Advert
NEO-EMPERYALİZME KARŞI AKTİF TEVEKKÜL
Nevzat ÜLGER

NEO-EMPERYALİZME KARŞI AKTİF TEVEKKÜL

Bu içerik 2144 kez okundu.

Niçin elit diyorlar bir kesime, doğrusu çok iyi oturmuş bir kavram değil. Ama ülkede elit kesim denilen eskinin “kaymak tabakası” beslendiği sistemi kaybetmek istemiyor. Aslında büyük oranda bunu kaybettiklerini düşündüklerine dair çokça emareleri var. Bu adamlar son on iki yılla birlikte mevziiyi kaybettiklerini niçin düşünüyorlar? Ne diyor bu neo-emperyalizm yanlıları? 

1-TSK eskisi gibi darbe yapmıyor. 

2- Bizim işbirliği yaptığımız, kontrollü hükümet ve Ergenekon denilen yapılanma bir şekilde tasfiye edildi. 

3- Kurarak hayata geçirdiğimiz Avrasyacılık çok ciddi anlamda geriliyor.

4-Paralel yapı denilen (Gladyo 3) de başarısız oldu.

5-Demokrasi artık bizim dediğimiz gibi işlemiyor. Dolayısıyla demokrasi içinde istediklerimizi yapamayız. O zaman ne yapmalı? Önce biraz malumat…

Dünyada Milli Geliri iki trilyon doların üstündeki dokuz ülkede ve fert başına geliri 20.000 doların üstündeki 39 ülkede darbe yapmak artık en azından savaş çıkartmak kadar zor. Peki Türkiye’ye ne oldu da eskisi gibi darbe yapamıyoruz?

Türkiye 1980-1990 döneminde 2,2 kat büyüdü. 1990-2000 döneminde 1,7 kat büyüdü. 2002-2012 döneminde 3,4 kat büyüdü. Yani bir zamanlar Türkiye’yi Yunanistan ile mukayese ederken şimdi Fransa ile mukayese ediyoruz. Çünkü 1980 yılında Türkiye Fransa’nın onda biri kadar üretim yapamazken, 2012 yılında yarıya yakını kadar üretim yapıyor artık. Otuz yılda üç kattan fazla büyümüşüz. 1960’da, 1971’de, 1980’de, 1997’de bir mektupla hükümetler devrilebiliyorken, bunu artık ne 2004’de, ne 2007’de, ne 2011,12,13,14’de başarmak mümkün olmadı. Demek ki artık bir hayli güçlenmişiz.

Türkiye’nin iç ve dış darbelere mukavemeti eskiye oranla çok arttı ama fert başına geliri 20.000 doları aşıp gelirin de adil dağılımını sağlayabilirsek artık darbeler dönemi hepten kapanacaktır.

Batı ne istiyor bizden? Batı, vahyi İslam’dan ve ciddi Müslüman’dan hoşlanmıyor. Diyor ki, ille de Müslüman olacaksan benim istediğim, sınırlarını benim çizdiğim bir şekilde ol. Irak’ta, Libya’da, Mısır’da yaptığı şey bu değil midir?

Ortadoğu'da halk ayaklanması ABD'nin eliyle olmuyor elbette ama çok çabuk kendi lehine çevirebiliyor. Sistem biraz yumuşatılıp, sistem karşıtları da sistemin nimetlerinden faydalandırılınca işlem tamamlanıyor. Adamlar Sudan'ı böldü, daha sonra Güney Sudan’da en büyük antlaşmalar İsrail’le yapıldı. Amerika şirketleri tüm toprakları aldılar. Somali meselesinde de aynı.

Türkiye'deki dindarlar yeni bir sistem geldiğinde bunu sorgulama becerisine henüz tam sahip değiller. Amerika karşıtı olmak ayrı bir şeydir, olayları gerçekçi yorumlamak çok daha ayrı bir şeydir. Yani Suriye'ye yardım yapacaksınız ama dönen oyunları da bileceksiniz.

Bu ülke az-çok hem devlete hem topluma epeyce adam yetiştirdi. Dolayısıyla iktidara geldiğinde bu güç bir yere akıyor. Sonuçlarını da görüyoruz.

Dolayısıyla İngiltere (belki AB), ABD ve İsrail'in Türkiye'ye direkt müdahale edemeyip dolaylı müdahale etmesinin en büyük sebeplerinden biri budur. Ancak bürokrasi henüz istenilen yorumlama düzeyine gelemedi.

Hala Mavi Marmara gemisi ile ilgili olarak İsrail’le anlaşmayı çabuklaştırmak isteyen bürokratlar var. Halbuki şu anda Türkiye’nin en büyük destekçileri Ortadoğu halkları olduğuna göre, birileri Türkiye’nin güç kaybını istiyor anlaşılan. Yani son on iki yılda benimsenen “kazan-kazan” formülü yerine, “kaybet-kaybet” formülünün işlemesini isteyen içerde ve dışarıda lobiler var.

1989 yılında Rusya’nın sistem değişikliğine giderek küçülmesinden sonra, Batı hep “Siyasal İslam” ve Ilımlı İslam” kavramlarını piyasaya pompalıyor. Bu kavramlara balıklama atlayan içerde de çok insan ve sosyolog oldu. Aynı kitle veya başkaları “Siyasal Hıristiyanlık” gibi bir kavramı ne kullandı ne de bu kavramın yanına yaklaştı. İşte şimdilerde, Batı’nın kullanılmasından hoşlanmadığı ancak pek popüler olan “neo-emperyalizm”, Vatikan’ın emrinde olan “Siyasal Hıristiyanlık” eliyle yürütülüyor. Batıdaki Hıristiyan Partilere dikkat ederseniz konu hemen anlaşılır. İşte Almanya örneği.

Ancak genelde dinler, özelde İslam ve Müslümanlar mabetlerinden dışarı çıkmaya başladı. Artık Müslümanlar sosyo-ekonomik meselelerin de, sosyo-kültürel meselelerinde de, sosyo-siyasal meselelerin de içinde yer almaya başladılar.

Hem yurt dışından, hem de yurt içinden, sinelerindeki maneviyatı alınmış gayr-ı memnunlar ne kadar Batı’nın dümen suyuna gidiyorlarsa, Müslümanlarda da artık “aktif tevekkül” devrini yeniden başlatmışlardır.

 

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X