Advert
KEFARET İSKATI
Halit POLAT

KEFARET İSKATI

Bu içerik 396 kez okundu.

Biismihi Teala

İskat; kişinin kefareti gerektiren farzın dışına çıkması veya yeminini bozması, zimmetinde yer alan parasal cezanın ödenmesine denir. İskat; kaldırmak, düşürmek, bir farzı eda etmek anlamlarına gelir. Kefaret ise kişinin işlediği günahı sitr etme, örtme, kapatma anlamındadır. Örneğin; bir kimsenin ihtiyarlığından ötürü oruç tutmaması, ramazan ayı içerisinde oruçluyken hanımıyla ilişkide bulunması,  hacda ihramda olan bir kişinin ihramın yasaklarını çiğnemesi örneğin tırnak kesmesi, kıl çekmesi vb. şeyleri yapması veya kişinin hanımı ile zıhar yapması (bir kişinin hanımına sen benim annem, bacım, halam, teyzem gibisin demesi yani hanımını, nikahlamasının haram olduğu kişilere benzetmesi) bu zikredilenlerin tümü kefareti gerektirir.

Cahiliyye döneminde zıhar boşama olarak kabul ediliyordu. İslam geldiğinde bunu boşama olarak saymamış ve zıharı haram, yalan bir söz olarak kabul etmiş ve hanımına dönmesi için Mücadele suresinin ilk ayetlerinde de belirtildiği üzere köle azat etme, iki ay peş peşe oruç tutma veya altmış fakiri doyurma gibi kefaret vermeyi farz kılmıştır.

İhramlıyken av yapmanın cezasını Rabbimiz Maide suresini 95. ayetinde bizlere bildiriyor: “Ey iman edenler! İhramda iken avlanmayın. Sizden kim avı kasten öldürürse, öldürdüğü hayvanın dengi bir cezası vardır. Buna, Kabe'ye varacak bir kurban olmak üzere, içinizden adalet sahibi iki kişi hükmeder. Yahut fakirleri doyurmaktan ibaret bir kefarettir ya da onun dengi oruç tutmaktır. Ta ki böylece o insan, yaptığı işin cezasını çekmiş olsun. Allah geçmişi affetmiştir. Kim bu suçu tekrar işlerse, Allah ondan öç alır. Allah daima galiptir; intikam alandır.”  

Kefareti gerektiren cezalardan bir tanesi de kişinin yemin edip de yeminini bozmasıdır. Bu konuda rabbimiz kitabında şöyle buyurmaktadır: “Allah, kasıtsız olarak ağzınızdan çıkan yeminlerinizden dolayı sizi sorumlu tutmaz, fakat bilerek yaptığınız yeminlerden dolayı sizi sorumlu tutar. Bunun da kefareti, ailenize yedirdiğiniz yemeğin orta hallisinden on fakire yedirmek, yahut onları giydirmek, yahut da bir köle azat etmektir. Bunları bulamayan üç gün oruç tutmalıdır. Yemin ettiğiniz takdirde yeminlerinizin kefareti işte budur. Yeminlerinizi koruyun (onlara riayet edin). Allah size ayetlerini açıklıyor; umulur ki şükredersiniz!” (Maide 89)

“Allah sizi ağız alışkanlığı sonucu yaptığınız yeminlerden sorumlu tutmaz, fakat niyet ve kast ederek yaptığınız yeminlerden sorumlu tutar. Hiç şüphesiz Allah, affedicidir ve halimdir.” (Bakara 225)

“Allah’ın yemin akdinizi kefaretle ne şekilde helalleştirdiğini beyan ettiğini biliyorsunuz” (Tahrim 2) Bu ayeti kerime yukarda zikrettiğimiz ayetlere işaret etmektedir. Zira Allah yukardaki ayetlerde nasıl yeminlerin nasıl helalleştirdiğini beyan etmiştir.

