Advert
BAŞKAN NİYE İSTİFA ETTİ?
Nevzat ÜLGER

BAŞKAN NİYE İSTİFA ETTİ?

Bu içerik 1143 kez okundu.

Türkiye Batı Medeniyetinden (batıcılık anlayışından) yana olduğundan bu güne takriben iki yüz yıl geçti. Bu Batı modeli her on yılda bir mübalağasız ancak darbe yaparak ayakta durabildi. Bu kural yeni yeni artık değişiyor gibi. Tabi, değişime direnenler de var. Ancak hem küresel dünya hem de Müslümanlar şimdilik yönetimde demokrasiyi seçtiklerinden, azınlık olan seçkinci bir kitlenin arzuları istikametinde ülkeyi yönetme alışkanlığında olan eski anlayış ve kadro mensupları (güya) kamusal alanın dışında kaldılar.

         Bu durum ciddi manada bir hukuk anlayışına geçtik denilecek bir durum değil elbette. Ancak bir hayli de mesafe aldık denilebilir. Tekrar darbe olabilir mi? Dış destek bulabilirlerse olabilir. Çünkü bizde teknolojik ve sanat türü gelişmeler Avrupa’yı aratmayacak düzeyde ama kafa yapılarımız pek değişmedi diyebiliriz. Davranışlarımız hala eski sistemin kodları üzerinden gidiyor yer yer.

         Bu ülkede her fert ve her kesim ha bire başkan, bakan, milletvekili, zengin ve nihayetinde iktidar olmak için ölçüsüz bir mücadele veriyor. Yapılanlar doğru mu? Baktığınız pencereye ve hayat sürenizi anlamanızla ilgili bir konu. Eğer hayatı 80-100 yıllık bir süre ile sınırlandırıyorsanız yaptığınız doğrudur.

         Şöyle ya da böyle toplum fertleri olarak mücadele stilimizi eski düzenden aldığımız için hepimizde de biraz otoriterlik adına despotluk var. Görünüşte adilane bir sistemin tesisine çalışıyoruz ama fazla da bizim gibi olmayan düşüncelere tahammülümüz yok. Rahatlıkla her hangi bir partinin il temsilcisi, çalışma arkadaşlarından birine, benim olduğum yerde senin şahsiyetli davranma hakkın yoktur, kişileri ben belirlerim sen imzalarsın, benim işaretimle hareket edeceksin, aksi halde istifa et diyebiliyor. Daha kötüsü bu harekete sesli düşünce ile cevap veren bir demokrasi taraftarı, bir İslam taraftarı kimse de çıkmıyor. Şimdi bu insanlardan ülke için nasıl bir hizmet beklenebilir? Yapılan şeyin hukuka uygun olup olmamasının pek önemi yok diyorlar aslında. Yani bu tür davranışta bulunan insanlar cemaat mensubu olsa ne olur,  Parti mensubu olsa ne olur? Bu anlayış her zaman hukuk dışı davranmaya ve usulsüzlük yapmaya müsaittir. Yapılanlar ne kadar doğrudur sorusu maalesef yerel basında şu ana kadar henüz cevap bulamadı. Oysa basının önemli bir işlevi de, ülkedeki işleyişin güzelliklerini de çirkinliklerini de dillendirmektir. Maksat üzüm yemek olmalı, bağbancıyı dövmek bizim işimiz değil, o ilgili mekanizmaların görevidir.

         Bu gün hukuksuz uygulamaları hiçbir siyasi parti onaylamıyor ama siyasi hareketi içinde de onu reddetmiyorsa başlarken kullandığımız mantığa geri dönüyoruz demektir. Yani sözlerimiz yaptıklarımızla örtüşmelidir. Örtüşmüyorsa insanları aldatmayı, kendimizi perdelemeyi bir maharet zannediyoruz.

         Hukuk, insanları zararlı tutum ve davranışlardan korumalı, yararlı ve faydalı olan şeylere yaklaştırmalıdır. Kişinin dünyası ve ahreti için eğer zengin olmak, olmazsa olmaz bir şart olarak görülüyorsa, haklı-haksız davranışlar üzerinde artık konuşmaya gerek yoktur. Çünkü o vakit davranışlarda bir meşruiyet aramak abestir. Bu mantığa göre, başkanlığa, mebusluğa, zenginliğe giden her yol faydalıdır tezine götürür ki, artık sözün bittiği yere gelmişiz demektir. Hâlbuki içimizde hakkı söyleyenler muhakkak olmalıdır. “Hukuk kuralları en fazla zayıfları kuvvetliye karşı korumak esaslıdır” demenin de bir esprisi olmalıdır yani.

         Siyaset problemlere çözüm bulma yeridir. Ancak problemlere çözüm buluyorum diye yeni problemler üretiliyorsa eski sistemden pek şikâyetimiz olmamış, kendimizi öyle göstermişiz demektir.

         “Maslahatları celb, mefsedetleri def”, hukukun ana gayesidir, unutmayalım.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
AĞAR: TERÖR ÖRGÜTLERİNİ LANETLİYORUM
AĞAR: TERÖR ÖRGÜTLERİNİ LANETLİYORUM
CİP MESİRE ALANI İLGİ ODAĞI!
CİP MESİRE ALANI İLGİ ODAĞI!