Advert
BİRAZ ESKİYE GİDELİM Mİ NE DERSİNİZ??
Selahaddin CANPOLAT

BİRAZ ESKİYE GİDELİM Mİ NE DERSİNİZ??

Bu içerik 8602 kez okundu.

Yüreğini vermeli insan, sıktığı ele, kucakladığı dosta, dokunduğu omuza, gülümsediği yüze, baktığı göze, dinlediği söze. Her şeyiyle bütün olmalı.

Üzmeyin, kırmayın, kıymet bilin. Hayatta geri dönüşü olmayan ayrılıklar var.

Bu güzel duygu ve düşüncelerden sonra sözlerime başlayayım...

Kıymetli okurlarım,

Çok değil bundan 30 yıl kadar önce samimiyet içtenlik ihlaslı gerçek dostluklar vardı.

Eskiden yerli malı kullanan, yurdun üç tarafı denizlerle çevrili bereketli topraklarımızda domates, patates, soğan, kuru üzüm, fındık, tütün, çay, narenciye, kavun karpuz yetiştiren kuru üzüm ve inciri satan karşılığında çamaşır makinesi radyo ev eşyası ve otomobil alan bir toprağın değerli büyükleri vardı. Biraz yoksul biraz fakir biraz mahcup biraz kırılgan biraz fedakar ama hep umutlu bir toplum vardı.

Nereye gitti o güzel insanlar, nereye gitti o büyükler ?

Kıymetli okurlarım, Dostlarım

Benim çocukluğum Elazığ sanayi mahallesinde geçmiştir. O günleri çok ama çok iyi hatırlıyorum, insanlar cesurdu, dürüsttü, yardım severdi. O günlerde yokluk kıtlık olsada “Misafir” diye bir kavram vardı. Rahmetli Babam'ın ve amcamın küçücük bir iş yeri vardı. Babamı bölgemizde köylerimizde alış veriş yapanlar Terzi Efraim diye amcamıda yine terzi Nurettin diye tanırlardı. Rahmetli babamın ve amcamın esnaflığı dönemlerinde köylerden gelenler vasıta günde 1 defa olduğundan şehirde kalacak olsalardı, muhakkak misafir olarak  kalıcı misafirlerimiz eksilmezdi. Babam Annem ve kardeşler olarak on kişilik bir aileydik. Evimiz 70 metre kareydi. Ama her gün misafirin bolluğu ve bereketi ailemizin güler yüzlü karşılaması ne güzeldi. Sadece bir odamız vardı. Misafirler var olan güzel odada uyurken bizler ise iç içe mutfakta ve ara yerlerde uyurduk. O dönem birçok insan aile misafirperverdi, bir lokmasını misafiriyle paylaşırdı.

En önemlisi evler tek veya iki kattı. Bir mahalleyi damdan  dama gezerek gidebilirdik. Evimizin bahçesinde tüm mahallenin kadınları Salçasını eriştesini turşusunu kalabalık olan ailemizle birlikte yapanlardı. Herkes mutluydu. Tv yeni çıkmıştı evimizin tv odası günde 1 kez tv den verilen filmi  büyük bir kalabalık arkadaş grubu izlerdik. Yani insanlarda  Güleryüz ve sabır vardı.

Ben küçükken sokakta bir olay olsa, bir tatsızlık yaşansa hemen “ne oluyor burda” diye yardıma koşan “abilerimiz” büyüklerimiz vardı. Mahallemizde kavgaları önler, küfür ettirmezlerdi. Mahallede, parkta kötü niyetli birileri olsaydı, mahalledeki büyüklerimiz karşısına çıkar hesap sorarlardı. Mahallemizin delikanlı abilerimi, aha vallaha, şimdiden özledim. Biliyorum kıymetli okurlarım ahhhh çektiğinizi kaleme aldığım an itibariyle görebiliyorum.

Bizim zamanımızda sokaklarda geç saatlere kadar korkmadan oynayabilen küçük çocuklardık. Ben çocukken herkesin yediği, giydiği, alabildiği birbirine yakındı. Ben çocukken çocuklar kötü bir şey yaptığı zaman ya anne bir şaplak patlatırdı, ya da babaya söylenirdi. Ben küçükken görüşülen komşular, gelinip gidilen akrabalar vardı. Ben küçükken bütün okullar devletindi, bütün öğrenciler de ya çalışkandı, yada tembel.

Eskiden sokakta oynarken acıktığımızda herhangi bir arkadaşımızın evinde karnımızı doyurabilirdik. Ya da Ayşe, Fatma teyze yaptığı pişileri, pohçaları Salçalı ekmek tutuştururdu elimize. Benim evladım yok. Ancak şimdi çocuklarınızı en samimi arkadaşlarınızın evine gönderirken çekiniyorsunuz, korkuyorsunuz. Yanı başımızdaki komşudan ümidi kesmişiz, binlerce km ötedeki tanımadığımız bilmediğimiz kişilerle dost olup dertleşir olmuşuz sanal alemde. Ama eminim sizin çocuklarınızda büyüdüklerinde kendi çocukluklarını özlemle anacaklar. Çünkü bu hızla yozlaşmaya devam edersek bu günlerimizi mumla arayacağız.

Kısaca, Konuyla İlgili: Müslümanların dikkat etmesi gereken günler ((Neydik Ne Olduk…))

Ben şahsım olarak yaşamımızı ikiye ayırıyorum. 1980’den önce ve 1980’den sonra. 1980’den sonra yukarıda saydıklarım kalmadı.

