Advert
GÖREVİN EHLİ OLMAK VE HAKKINI VEREBİLMEK
Habib KARAÇORLU

GÖREVİN EHLİ OLMAK VE HAKKINI VEREBİLMEK

Bu içerik 687 kez okundu.

     Toplu halde yaşamakta olan biz insanlar, bir bakıma  kendi aramızda görev dağılımı yapmış,  toplum için gerekli olan hizmetleri paylaşmışızdır. Bu paylaşım genellikle devlet adını verdiğimiz, küçük, orta ve büyük ölçekteki birimlerden meydana gelen en büyük organizasyon tarafından yapılmakta veya yönlendirilmektedir. Bu şekilde bir makinenin  gerekli parçaları gibi çalışan tüm görevliler birbirinin destek ve tamamlayıcısı durumunda olup, her biri vazgeçilemez konumundadırlar. Görevini tam olarak ifa edemeyen parça makinenin yavaş çalışmasına, belki bozulmasına da sebep olmaktadır.

   Tüm insanlığa dünya ve ahiret mutluluğunu kazandırmak için gönderilmiş olan Yüce Dinimiz İslam, toplumsal görevlerle ilgili kuralları da en ayrıntılı şekilde belirlemiştir. İslam her konuda yapılan işin en güzel ve en iyi bir şekilde yapılmasını emreder ki Hz.Aişe (R.A.) Annemizden rivayet edilen bir hadiste Hz.Peygamber (S.A.V.) :”Aziz ve Celil olan Allah birinizin, yaptığı işi en iyi şekilde yapmasından memnun kalır.” (Taberani) buyurmaktadır. Bu hadiste geçen”itkan” bir işi sağlam ve hakkını vererek yapmak anlamına gelir ki Kur’an-ı Kerim’de Yüce Rabbimizin sıfatı olarak geçmektedir.

     Sevgili Rehberimiz, Peygamberimiz (S.A.V) birde “ihsan”dan bahsetmektedir:” Allah size her şeyde “ihsan”ı emretti.(Savaşta ) öldürürken (bile) güzel öldürünüz. Hayvanı keserken de güzel kesiniz.(İbini Ebi Şeybe, Musannaf) buyurmaktadır ki, bir insanın hiç istemediği halde yapmak zorunda kaldığı işlerde bile işini güzel yapmasını emretmektedir. İhsan başka hadiste sanki görüyormuşcasına Allah’a kulluk etmek olarak tarif edilmiştir. Yani Salih amel sahibi kimse her yerde ve her zaman Allah’ın kendisini gördüğünü bilerek işini tam ve güzel yapar.

     Yukarıdaki ölçüleri önümüze koyarak, şöyle bir kendimizi ölçüp biçelim, tartalım: “ben görevimin hakkını verebiliyor muyum, görevimde ne kadar ehliyet sahibiyim?” sorularının cevabını kendimize bir soralım. Hep başkalarını eleştirmekten kendimize bir türlü sıra gelmiyor değil mi? Sen, esnaf! Sen, sanatkar! Sen, çiftçi! Sen, memur! Sen, Öğretmen! Sen, işçi! Sen, doktor! Sen, mühendis! Sen, İmam-Hatip! Sen, yönetici! Ve sen, her ne işi yapıyorsan! Sen, bugün işini güzel yaptın mı? İşinin hakkını verebildin mi? Kaç kişi senden memnun kaldı, sana dua etti? Başını gece yastığa  koyduğunda huzur içerisinde uyuyabildin mi?

    Her birimiz aslında yapmakta olduğumuz işin bir”emanet”  olduğunu, dolayısıyla emanete sahip çıkmamız gerektiğinin  bilincinde olmalıyız. Mülkün yegane sahibi Yüce Allah’tır. Sahibi gibi göründüğümüz tüm varlıklar O’nundur. O bize aslında bu imkanları hem bir nasip,  hem de bir imtihan olarak vermiştir. Emanetleri korumak  yanında emaneti ehline vermek de bir o kadar önemlidir. Bununla ilgili Allah’ın Elçisi (S.A.V):” İş, ehil olmayana verildiğinde kıyameti bekleyiniz.”(Buhari, İlim 2) buyurarak, işlerin ehil olanlara verilmediğinde, sonlarının yakın olduğunu, bitip tükeneceğini haber vermiştir. Nitekim bunun dünyada yüzlerce, binlerce örneğine şahit olmuyor muyuz? Arkasını bir takım yasalara veya güçlere dayayarak, insanlara haksızlık yapanlar, zulmedenler, sorumsuzca davrananlar kendi kıyametleriyle  birlikte yönettiklerinin de sonunu hazırlamıyorlar mı? Aslında en ağır görev kamu görevidir ki, en çok kul hakkı onda bulunmaktadır. Bu konuda Yüce Rabbimiz  Nisa Suresi 58.Ayette:” Allah size mutlaka emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emreder.” Buyurarak emanetin ehil olana verilmesini ve adaletli olmayı farz kılmıştır. Böylece emanetlerin dağıtımının ne kadar büyük bir vebal taşıdığını da görmekteyiz.

     Müslümanların yöneticileri ile ilgili Peygamber Efendimiz (S.AV.) : “Müslümanların yönetimini üstlenen fakat, onlar için bütün gücüyle çalışmayıp, bütün içtenliği ile hepsini kucaklamayan yönetici, onlarla birlikte cennete giremez.”(Müslim, İman 229) buyurmuştur. Yine Hz.Aişe (R.A) anlatıyor: Ben evimde Resulullah (S.AV.)’ı şöyle dua ederken işittim: Allah’ım! Ümmetimin yönetimiyle ilgili bir görev üstlenip de, onları sıkıntı ve meşakkate düşürene, sen de sıkıntı ver; ümmetimin yönetimini üstlenip de onlara kolaylık gösteren, onları rahatlık ve refaha kavuşturana, sen de kolaylık göster. (Müslim, İmare 19)

      Önce kendi nefsimizi düzeltmeden, kendimize çeki düzen vermeden asla kimseyi düzeltemeyiz. Onun için, insanların yöneticisi durumunda olanların yönettiklerine iyi örnek olmaları gerekmektedir. Hikmet ve Fazilet sahibi Ziya Paşa öyle demiyor mu?

       Onlar ki  verir laf ile dünyaya nizamat,

       Bin türlü teseyyüb bulunur hanelerinde

    Gelişip ilerlemek isteyen bir toplum önce, mutlak şekilde  kaliteli insanlar yetiştirmek zorundadır. İlim, irfanı bir kenara bırakmış kendi heva ve hevesine kapılmış kişiler ve toplumlar asla sonuç elde edip muvaffak olamazlar. Toplumu oluşturan bireyler olarak her birimiz görevimizde ehil olmanın ve layıkıyla onu yerine getirmenin çaba ve gayreti içinde olmak zorundayız, yoksa kıyamet yakın!

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Vali Kaldırım’dan Mevlid Kandili mesajı
Vali Kaldırım’dan Mevlid Kandili mesajı
Ters lale tohumları toprakla buluştu
Ters lale tohumları toprakla buluştu