Advert
 DİNE VE TOPLUMA EN BÜYÜK ZARARI VERENLER KİMLER?
Habib KARAÇORLU

DİNE VE TOPLUMA EN BÜYÜK ZARARI VERENLER KİMLER?

Bu içerik 295 kez okundu.

         Geçenlerde bir yerde gençlerle sohbet ediyoruz. Konumuz İslam dininin sahip olduğu mükemmel özellikler. Konunun sonunda İslam toplum ve medeniyetini yönlendiren temel ilkelerden söz ediyoruz ki bunlar: güven, yardımlaşma ve dayanışma,  emri bi’l-maruf ve nehyi ani’l-münker (İyiliği Emretme, Kötülükten Sakındırma) ,  Kardeşlik,  Hakkı ve Adaleti Gözetme gibi toplumun temel dinamikleri ve olmazsa olmaz diyebileceğimiz faziletler. Bu arada günümüz gençlerinin din ve toplum ilişkilerindeki düşüncelerini öğrenmek amacıyla gençlere bir soru yöneltiyorum: “İslam toplumunun bu temel ilkeleri günümüzde hangi oranda yaşanmaktadır ve İslam dini bu kadar mükemmel bir din olduğu halde günümüz Müslümanlarının içinde bulunduğu bu olumsuz halin sebebi nedir?” Müslümanlar derken tüm İslam âlemini kast ediğimizi belirtmeliyiz.

            Geleceğimizin garantisi demek olan gençlerimiz içinde bulunduğumuz toplumla ilgili ne yazık ki çok olumsuz düşünce ve kanaatlere sahipler. Gençlerde önemli oranda güven sorunu olduğunu, aile bireyleri hariç gerçek anlamda kimseye güvenemediklerini anlıyoruz. Gençler hemen her konuda günümüzde adaletin yokluğundan söz ederek haklı olanın değil güçlü olanın kazandığını vurguluyorlar. İyiliği emretme ve kötülükten sakındırma konusunda bir çabalarının olmadığını çünkü böyle durumlarda başlarının belaya girmesinden korktuklarını ifade ediyorlar. Müslüman toplumların içinde bulunduğu olumsuz durumların en önemli sebeplerinin başında; Müslümanların dünyaya aşırı düşkün olmaları, ahiret konusunun pek gündemde olmayıp önemsenmediğinden bahisle insanlardaki para ve dünya hırsının helal ve haram konusunda sınır tanımamalarına yol açtığından söz ediyorlar.

            Gençlerin zihinlerinde yer eden bu olumsuz kanaatlerin yanında, bir de gönüllerini karartan menfi duygulara sahip olduklarını da anlıyorum. Çünkü ifadelerinden anladığım kadarıyla gençler toplumun ıslahı konusunda ümitsiz ve gelecek konusunda çok karamsarlar. Okulda, çevrede ve ülkede yaşanan olumsuzluklar onları öylesine etkilemiş ki, inançlarını, güvenlerini ve ümitlerini iyice güçlendirmek gerekiyor.

Gençler üzerinde yaptığım bu küçük araştırmanın bir de küresel boyutu var ki, “parça bütünün habercisidir”  tezini tamamen doğruluyor. Ipsos araştırma şirketi Türkiye’nin de içinde bulunduğu 23 ülkede 'en güvenilir meslekleri' araştırdı. Ipsos Global Advisor Araştırması kapsamında yapılan anket çalışmasında mesleklerin güven skorları oluşturularak bir endeks oluşturuldu. 23 ülkenin dokuzunda endeks pozitif değerde seyrederken, geri kalan 13 ülkede endeks birçok meslekte güvensizliğe işaret ediyor. Yapılan ankete göre Türkiye'nin skoru -93 ile birçok meslekte güvensizliğe işaret ediyor. Araştırma kapsamında sıralanan mesleklere olan güvensizlik oranı güvenilirlik oranından daha fazla. Buna göre araştırmaya Türkiye'den katılanların güvendiği meslekler arasında ilk üç sırada bilim insanları, doktorlar ve öğretmenler yer aldı. Son iki sırayı ise din görevlileri ve siyasetçiler oluşturdu. Politikacılar yüzde 11 ile son sırada yer alırken, son sıradan bir üstte ise yüzde 12 ile din görevlileri yer aldı.(1)

