Advert
MAL-MÜLK VE MAKAM ŞEHVETİ
Nevzat ÜLGER

MAL-MÜLK VE MAKAM ŞEHVETİ

Bu içerik 2214 kez okundu.

         İnsanoğlunun hayatı dört evrede geçer: 1-Anne karnında 2- Dünya hayatında 3- Kabir hayatı dediğimiz berzah hayatı 4- Öte dünya dediğimiz ahret hayatı.

         Alemlerin yaratıcısı olan Allah, anne karnındaki hayatla kabir hayatı hakkında derinliğine bilgilendirme yapmaz ama dünya ve ahret hayatı hakkında çok fazla bilgilendirme yapmıştır. Bu bilgilendirmede de temel motif, bu dünyada yaşanan hayatla ahrette yaşanacak hayat arasında oldukça sıkı bir ilişki kurulmakta ve insana “bu dünyada seçeceğin hayat tarzı ve zihniyet ile ahrette cennet veya cehennemde olabilirsin” demektedir.

         Burada esas olan, bu dünyada tercih edilecek zihniyet ve hayat tarzının hem bu dünyadaki hayatının şekillenmesinde hem de öte dünyada yaşanacak mekan (cennet veya cehennem) konularında sarih ve anlaşılır bir gerçeğin dikkatlerimize sunulmasıdır.  Eğer bu dünya hayatında bize emredilen çizgiden sapma gösterirsek önce “dünyevileşiriz”, sonra “seküler” hale geliriz, daha sonra da tamamen dındışı bir hayatı benimser hale gelebiliriz. Aslında bu pramid de kendi içinde yan bölünmelere ayrılabilir elbette.

         Dünyevileşmede önce makam, mal-mülk tutkusu hakimken, ikinci basamakta makam, mal-mülk şehveti başlamaktadır. Bu hastalık günümüzde yukardan aşağıya doğru yayılma istidadı göstermektedir doğrusu. Aslında bir şeye sahip olma insanın genetik yapısında (fıtratında) vardır. Ancak bu duygunun meşru ve gayri meşru sınırları vardır. Hiç kimse meşru istek ve kazanma şekline bir şey diyemez.  Zaten insandaki mal sevgisi ve uzun ömür isteği mevcut olup, yaşla birlikte o da büyümektedir.

         Sekülerleşme boyutunda kişi artık helal- haram, meşru- gayrı meşru sınırını tanımamaktadır. Demek ki kötü olan mal-mülk edinmek ve biriktirmek değil, o malı elde etmedeki ve o malı harcamadaki normal ve meşru olayan davranışlardır.

         Mal ve mülke aşırı düşkünlük insanın hürriyetini kısıtlar. Buna karşılık çok malı olup mala hükmeden insanların da olduğunu unutmamak gerekir. Hz. Süleyman, Hz. Osman, Abdurahman bin Avf bunlardan olan bazılarıdır.

         Mal sevgisi mal tutkusuna dönüşmüyorsa orada her zaman bir denge kurulabilir. Bu anlayış inanan ve inanmayan insanların hatta toplumların arasındaki farkı belirler.

         Liberalizmi kuranlar ve onu savunanlar her türlü motivasyon için aşırı şekilde mal-mülk düşkünlüğünü şart görmüşler, meşru ve gayrı meşru sınırı tanımamışlardır.  Devamlı mal isteği, devamlı tutku, devamlı aç gözlü, devamlı ihtiras içindeki insan tipini kalkınmanın motoru kabul etmişlerdir.

         Malı, mülkü, serveti sevmek yanlış değil, onlara şehvet derecesinde tutkunluk ve onlara belki kutsallık atfetmek yanlışdır. Çünkü mal sevgisi mal tutkusuna dönüşürse,  kişi için çevresi ancak mal-mülk kazancına vesile olanlar olur, Allah korkusu unutulur, ahret hayatı önemini kaybeder ve toplumsal kurallar artık sevilmez bir pozisyon alır.

         Güçle zenginlik ve makam eşdeğer hale geliyorsa bir insanda ya da toplumda, orada müstağnilik başlar ve kişi kendisinden başka hiç kimseye muhtaç olmadığına inanmaya başlar.

         Bu konu mal-mülk konusu ile ilgili olduğu kadar makamla da ilgilidir. İster ülke genelinde ister yerel yönetimlerde iktidara halkın oyları ile gelinir. Bu, toplumun değerlerini iktidara taşımasıdır. Ancak iktidarda kalmak için adaletle hükmetmek gerekir. İktidara gelenlerin eğitimli olmaları yetmez, geçmişte tenkit ettikleri her türlü aksamaya ve kötülüğe karşı da her türlü riski göze alarak mücadele etmek gerekir. Menfaat şebekelerinin ahtapot gibi çok kollu oldukları unutulmamalıdır. Bu menfaat şebekeleri bazen iktidara en yakın insanlardan olabileceği de gözden uzak tutulmamalıdır. Yönetim kademesine gelenler, makam ve mansıp duygusuna kapılma riskini her zaman taşıyabilirler. Onun için zaman zaman emin insanlarla otokritik (iç muhasebe) yapılmalıdır. Hazreti Ömer’in asrı saadette dahi mal beyanı getirmesini iyi düşünmek gerekir.

         Kirlenmiş ve dünyevileşmiş toplumlarda,  Müslüman yöneticiler çok ciddi bir kuşatma altındadırlar. Ancak diğer Müslümanlar da onların mağlup olmamaları için çaba sarf etmelidirler.

         “Dünyaya rağbet gösterme ki Allah da seni sevsin, insanların elinde bulunanlara göz dikme ki onlar da seni sevsin.” (Hadis)

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X