamalıdır.

         Bütün bunların ardından 15 Temmuz 2016 tarihinde yapılan başarısız darbe girişimini de birkaç noktadan mercek altına almak gerekir. Öncelikle yapılan alt yapı düzenlemelerinin ardından “IMF ile borç-alacak ilişkimizi kesiyoruz” cümlesi Batı için sersemletici bir darbe oldu. Çünkü bizim ülkemiz için IMF esas itibari ile 1881 yılında kurulan “Düyunu Umumiye” teşkilatının bir devamıydı. Batı borç vererek faiz yoluyla sömüremediği ülkeleri sevmez. Kaldı ki; “Dünya beşten büyüktür” cümlesi de Batı’nın megalomanisine çok büyük zarar veriyordu. Tabi adeta bir tabu olan İsrail Cumhurbaşkanı’na Türkiye Başbakanının canlı yayında gizlenmesi mümkün olmayan hakereti de Batı için hazmedilemezdi. Nitekim Batı intikam almak ve tekrar kendi yörüngelerine oturtulması için, Türkiye’de dini refaranslı olduğu imajı toplumda kabul gören bir cemaat eliyle darbe girişiminde bulundu. 15 Temmuz darbesi ile 1908 darbesi diğer darbelerden farklı olarak rejim değişikliği adına değil, Batı adına ülkeyi parçalama hareketleri olarak tarihe geçtiler.

         1974 yılında tohumu ekilip, 1976 yılında filizlendirilen PKK, 1984 yılında terör olaylarına canilik olarak başladı. Zaman içerisinde dünya devletleri, kendi başlarına da bela olur diye düşünmeden, kalkınan ve ve bölgesel güç haline gelen Türkiye’yi durdurmak için bu terör örgütüne her türlü desteği verdiler. Güney sınırlarımızda huzursuzluk çıkarmada ileri noktalara kadar gelen PKK (Suriye’de adı PYD)’ya kesin vuruş yapmak için 2018 yılında Zeytin Dalı ve Fırat Kalkanı Oğerasyonları ile 2019 yılında yapılan Barş Pınarı harekatları örgütün (PKK/PYD’nin) hem dünya üzerindeki itibarını sıfırladı hem de ülkemize olan tehditlerine son verdi.

         Türk ordusunun liyakat ve becerisi bir kez daha dünyaya gösterilmiş oldu. Yaşadımız bölgede de, dünyada da güçlü orduların hak elde etmede çok önemli bir faktör olduğu unutulmamalıdır.

         Bütün engellemelere rağmen bu ülke kalkınma ve gelişmesini tamamlayacaktır elbette. 2050 yılında dünyanın on ülkesinden birinin Türkiye olacağını tahmin etmek için gelişmelere ve dünyadaki değişmelere dikkatli bakmak yeterlidir.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X