Advert
MÜSLÜMANIN OLAYLARA BAKIŞI
Nevzat ÜLGER

MÜSLÜMANIN OLAYLARA BAKIŞI

Bu içerik 1948 kez okundu.

    İslam dünyasını, iki konuyu yerine oturtarak tahlil etmekte fayda var. Birincisi İslam mükemmel bir dindir ve iki yüz yıl öncesine kadar adına “İslam Dünyası” dediğimiz coğrafyada insanlar, İslamın sağladığı mutlu ve huzurlu bir hayatı yaşıyorlardı.  Daha açık bir ifade ile bu bölge, batının müdahil olamadığı iki yüz yıl öncesine kadar ileri derecede medeni ve kıskanılacak derecede huzurlu bir bölgeydi. Ancak başlangıcı 1699 yılında olmak üzere, özellikle birinci dünya savaşı ile alan dışına itilen Türkiye’nin konumu ile daha sonraları Rusya’nın Afganistan’ı işgali sonrası Ortadoğu coğrafyası diye tabir edilen İslam dünyasının sosyolojisi bozuldu. Batı, esas vurucu hamlesini bu sosyolojinin bozulmasından sonra başlattı ve; “İslam bölgenin problemlerine çözüm getiremiyor” diyerek İslam’ı refüze etme hamlelerine başladı.

    İkincisi de, “Müslümanlar kendi iç toplumsal meselelerini çözecek vizyona sahip değiller” demeye başladılar. Bu konuya da iki temel esastan bakmak gerekir kanaatindeyim İlki İslam ile Müslüman arasındaki bağın sınırlarını çok iyi anlamak gerekir. Her Müslümanın kafasında oluşan problemin de çözümün de farklı olmasından daha tabi bir şey olamaz. İkinci olarak da, adına Müslüman ülke dediğimiz ülkelerin yönetimlerinde bulunan ve onların etkilediği kitlelerin temel önermelerinin vahyi İslam mentalitesine ait olmayan (tahtında müstetir) batı önermeleri olduğunu unutmamak gerekir.

   Bu anlatılanları iyi değerlendirdiğimiz zaman “ılımlı İslam”, “İslam ve terör”, “fundamentalist İslam” gibi kavramların daha iyi anlaşılma yolları açılmaktadır. İslam inancıyla tam barışık olmayan beyinlerin “önemli olmak” adına İslam inancıyla uyuşmayan birtakım önermelerde bulundukları/bulunabilecekleri ortadadır. Bu insanların referans kaynakları esas itibarı ile batı olmasına rağmen, sırf kendi nüfus kimliklerinden dolayı görüşlerine İslam elbisesi giydirilmeye çalışılmaktadır. Bu görüşler İslam’a ait ciddi bir “değer” içermeyen tamamen batılı önermelerdir. Batı, bu insanlar eliyle Müslümanların kutsallarını çiğnemek istemektedir. Bunu yaparken de kendi elleriyle harap ettikleri İslam dünyasındaki perişanlığı referans göstermekte, İslam’ı terörle, şiddetle özdeş göstermeye gayret etmektedir. Bu metotla “Batı Medeniyeti” için tek alternatif olan İslam’ı “kendi kafalarında kurguladıkları İslam düzlemine” çekerken, oluşturdukları çatışma ortamlarıyla da üretimlerine yeni ekonomik pazarlar açmaktadırlar.

    Bütün bunlara karşı İslam dünyasında yeni gelişmeler var ve bu gelişmeler batıyı oldukça huzursuz etmektedir. Mesela Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakan ve Cumhurbaşkanı seviyesinde dillendirdiği “ Dünya beşten büyüktür”, “İsrail Batı’nın şımarık çocuğudur”, “Medeniyetler ittifakı” gibi dünyaya yönelik söylemleri ile yurt içinde geliştirdiği yerli olan “çözüm süreci” gibi uygulamalar Batı’yı paranteze alarak geliştirdiği kalıplar olarak Batı da huzursuzluk meydana getirirken Müslümanlar arasında memnunluğa neden olmaktadır. Elbette batının bu ülkedede gönüllü ya da kadrolu elemanları bulunmaktadır. Bu tarihin her döneminde de olmuştur ve olağan bir durumdur. İnanan insanlar bu tuzağa dikkat etmelidirler. Buna karşılık İslam dünyasında da son iki yüzyıllık dönem içerisinde gelişen yerli düşünceler, artık en üst makamlarda temsilcilerini ortaya çıkarmıştır.

    Müslüman için asıl olan şey ilahi emirlerdir. Zamanın ruhu dediğimiz şey ise ancak konjönktürel çözümler için bir nedendir. Problemleden çıkış konusunda dünyanın bütün kültürlerinden görüş almak İslam’a aykırı değil bilakis Müslümanca bakışı kolaylaştırması ya da pratiğe geçmekte kolaylık sağlaması açısından faydalıdır da. Bilge insanın dediği gibi; bir ayağımız İslam dairesinden hiç ayrılmamak kaydıyla, diğer ayağımız evrenin her noktasını gezebilir. Fakat Müslüman asli bakış açısını hiçbir zaman kaybetmemelidir.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X