Advert
21. YÜZYILDA MÜSLÜMANLAR
Nevzat ÜLGER

21. YÜZYILDA MÜSLÜMANLAR

Bu içerik 1915 kez okundu.

       Doğrudur, devletler doğarlar, büyürler ve ölürler. Ancak medeniyetler ölmezler. Yahudi devletleri yaşamıyor ama kültürleri ile dünya devletlerinden birçoğunu etki alanında tutarak veya öyle göstererek hala yaşıyorlar. Yunan devleti yıkıldı ama kültürü yaşadığı için sonra tekrar Avrupa’da dirildi. Birçok İslam devleti yıkıldı ama İslam Medeniyeti yaşıyor. Kaldı ki Batı kendisine rakip olarak Çin ve Hint kökenli medeniyetleri değil, İslam Medeniyetini rakip olarak görmektedir. Çünkü İslam Medeniyeti hem diri hem de samimi müntesipleri nedeniyle bizzat sirayet etme özelliğine sahiptir. Son zamanlardaki ihtida hareketleri de bunu göstermiyor mu?

         Her medeniyetin dayandığı ahlaki değerler vardır. Bu ahlaki değerler yozlaşmaya başlarsa o medeniyet yıkılır. Keza durdurulmuş medeniyetlerde ahlaki değerlere tekrar dönülünce, o medeniyet tekrar yeşermeye ve gelişmeye başlar. Batı, muvaffak olduğu teknoloji devrimi marifetiyle maalesef diğer medeniyetlerin bir kısmını ortadan kaldırabilmiş, bazısını da durdurabilmiştir. Şimdi durdurulan bir medeniyet Batının tüm korku ve telaşına rağmen neşvü nema buluyor.

         Sayılan bu durumlar nedeniyle lineer-doğrusal gelişim tarih anlayışı yanlıştır. Yani Fiche, Kant ve Hegel gibi Batılıların “Doğrusal Gelişim Kanunları” tutarsızdır. Bu yanlışlığı artık birçok Batılı düşünce adamı da kabul ediyor. Lineer tarih anlayışına mensup olan insanlar determinist anlayıştan bir türlü kurtulamamışlardır. Materyalist olmaları nedeniyle her olayı mekanik kanunlara göre yorumlamışlardır. Bu doğru olmayan kimi tutumlarına rağmen Marks ve Hegel düşüncesinin, tarih felsefesi üzerinde büyük tesirleri olmuş, bu tesir 20. yüzyılın son çeyreğine kadar devam etmiştir. Altmışlı yıllarda birçok üniversiteli genç, biraz popüler görünmek biraz moda akıma uymak, biraz da ezilmişlik düşüncesiyle maalesef Marksizm’e kapılmıştır. Altmış sekiz kuşağı denilen zümre biraz da bu değil midir?

         Her medeniyetin kendi tarihi, her tarihin de kendi gelişme çizgileri içerisinde devirleri vardır. Elbette bu anlamda İslam’ın devirleri Batı medeniyetinin devirlerinden ayrıdır. Mesela Batının karanlık diye nitelendirdiği “Ortaçağ”ın büyük bir bölümü, birçok alanda Müslümanların başarılarının zirve yaptığı harikulade yükselişlerine şahit olmuştur.

         Bu anlamda İslam düşünce tarihini beş devreye ayırmak mümkündür:

         İslam’ın gelişinden, Moğollar/ Cengiz Hanın/ Cengiz Han’ın oğlu Tuli han’ın oğlu Hulagü tarafından Bağdat’ın düşüşüne kadar geçen birinci devre, 610-1258. Yani 7.yy’dan 13.yy’a kadar devam eden İslam Medeniyeti’nin birinci hakimiyet devresi.

         1258 tarihinden itibaren yarım yüzyıl süren “şok” devresi. 14.yy’a girildiğinde üç İslam devleti ortaya çıkmıştı ama özellikle Osmanlı zirveye ancak 150 yıl sonra, 1450 yılında varacak ve 18.yy’a kadar devam edecektir.

         Üçüncü devir, yeniden doğuşu ifade eden Osmanlı devletinin kuruluşundan 1699 yılına kadar olan devredir. Aynı dönem içerisinde İran ve Hint topraklarında iki devlet daha kurulmuştur. Osmanlı için zirveye varış 15.yy’ın yarısında başlayacaktır.

          Dördüncü devre, 1699 yılından 20. yüzyıla kadar devam eden, İslam toplumlarının Batılı icat ve buluşları karşısında yaşadıkları şaşkınlık devresi.

         Beşinci devre, devam etmekte olup uyanış ve yeniden güçlenme devridir. Görünen ve yapılan analizler Müslümanların 2050 yılından itibaren tekrar küresel güç olacağını göstermektedir.

         Fikirler insanlarda, insanlar da medeniyetlerde gelişirler. Her insan kendi medeniyetini ve o medeniyet içerisinde zirve yapmış insanların fikri ve ilmi yönlerini araştırarak geleceğe doğru kulaç açar. Fikirlerin inandırıcılığı, hakikate ve yaşadığı dünya gerçeklerine uyumu ile yakından ilgilidir.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X