 Artık cesur, dürüst ya da yardımsever değiliz. Varsa da ben rastlamıyorum, o kadar az o eski insanların sayısı. Artık herşey parayla ölçülüyor. “Misafire” yer yok bu paragöz dünyalarımızda. Kimse hiçbir şeyini kimseyle paylaşmıyor.

Eskiden mahallenin en güzel kızıyla, islâmı yaşamaya çalışan mahallenin en cömert, yardımsever yüreği dolu delikanlısı evlenirdi. Şimdi cebi dolu, altında son model arabası olan evleniyor. Yollar bozuk, musluklar bozuk, ziller bozuk, paralar bozuktu ama adamlar ve insanlar sağlamdı.

Sobanın başında toplanıp büyüklerimizin yaşlılarımızın hikayelerini masallarını dinleyen, kestane mısır patlatması yemek için sabırsızlanan, çayın fokurduşunu, mandalina ve portakal kabuklarının kokusunu özleyenleri saymıyorum bile. Unuttuk biz.

Bir çok şeyi unuttuk.

Maddî, manevî, ruhî ve bedenî daralsaydık komşularımız vardı. Sırrımız olduğunda komşularımız vardı. Başımız ağrıdığında komşularımız vardı. Gönlümüz darlandığında komşularımız vardı. Çorbamızı, bir lokmamımızı, umutlarımızı, memleket kadar kalbimizi paylaştığımız komşularımız vardı. (“Komşusu açken tok yatan bizden değildir”) diyen peygamber efendimizin (S.A.V) ümmeti (Komşu komşunun külüne muhtaçtır”) diyen ataların evlatları gibiydik o zamanlarda. Şimdi avuç dolusu para veriyoruz sırrımızı, dertlerimizi anlatmak için doktorlara. Toplumda şiddet, sinir, stres almış başını gidiyor. Kimsenin kimseye tahammülü kalmamış. Sebebi hep bu kaybolan değerlerimiz.

Artık kimse çocuğunu sokağa oynamaya bırakamıyor. Her yerde ağıza alınmayacak küfürler eden çocuklar. Ellerinde sigara beyinlerinde alkol birbirine bağırıp çağırıp çevredekileri rahatsız eden gençler. Organ mafyası, tinerciler sapıklar. 30 yıl öncesinden daha mı fakiriz. Ruhen evet. Artık sokakta mahalleyi koruyan abiler yok. Ya ağır abi oldular, ya da mahalle sakinlerinin vurdumduymazlığına kızıp atlarına binip çekip gittiler, bu diyarlardan.

Gelir durumları arasında o kadar büyük uçurumlar var ki zaten küçük çocuklar da birbirini kıskanarak ve yoksullukla bilenerek büyüyorlar. Birbirlerini sürekli kıyaslayan aileler çocuk değil ilerde kendilerini ve toplumu yok edecek makinalar yetiştiriyor. Komşular birbirini tanımıyor, selam vereni tanımıyorsak karşılık vereceğimize “bu da kim” diye kuşkuyla bakıyoruz. Akrabalar bile birbirini ayda yılda bir bayramdan bayrama görüyor, çocuklar akrabalarını tanımıyor. Çeşit çeşit okul doldu ortalık. Artık çalışkan olan değil de parayı veren en iyi okulda okuyor.

Birgün herkes köyüne döner mi?

Gelen gideni aratır mı?

Ben aynı ülkede, aynı kentte yaşadığım insanların gözlerindeki kuşkuyu, düşmanlığı, patlamaya hazır öfkeyi gördükçe, verdiğim, inadına verdiğim selamlara karşılık alamadıkça müslüman olmaktan, bu ülkede yaşamaktan dolayı gurur duyamıyorum artık.

Hırsızlık yapanın, kadına tecavüz edenin, şiddet uygulayanın ceza almadığı bir ülke haline geldiğimiz için katiller, teröristler hapisten çıktığı için, yarışmaların, eğlence programlarının, futbol maçlarının günlerce, haftalarca konuşulup şehit haberlerinin sıradanlaştığı için, insanların  (“bana dokunmayan yılan bin yaşasın” ) tavrını takındığı için gecede  3 veya 5 dizi seyreden insanların dolu olduğu bir ülkede yaşadığımız için şaşırmıyorum artık hiçbir şeye.

Sebebi her ne olursa olsun (kapitalist sistem, dinimizi yaşayamamak, örf, âdet ve geleneklerimizden kopmak, teknolojik gelişmeler) bizi bu hale getiren sistem de ilelebet hüküm sürmeyecek elbet. Siz ne düşünüyorsunuz bu konu hakkında? Eski günleri mumla aracak mıyız? Yoksa düzelir mi birgün bu ülke? Adalet Herkese lazım... O günden bugüne uzun bir zaman geçti. Fakat gördüğüm ve Diyeceğim gerçek şudur;

((Bize ne olduysa yavaş, yavaş, azar, azar oldu.))

Sonuç olarak; 

Günümüzdeki Müslüman toplumların komşuluk ilişkilerini dinimizin emir ve tavsiyeleri doğrultusunda yeniden gözden geçirmeli, İslam kardeşliğini gerçekleştirmek için gayret göstermelidirler.

Bu köşe yazımda rahmetli babamdan ve amcamdan söz ettim. Babam, amcam  ve tüm geçmişlerinize  rahmet olsun. Lütfen Tüm geçmişlerimize bir fatiha okuyalım.

ELFATİHA

Kentin Haberi Haberkent Gazetesi  okuyanları Köşe yazımı gerek gazete gerekse de sosyal medyadan internet haberden ülkemiz ve  yurt dışının her bir köşesinden takip eden her bireye tek tek teşekkür eder, selam ve saygılarımı sunarım.. Vesselâm

Kul Selahaddin CANPOLAT

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X