Advert
ERKEKLER BARBİ HATUNLAR HARBİ
RAMAZAN YILDIRIM

ERKEKLER BARBİ HATUNLAR HARBİ

Bu içerik 908 kez okundu.

 

Bir güzel hava bir güzel ortam. Çocuk olmayı istedim kırlarda dolaşmayı arzuladım bir an. Kafamı kaldırıp göğe baktım hiç bir değişim yoktu. Tıpkı çocukluğumuzda ki gibi. Bulutlar bir parça da güneş. Çünkü uçaklar göğü kullansa da uçmak için insanlar henüz ikametini alamamışlar yukarılara.

Oysa yer öylemiydi. Biz yaşamıştık üzerinde. Planlar çalışmalar yapmıştık. Kime sorsan kendimizi farklı farklı özelliklerle donatmıştık, güzelliklere adamıştık. Hep iyiyi hep doğruyu yapmıştık. Mimarlarla, mühendislerle, peyzajcılarla ortak adımlar atmıştık.

Ne kuş cıvıltıları ne çocukların sesi. Ne top oynayan çağalar, ne saklambaççı topluluklar. Allahım her geçen gün nüfus çoğalıyor, kalabalıklar artıyor ama ne hikmetse çocuk sesine hasret, insan yüreğine yavan kaldık. Anlamadım bütün ölmüşlerimize mezar yaptığımız toprağı mezarsız ne ara nereye gömdük.

Hele o çalışa çalışa hayattan pert olmuş yer yer mektep binalarını inşa etmiş ama hiç mi hiç mektebin sıralarında oturmamış ümmi kesimler. Muhabbet esnasında toplumu gülmekten harap eden etrafı kahkahalara boğan kırık dökük kelimeleri...

Şöyle dönüp eskilerimize baktığımda heleki kadınlarımız keşmekeş hayatları arasında her birinde binbir umut, kesintisiz gülüş ve şatafatlı sevdalar olan o nesillerden nasıl olduda dışı gülücüklü, dışı pırlanta, davranışları ful rüküş, umutları yara bere, yürekleri içi lahit dolu kabristanlar oldular.

Çok değil bir kaç yıl öncesinde bile erkekler delikanlı ve harbi, hatunlar hanım efendi ve barbi idi. Şimdi herşey tam tersi. Erkek severken korkuyu endişeyi taşıyor. Kadın keşmekeşliği bile umursamayıp arzusunu yaşıyor.

Evet hayata ve hanımlara dair zulümlerimiz vardı. Hatta yaşam kültüründe geri kalmışlarımız bu konuda daha daha olumsuzlardı ama yine de her işin bir kısmı iki taraf için çoğu kadınlarımız için ardı. Erkek yer yer kancıkça konumuna yaslanıp hatuna fırça kayardı, bazen dayak bile atardı. Sırf kadınların hatunluğundan dolayı yaşamda yine bir eş bir iş bir anlayış vardı.

Sanırım nasıl ki varlığımız o fukaralığın simgesi müstakil evlerimizi geliştirip sırça köşklere dönüştürmek yerine bizi yabancısı olduğumuz bu düzensiz yapılanma, apartman ve rezidans kültürüne soktuysa yaşamsal gelişimimiz de ruhlarımızı ve duygularımızı yabancısı olduğumuz bu çetrefilli yozlaşmış ahlakla buluşturdu. Ve nasıl ki yokluğumuz bizi ev olduğu belirsiz izbe gecekondulara mahkum ettiyse ruhsal çöküntülerimizde bizi bilmediğimiz izbeliklere götürdü.

Yazımı sonlandırırken siz Haberkent okuyucularına umut dolu ümit dolu güzellik ve gülücük dolu mutluluklarla sağlıcalıklı kalın diliyorum.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
EĞİTİM AĞIR HASARLI
EĞİTİM AĞIR HASARLI
BAKAN KURUM: BİR YIL İÇERİSİNDE ELAZIĞ'IMIZI SIKINTIDAN KURTARACAĞIZ
BAKAN KURUM: BİR YIL İÇERİSİNDE ELAZIĞ'IMIZI SIKINTIDAN KURTARACAĞIZ