Yeryüzünde insanlık var olduğundan beri sebep-sonuç ilişkileri bakımından gerçeklerin hiç değişmediğini yukarıda ki araştırmadan çok iyi anlıyoruz. Anladığımız diğer bir mesele ise İslam’ın peygamberi Hazreti Muhammed (S.A.V.)’in bu gerçeği ortaya koyan toplum konusundaki mükemmel tespitleri. Allah’ın Elçisi (S.A.V)’in: “İnsanlardan iki sınıf  var ki, onlar salâha ererse insanlar da salâha erer; onlar fesada girerse insanlar da fesada girer: bunlar âlimler ve âmirlerdir.”(bk. Kenzu’l-ummal, 10/191) hadisi meseleyi çok güzel bir şekilde ifade ediyor. Hadiste geçen  “ulema” ve “ümera” terimlerinden günümüzdeki din alanında söz ve yetki sahibi olanlarla, toplumu ve devleti yöneten siyasileri anlıyoruz. Toplumun bu kadar bozulması, adaletin ve güven ortamının giderek zayıflamasının altında yatan nedenin hadiste bahsedilen iki sınıftan kaynaklandığını yirmi üç ülkede yapılan araştırmalar da ispat etmektedir. Çünkü aynı doğrultuda başka bir hadiste Hazreti Peygamber (S.A.V.):  “İnsanlar yöneticilerinin dini üzere olur.”(Aclunî,2/311) diye buyurmaktadır. Yani kısaca insanların itibar edip peşinden gittiği, tabi olduğu, taklit ettiği bu iki sınıf,  toplumun hem aynası ve hem de lokomotifidirler. Bunlar düzgün olursa toplum da düzgün olur, bunlar bozulursa toplum da bozulur.

Küresel emperyalizmin bütün dünyayı kıskacına alarak inim inim inlettiği, zulmün ve sömürünün tüm ülkelerde alabildiğine arttığı, artık insanların sokaklara dökülerek bütün bu zulme isyan ettiği bu günlerde insanlar bu iki sınıfın yaptıkları ve yapmadıklarının sonuçlarını çekmekteler; küresel emperyalizmin emrinde halkına zulmeden yöneticiler ve onların yaptıklarına sessiz kalan veya onaylayan dini zümre.

Tarihe baktığımızda aslında bu senaryonun devamlı tekrar ettiğini görmekteyiz. Değişen sadece oyuncular ve mekânlar. Kur’an-ı Kerim’de en çok bahsedilen aktörlerden biri de firavun’dur. Firavun’un yanında bir de Hakkı ve hakikati temsil eden Hz. Musa’nın karşısında yer alarak dünya ve ahiretlerini kaybetmiş olanlar vardır. Bunlar; Haman, Karun ve Bel’am’dır.Zamanla bu görev ve  isimlerinin değişiyor olması hiç önemli değildir. Firavun, Haman, Karun ve Bel’am tarihten günümüze kadar her asırda bir prototip olarak devam ede gelmiştir. Bu dörtlü sacayağı; iktidarı, egemen gücü temsil eden kişi ya da mekanizma olarak Firavun’u, iktidara yakın olup bürokrat kesimi temsil eden Haman’ı, sistemin mal, para gücünü temsil eden kişi veya mekanizma Karun’u ve sistemin inançsal boyutunu yani halkın inançları üzerinde tahakküm sağlayan, insanların dini inançlarını kanalize eden kişi veya mekanizma Bel’am’ı oluşturmuştur. Tarih boyunca sistemler hiyerarşilerini sürdürebilmek için bu dörtlü sacayağını dikkate almışlardır. Osmanlı devletinin son dönemlerinde bozulan bu sınıflar devleti yıkıma doğru götürerek kötü akıbeti hazırlamışlardır. Tarih tekerrür etmektedir. Yani Yüce Rabbimizin koyduğu toplumsal yasalar asla değişmemektedir. Tarihten ve çevremizde olup bitenlerden ders almamız ve artık nefsimizi ve toplumu ıslah ederek bir an önce doğru yola girmemiz elzemdir. Rabbim nefislerimizi hayırla ıslah eylesin, başta yöneticiler ve toplum önderleri olmak üzere hepimize hidayet, feraset ve basiret nasip eylesin. Amin.

  1. İstanbul-BİA Haber Merkezi

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X