Advert
 YANLIŞ YOLLAR VE ACI SONUÇLARI
Habib KARAÇORLU

YANLIŞ YOLLAR VE ACI SONUÇLARI

Bu içerik 649 kez okundu.

           Her gün yüz yüze görüştüğümüz veya sosyal medyadan takip ettiğimiz yakınlar, eş, dost, arkadaş ve sair tanıdıkların mevcut hayat şartları ve düzenden rahatsız ve çoğunlukla şikâyetçi olduklarını anlıyoruz. Çoğunlukla herkesin mevcut gidişattan veya çeşitli nedenlerle muhatap oldukları kişi veya kuruluşların muamelesinden muzdarip olduklarına da şahit oluyoruz.

            Her zaman olduğu vatandaşın gündeminde özellikle ekonomik sorunlar var. Ekonomik sorunların en başında tabi ki hayat pahalılığı ve işsizlik gelmekte.  Bu ikisini eğitim, terör, yargı ve sağlık sorunları takip etmekte. Yalnız dikkat çeken en önemli nokta ise bu sorunları çözmek için seçilmiş veya atanmış olan siyasiler ve yöneticilerin gündemiyle halkın gündeminin giderek birbirinden kopmaya başlamış olması. Televizyon kanalları, sosyal medya veya çeşitli aktivite ve toplantılarda anlatılan ve tartışılan konular artık halkın gündemindeki konuların uzağında bulunmakta.

            Halkın ve ülkenin sorunlarının çözümünde bu sorunları doğuran ana kaynaklar ve temel nedenlerin bir kenara bırakılarak tali derecedeki veya daha uzak menşe’ ve nedenlerin konuşulup tartışılması meseleleri daha da içinden çıkılmaz hale getirmekte. Mesela, ülkemizde adalet ve yargı konusunda büyük sıkıntıların yaşandığı bu günlerde “af” konusunun gündeme getirilip tartışılması sürecinde; “bu ülkede suç işleme oranları niye artmaktadır?”, “insanlar niçin suç işlemeye daha çok meyleder hale gelmiştir?” veya “her suç işleyen hak ettiği cezayı çekiyor mu?” vb. soruların cevabını sorup ta tartışmaya açanımız yok denecek kadar az bir seviyede bulunmakta, ne yazık ki.

Bugünlerde gündemde olan af konusuyla ilgili Yargı Reform Stratejisi kapsamında ikinci yargı paketi hazırlıkları sürüyor. Yetkililer tarafından şu anda cezaevlerinde bulunan 288 bin hükümlü ve tutukludan yüzde 91'inin 10 tür suçtan içeride bulunduğu bilgisi paylaşıldı. Ancak iktidar cephesinin bu 10 suçtan 6'sında indirim olmamasını istediği öğrenildi. İndirimine karşı çıkılan suçlar, terör, mükerrer suçlar, cinsel istismar, uyuşturucu, kasten adam öldürme ve organize suçlar olarak sıralandı.

OECD’nin Mayıs 2019 tarihli verilerine göre, OECD ülkeleri arasında Türkiye,  Amerika Birleşik Devletleri’nin ardından hapsetme oranlarında ikinci sırada yer alıyor. 330 milyon nüfuslu ABD’de 100 bin kişiye düşen tutuklu ve hükümlü sayısı 655 iken,  bu sayı 82 milyon nüfusa ev sahipliği yapan Türkiye’de 318. Ne acı ki eğitimde, sağlıkta, teknolojide ve daha birçok konuda OECD listelerinin son sıralarında yer alan Türkiye,  hapsetme oranlarında ABD ve İsrail’le ilk üç sırayı paylaşıyor.  Ayrıca alınan haberlere göre ülkemizde mevcut olan 353 cezaevi kapasite olarak çok yetersiz olduğundan önümüzdeki yıllarda bunlara 137 adet daha eklenecek. Adalet bakanlığından verilen bilgilere göre: “Haziran 2019 tarihi itibari ile Türkiye’de inşaatı devam eden 114 adet Ceza İnfaz Kurumu bulunmaktadır” denilirken, ihale aşamasındaki ceza infaz kurumu sayısı ise 23 olarak açıklandı.

            İşsizlik rakamlarına paralel olarak hırsızlık rakamlarının da aynı oranda yükseldiğini görüyoruz. TÜİK’in açıklamalarına göre Ağustos 2019 itibarıyla tarım dışı işsizlik oranı 3,5 puanlık artışla yüzde 16,7 olarak tahmin edildi. Cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlülerin işledikleri suçlara göre incelendiğinde 2017 yılında hırsızlık yüzde 17,3 ile başı çekmekte.

