Advert
TÜRKİYE’DE ÇOK PARTİLİ HAYAT KİMİN ESERİ?
Nevzat ÜLGER

TÜRKİYE’DE ÇOK PARTİLİ HAYAT KİMİN ESERİ?

Bu içerik 2038 kez okundu.

     İsmet İnönü`nün damadı ve gazeteci Metin Toker ’in ” Doğrudan doğruya İnönü’nün kendi eseri olan iki devrim vardır ki bunlardan birincisi tek partili hayattan çok partili hayata geçmesidir” cümlesi üzerinde durmak gerekir. Gerçek öyle midir ya?

       Son yetmiş yılda çok konferanslar yapılmıştır ama konumuzla ilgisi açısından  “Yalta Konferansı” oldukça önem taşır.

      4-11 Şubat 1945 tarihinde ABD; İngiltere ve Rusya arasında yapılan konferans, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, “Yeni Dünya Düzeni”ni şekillendirmek üzere toplanmıştır. Konferansın önemli ekonomik boyutları üzerindeki düşüncelerimizi bir başka yazıya erteleyerek, konferansın Türkiye’deki çok partili hayatla ilgili kısmına bakalım.

      Konferansta alınan bir kararla; “Mart 1945 tarihine kadar Almanya ve Japonya’ya savaş ilan eden ülkeler Birleşmiş Milletlerde kurucu üye olma hakkı kazanacaklardır.” Bu ülkeler 25 Nisan 1945 tarihinde yapılacak olan “San Fransisko Konferansı”na da davet edileceklerdi.

     Bu durum karşısında Türkiye; ABD, İngiltere ve Rusya'nın yanında olduğunu göstermek için 23 Şubat 1945 günü Almanya ve Japonya’ya savaş ilan etti. Ardından da 6 Mart’ta konferansa katılma davetini aldı. Ancak bu davete gidebilmek için kendisinden rejim değişikliği isteniyor ve çok partili hayata geçmesi talep ediliyordu. Gerçi çok partili hayata geçmeden konferansa Rusya başta olmak üzere katılan çok ülke vardı ama Türkiye için bu değişiklik şart koşulmuştu.

     Bu karar sıkışan Türkiye’deki iç politikanın serbestleşmesi açısından önemliydi ama bu kararın bu ülkede ciddi uygulamasına ancak 1983 yılında Özal’la geçilebildi, Erdoğan’la hız kazandı. Artık “bilim, para ve politika” yaygın hale geldiğinden, bu üç unsur önce yavaş yavaş sonra hızla el değiştirdi. Batman’dan Mehmet Şimşek Maliye Bakanı, Bingöl’den Cevdet Yılmaz Kalkınma Bakanı olabiliyorlarsa bu değişimden dönüş olmaz demektir.

      Parti seçmenin, aynı zamanda farklı fikir ve uygulamalarını seçmek anlamına geleceğini tek parti ideolojisinin bağlıları uzun süre kabul etmemişlerdir. Günümüzde dahi devlet erkinin arkasına sığınarak siyaset yapma heveslilerini görmekteyiz. Böyle bir sonucun ortaya çıkmasını kabul etmek istemeyenler hala vardır ve zaman zaman da etkili olmaya devam etmektedirler. 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat çok partili hayatın henüz tam hazmedilemediğini işaret ediyordu. Son olarak 27 Nisan bildirisi ile bir deneme daha yapıldı ama fert başına geliri 11.000 doları aşmış bir ülkede artık bu davranışlar ancak iade gördü.

       Birileri “Parmağın işaret ettiği yere değil hala parmağa bakmaya” devam etseler de artık entelektüeller cesurca konuşmaya başlamışlardır. Mahalle baskısından rahatsız olan çok insan var artık.

       Ülkenin ve özellikle Anadolu'nun entelektüel sermayesi ortaya çıkmaya başlamıştır. Kayseri, Antep, Denizli, Malatya, Konya vb. artık İstanbul’la rekabet ediyorlar.

       Sadece tüketim değil, üretime giriş de artık serbest hale gelmiştir. Anadolu’da yatırımlar hızla artmıştır.

       İthal ikameci model terk edilmiş, yerine ihracata dayalı büyüme modeli tercih edilmiştir. TÜSİAD’ın kızgınlığı aslında çok şey anlatıyor.

       Toplum mühendisliği önemli oranda törpülenmiştir. Bir dürüme % 7 oy imkansız değil ama oldukça zor artık.

       Son otuz yılda yerli düşünenler iktidara gelmeye başlamıştır. Ancak çalışanların Cuma namazlarında patrona göre saf tutmaları devam ediyor. Atamalarda liyakat sistemi oturtulamadı.

     “Devlet millet içindir” anlayışı yaygınlaşmış, ulusalcı damar tıkanmıştır. Ancak bu tıkanmışlık yer yer patlama yapmaya devam ediyor.

       Ordu evinde düğün yapanların düğünlerine artık başörtülüler de gidebiliyorlar. Ancak “yasal olmanın helal olmak” anlamına gelmediği tam anlaşılamamıştır.

        1934 yılında tanınan herkese seçme ve seçilme hakkının bayanlarla ilgili bölümünde, başörtülüler için yalnız seçme hakkı şeklindeki anlayış ve uygulaması, 30 Mart 2014 yerel seçimlerinde aşılmış, başörtülüler de seçilebilmiştir.

       Roma hukukunun gözleri bağlı tanrıçası artık bu ülkenin insanına sevimli gelmemektedir. Tecrübeliler diyor ki; bu ülkede hakim, savcı ve avukat olanlar bir hayli fıkıh da bilmelidirler. Aksi halde bu insanlar hukukun ruhunda değil, ancak yasaların maddelerinde yoğunlaşırlar. Zihniyet değişikliği yavaş da olsa tüm toplum katmanlarında devam ediyor.

        Demek ki çok partili hayata geçiş Metin Toker’in dediği gibi değilmiş.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Ak Parti İlçelerde Temayül Yoklaması Yaptı
Ak Parti İlçelerde Temayül Yoklaması Yaptı