Advert
İNSANI FAZİLETLİ YAPAN MEDENİYETİDİR
Nevzat ÜLGER

İNSANI FAZİLETLİ YAPAN MEDENİYETİDİR

Bu içerik 1926 kez okundu.

İslam iktisadı, üretim ve tüketim süreçlerinin iktisadi, sosyal ve ahlaki sonuçlarını bir bütün olarak inceleyen komple bir sosyal bilimdir. O, sadece alınıp satılan mal ve hizmetlerin üretimini ele almayıp aynı zamanda bu sürecin hayat tarzı ve insani sorumluluklar üzerindeki sosyal ve ahlaki etkilerini de inceler. Yani İslam iktisadı, İslam dininin sosyal ve ahlaki temelleriyle iç içedir. Bu manada da İslam iktisadı “özgün bir yapı” arz eder.

Modern teoriler herkesi en zengin “gibi” yaşamaya zorlarken, İslam iktisadı herkesi israfsız yaşamaya teşvik eder. İktisat eden rahat eder. Modern ekonomiler nasıl olursa olsun çokça harcayan, çokça tüketen insan, çokça tüketen toplum ister. İslam, israfı haram kılar. Yapılan araştırmalardan birine göre, yalnız İngiltere’de evlerde beslenen hayvanlara harcanan günlük para on milyon sterlindir. Bu on milyon sterlin her gün Afrika’ya harcanacak olsa fakirlik problemi kalkar. Ancak Batı dünyası fakirliği bitirmek istemiyor. Hem sömürüyor, hem de istatistik yayımlayarak, çözüm istiyormuş gibi yaparak zihinleri karıştırıyor.

İslam boş durmayı istemediğinden herkesi iş sahibi yapma yollarına teşvik etmektedir. Paylaşma ve ortaklık kültürünü geliştirmektedir. Paylaşmasını bilmeyenler, paylaşılırlar kaidesi Demokles’in kılıcı gibi insanların başı üzerinde durmaktadır...

İslam ticarete yatkın bir medeniyettir. Helal yoldan kazananlar Allah’ın sevdiği kimselerdir. Dürüst tüccar övülmüştür. Dünyaya kültür ticaretle yayılır, taşınır. Ticarette dürüstlük, üretimde kalite esas alınır. Unutulmamalıdır ki kalite pasaport taşımaz. Kota uygulamaları kaliteli mallar için işlemez.

Dünyanın yeni fatihleri tüccarlardır. Gandhi’yi başarıya götüren şey kılıç ve tabanca değil, küçük el sanatı ile mütevazı yaşantısıdır.

Muhacir olan Abdurrahman b. Avf’a Ensar kardeşinin yardım teklifi gelince; onun “Kardeşim Allah malını sana mübarek etsin, sen bana pazarın yerini göster” diye cevap vermesi dikkate değer.

İslam, eski medeniyetlerin mirasını korumuş ve geliştirmiştir. Ayrıca İslam bu uygarlıkların olumsuz yönlerini ortadan kaldıracak kudreti de taşıyordu. Selçuklular ve akabinde Osmanlılar bu kudret sayesinde bin yıl var oldular.

Dünü iyi anlayamazsak, bugünü de anlayamayız. Belki gelecek projelerimiz de kısır olur. Elli yıllık maziyle tefekkür de olmaz, medeniyet de. Gecekondu intelijansiyasının kendi değerlerinden kaçması sığ oluşundandır. “Tarihsizlik kimsesizliktir. Kimsesizlik iddiasızlıktır. İddiasızlık yönsüzlüktür. Yönsüzlük ise teslimiyettir.” Eski harflerle yazılmış eserleri kolayca okuyamayanlar münevver olmakta zorlanırlar. Bizim birbirimizle uğraşan “şizofrenik” bir toplum haline gelmemizde tarihsiz ve geleneksiz insanlar olmamızda geçmişimizi anlamaya çalışmamak en bariz hastalığımızdır.

Hamaset edebiyatı da küfür edebiyatı da aslında körlük numuneleridir. Hamaset ve hakaretle yaklaşarak onu kavramaya çalışmak akıllıca değildir. Akıllıca olan üzerinde düşünerek gelecek programları kurmaktır. Mevlana’nın dediği gibi, pergel gibi olmak gerekir. Bir ayağımız kendi geleneğimizde, tarih misyonumuzda, medeniyetimizde dururken, diğer ayağımız bütün medeniyetleri ve gelenekleri gezerek, inceleyerek onları dönüştürme yolunda olmalı.

Müslümanlar, toprağı da, hayvancılığı da, sanayiyi de insanların yaşaması için iyi bir hizmetçi olarak anladı. Malı, eşyayı, ticareti ve sanayiyi kapitalizmin anladığı gibi “tapılacak” bir nesne olarak görmedi.

İnsanın yaratılış gayesine uygun bir bilgi toplumu, bu bilginin şekillendirdiği bir ahlak, o ahlaka uygun bir hukuk, o hukukun şekillendirdiği bir siyaset ve idare, o idarenin tanımladığı bir iktisadi sistem.

İslam tarihi boyunca uygulanan bu idare şekli yalnız yöneticilerin bir ahlaki erdemi değil, bütünüyle İslam toplumunun dayandığı bir hukuk ve adalet sisteminin sonucudur.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X