Bu ayetlerde mümin olan bir insanın yaşamında kendisinden sadır olan yukarda bahsi geçen konularla ilgili haller ve bahsi geçmeyen bazı hallerde bir cezanın uygulandığını görmekteyiz. Bir insan bu duruma düştüğünde üzerinde Allah borcu oluşur. Borçlar ise bedeni, mali ve hem mali hem de bedeni borçlar olmak üzere üç kısma ayrılır. Bedeni olanlar; namaz ve oruçtur. Mali olanlar zekat, nezirler, fitre, fidye ve benzeridir. Hem mali hem de bedeni olan ise hacdır.

Bir kimse hayattayken kendisinden kefaret gerektirecek bir durum sadır olmuşsa mesela; Allah adına yemin ederek şu işi yapmayacağım dediği halde yapmışsa, hanımına ‘senin belin anamın, bacımın, teyzemin, halamın beli gibidir’ demek suretiyle zihar yaptığı halde tekrar sen anamsın dediği hanımıyla birlikte olmak isterse veya hac farz olduğu halde farizasını yerine getirmemişse ölmeden önce  borcunu ödemediği takdirde terikesinden yani miras olarak bıraktığı maldan Allah hakkı olan bu borç çıkartılarak Kuranda Tevbe süresinin 60. Ayetinde bahsedilen sınıflara dağıtılır. Daha sonra geriye kalan mal varisler arasında paylaşılır.

Bir insan öldükten üzerinde kul borcu olduğunda o borçları çıkardığımız gibi Allah’ın borcunu da çıkarmalıyız. Zekat vermemişse zekatı verilir, fidye vermemişse fidye verilir, hacca gitmemişse hacca gidişi ve dönüşü miktarında bir para mal içerisinden çıkartılır. Ölmüş biri yerine hac yapılması hakkında  bir kadın İslam peygamberine gelerek: Hac farizası babama kavuştu ama babam hac yapmadan öldü. Onun yerine ben hac yapsam olur mu diye sormuştur. Allah resulü o kadına onun anlayabileceği bir dille cevaben ‘Bir insanın babandan alacağı olursa, sen baban adına o borcu verirsen o borç babanın üzerinden kalkar mıydı?’ diye sordu. Kadın ‘evet’ dedi. Bunun üzerine Allah resulü ‘Allah’ın hakkının ödenmesi daha da evladır.’ buyurmuştur.

İslam alimleri Kur’an ve sünnetle sabit olan bu cezaların, kişinin hayattayken vermesi gerektiğinde ittifak etmişlerdir. Şayet kişi hayattayken ödememişse, ölümünden sonra malından çıkarılıp verilmesine kefaret iskatı denilir. Yani ölünün üzerindeki farizanın kalkması anlamına gelir. Bu kefaret ödendiği taktirde Allah ahirette o kişiyi mesul tutmaz.

Namaz ve Oruç İskatı

Bu ibadetlerden bir tanesi de oruç ve namazdır. Kişi hayattayken üzerine oruç ve namaz farz olduğu halde mazereti olmadan oruç tutmamış ve namaz kılmamış ise, bu ibadetler için kefaret vermek kişiyi mesuliyetten kurtarmaz. Ne İslam peygamberinden, ne sahabeden ne de sözüne itibar edilen alimlerden bu konuyla ilgili olarak herhangi bir kaynak yoktur. Ahirette kişi kılmadığı namazlardan ve tutmadığı oruçlardan sorumlu tutulacaktır. Hiçbir şekilde bu borç kalkmaz. Ancak adanmış yani nezir edilmiş bir namazın varisleri tarafından kılınabileceğine dair bir hadis vardır. Mesela bir adam deseki hastalığımdan kurtulursam Allah için iki rekat namaz kılacam derse ve iyileştikten sonra kılmayarak ölürse varisleri o nezrini yerine getirebilirler. Bu durum sadece nezirlerde geçerlidir. Farz namazda geçerli değildir. Bu konuda hadis vardır. Ancak iskat devrini  yapan bazı insanlar ölünün üzerine farz olan şeyleri zikrederken namaz ve orucu da zikretmektedirler. Orda hazır bulunanlarda sanki kılınmayan namazlar ve tutulmayan oruçlar için de kefaret olduğu yanılgısına düşmektedirler.  İmam Kurtubi de kefaretle ilgili ayetlerin tefsirini yaparken iskatu’s salat (namaz iskatı) denilen bir iskat kefaretinin islam’da olmadığını söylemektedir.