            Eğitimden kültüre, ekonomiden hukuka, siyasetten medyaya kadar birçok alanda tükenmişliğin ve kokuşmuşluğun yaşandığı ülkemizde çoğunlukla bütün sorunlar kaynak olarak gelip sistemde kilitlenmektedir. Eğitimde felsefe ve sistem olarak Batıyı taklit eden ülkemizde, ekonomik olarak ifade edersek eğitim artık ciddi anlamda zarar etmektedir. Son yıllarda bütçeden en çok payı alan eğitime 2018’te 134 milyar 727 milyon TL kaynak ayrılırken, bu payın 92.5 milyar TL’si MEB bütçesi olarak belirlendi. Ancak bütün bu harcamalara rağmen sonuç tam ters yönde seyretmektedir. 2018 PISA raporları açıklandı ve PISA’da 2015 yılına göre Türkiye için değişen bir şeyin olmadığı görüldü. 15 yaş grubundaki öğrencilerin kazanmış oldukları bilgi ve becerileri değerlendiren PISA 2018 test sonuçları ülkemiz eğitimi açısından yine üzücü bir noktada. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından her üç yılda bir düzenlenen rapora göre, Türkiye’de öğrenciler “okuma, matematik ve fen bilimi” alanlarının tamamında OECD ortalamasının altında kaldı. Türkiye’de 15 yaşındaki öğrencilerin yüzde 73’ünü temsil eden 186 farklı okuldan 6 bin 890 öğrenci PISA testine girdi. Bu sonuçlara göre Türkiye, PISA testine katılan 37 OECD ülkesi arasında; Slovakya, Yunanistan, Şili, Meksika, Kolombiya ve İspanya’nın önünde 31. sırada yer aldı. Ülkeler arasında en yüksek başarıyı ise Çin elde etti, ikinci sırada ise Singapur yer almakta.

                Ekonomi ve eğitimin birbirini doğrudan etkileyen iki ana unsur olduğu tartışılmaz, mutlak bir hakikattir. Çin ve Singapur örneğinde olduğu gibi iyi eğitim iyi ekonomiyi doğuruyor. Türkiye'de 2019 yılı itibarıyla 206 üniversite faaliyet göstermektedir. Bunlardan 129'u devlet üniversitesi, 77'si ise vakıf üniversitesidir. YÖK tarafından açıklanan istatistiklere göre, Türkiye'de 2018-2019 öğretim yılında üniversitelerde 7 milyon 740 bin 502öğrenci eğitim almıştır. Bu öğrencilerin en iyimser ihtimalle önümüzdeki beş yıl içerisinde yüzde otuzu bir işe yerleşecek ve geriye kalan yüzde yetmişi işsizler ordusuna katılacakdır.

            Eğitimdeki yanlış sistem ve planlamanın doğrudan ekonomiye etkisi gözler önündedir. Aynı zamanda ekonomideki yanlış planlamalar ve yatırımlar da doğrudan eğitimi ve dolayısıyla toplumu etkilemektedir. Avrupa Birliği uyum süreci içerisinde hukuk alanında yapılan değişikliklerde doğrudan toplumu etkilemiş ve en büyük darbeyi de aileye vurmuştur. Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine dair çıkartılan 6284 sayılı yasa uygulandıkça amacının tam tersi yönünde sonuçlara neden olmakta ve ailelerin dağılmasına ve mahvına neden olmaktadır. Ayrıca genel ahlaka, inançlarımıza, örf ve adetlerimize aykırı şekilde yayın yapan tv ve internet kanalları ile sosyal medya aygıtlarının özellikle gençler üzerindeki olumsuz etkileri devam etmektedir.

            Ülkemizde bireyin ve toplumun beden ve ruh sağlığına aşırı derecede zarar veren, ayrıca vatandaşların sahip oldukları sermaye ve servetlerini kaybetmelerine neden olan içki, uyuşturucu, kumar, tefecilik ve fuhuş gibi kötülüklerin giderek arttığını da medya ve bilgi kaynaklarından öğreniyoruz. Bu kötülüklerin önü alınmadıkça millet olarak ilerde şimdikinden daha ağır bedeller ödeyeceğimizi de bilmemiz gerekir. Hülasa yanlışların, kötülüklerin, azgınlığın, sefahatin, israfın ve günahın önüne geçmek öncelikle sistemi sorgulamaktan geçer. Eğer sistemi dokunulmaz olarak görüyor ve daha ileri giderek onu putlaştırıyorsak asla doğru sonuçlar alamayız nitekim şimdiye kadar alamadığımız gibi. Mecellede yer alan “Def-i mefasid celbi menafiden evladır.” Yani ifsat edici şeylerin ortadan kaldırılması, faydalı şeyleri ortaya koymaktan daha iyidir, daha gereklidir ve daha üstündür. İfsadın ana kaynağı olan içki, kumar, faiz, fuhuş vb. melanetler temizlenmedikçe toplum da fesada doğru gitmeye yani bozulmaya devam edecektir.

Rabbim hepimizi hayırla ıslah eylesin, razı olduğu Salih kullarının zümresine ilhak eylesin, içimizdeki sefihleri ve ifsatçıları da ıslahları mümkünse ıslah eylesin, değilse kahrü perişan eylesin. Âmin.

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X