Kitap sünnetten bihaber olan bazı kimseler ayet ve hadisleri görmezlikten gelerek iskatı topyekun reddetmektedirler. Bu iddia yukarıda geçen tüm ayeti kerimelerin ve hadislerin inkarı demektir. Bu da Allah muhafaza etsin insanı dinden çıkarır. Konuyla ilgili bilgisi olmayan, İslam’da bu hususta tedrisatını yapmamış kişilerin kalkıpta bunun hakkında konuşmaması gerekir. İslam’da kefaret iskatı vardır. Fıkıh kitaplarına baktığımızda on iki çeşit kefaretin olduğunu görebiliriz. Bunların bazılarının kuranla bazılarının da sünnetle sabit olduğunu görmekteyiz.

Müslüman kefaret vermek istediğinde, kefaretinin hangi gruptan olduğunu bilmesi ve buna göre kefaretini vermesi gerekir. Örneğin; yemin kefaretinde on fakiri doyurmak gerekir. Zıhar yapıldığında, ramazan ayında hanımıyla birlikte olup orucunun bozulmasında, bir insanı hatadan dolayı öldürmede ve bir de diyet (kan parası) verdikten veya af edildikten sonra Kuran'ın nassı ile bir kölenin azat edilmesi veya altmış fakirin doyurulması gerekmektedir. Dolayısıyla bir kefaretin cezası ödeneceği zaman on iki kısımdan hangisi içerisinde olduğunun bilinmesi gerekir.

Yaşadığımız yörede halkın çoğunluğu ölmeden önce yakınlarına belli bir miktar para bırakarak iskatlerinin çevrilmesi vasiyetinde bulunurlar. Mümin kişinin, kendisine kefaret vacip olduğunda hemen daha hayattayken ödemesi gerekir. Şayet buna imkan bulamazsa ölümünden sonra varisleri tarafından ödenmesi için, ölmeden önce hangi kefaret çeşidi varsa vasiyet etmeli veya bir kağıda yazmalıdır.

Bir konuya daha dikkat çekmek istiyorum. İskat kefareti sadece Tevbe suresi 60. ayette belirtilen sınıflara verilmelidir. Bu kefaret onların hakkıdır. Ne yazık ki toplum içerisinde bu kefaretleri suistimal eden bazı insanların olduğunu görüyoruz. Maaşı, malı, evi, arabası olan, geçimini sağlayabilen insanların fakirlerin hakkını aldığını görmekteyiz. Allah’ın fakirlere verdiği bu hakkı, hiç kimse hiçbir sıfatla alma hakkına sahip değildir, bu insanlardan bazıları iskat devri anında üç dört tane vekaleti de kendilerinde taşıdıklarını görmekteyiz böylece fakirlerin haklarını da götürmektedirler. Bu hakkın doğru yerlere ulaşabilmesi için bizim tavsiyemiz yemin kefaretinde on fakire, zıhar ve katl kefaretinde altmış fakire parayı bizzat kişinin kendisi dağıtmalıdır. Şayet bu kişileri bir arada bulamazsa tek tek dolaşıp dağıtmalıdır. Bunun için hocalara gitmeye gerek yoktur. İslam’da böyle bir zorunluluk yoktur. Ancak güvenilir, Allah’tan korkan, helali haramı bilen kişilerin eliyle kefaretin dağıtılması istenirse bunda da bir beis yoktur. Şunu da bilmemiz gerekir ki iskatı veren kişi verdiği insanın durumunun iyi olduğunu bildiği halde verirse bu kefaret üzerinden kalkmaz. Alan kişi de kendisine gitmediği halde alırsa, aldığı kefaret haram olur.

Bütün borçlarımızdan arınmış pak ve temiz bir şekilde Allah’ın huzuruna varmayı temenni eder vesselam…

 

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Altay maçı Sivas’ta oynanacak
Altay maçı Sivas’ta oynanacak
Büyük bir israfın önüne geçildi!
Büyük bir israfın önüne geçildi!