Advert
BOŞANMA DURUMUNDA ÇOCUK ANNE-BABADAN HANGİSİNE VERİLMELİDİR
Halit POLAT

BOŞANMA DURUMUNDA ÇOCUK ANNE-BABADAN HANGİSİNE VERİLMELİDİR

Bu içerik 256 kez okundu.

Anne ile çocuğun birbirinden ayrılması, çocuk üzerinde hem fiziksel hem de duygusal yönde bazı sıkıntı ve depresyonlar oluşturmaktadır. Bundan ötürü eşlerin ayrılma durumunda çocuğun anneye verilmesi daha iyidir. Günümüzde de görüyoruz ki eşlerin ayrılması neticesinde oluşan düşmanlıklar, kin, nefret ve anlaşmazlıklar çocuğu zayi ve heder etmekte ve gayri ahlaki şeylere sürüklemektedir.

Anlaşmazlıklardan ötürü anne-babalar ayrılabilir ancak birbirlerine düşman gözüyle bakmamaları gerekir. Aralarında ortak noktaları olan bir çocuk vardır ve her ikisinin de terbiye ve riayetine muhtaçtır. Doğru olanı, çocuk mümeyyez duruma gelinceye kadar istişare ile işi birlikte yürütmeleridir. Kavga, dövüş, kin ve nefretle, İslami emirleri gözetmeyip Allah ve dinle alakası olmayan tağuti mahkemelere götürüp hak aramayla çocuk için iyi bir gelecek sağlanamaz.

Bilinmesi gerekir ki çocuğun bedensel, zihinsel ve ruhsal yönden sağlıklı bir şekilde gelişimi ve çocuğun geleceğe hazırlanması için anne ve baba gözetiminde terbiye alması ve onların kucağında büyümesi olmazsa olmazlardandır. Ancak anne ile baba arasında boşanma hadisesi vuku bulduğunda, aralarında bir çocukta varsa, anne açısından bir engel (annenin inançsız olması, kötü ahlaka sahip olması, çocuğa bakmasına engel olacak bedensel engelinin olması vs.) olmadığı sürece çocuğun bakım ve terbiyesini üstlenme noktasında, Peygamber(s.a.v)’in de buyurduğu üzere anne daha fazla hak sahibidir. Abdullah b. Amr’ın rivayet ettiği hadiste bir kadın Resulullah’a gelerek Ya Resulullah! Ben karnımı ona kap, kucağımı ona barınak, göğüslerimi ona çeşme yaptım. Şimdi babası, çocuğumu elimden almak istiyor dedi. Resulullah: “Sen evlenmediğin müddetçe çocuğu almak senin hakkındır” buyurmuştur. (1)

Bazı rivayetlerde anne daha çok şefkatli, daha çok rahmetli ve daha çok lütufkar olduğundan evlenemediği sürece çocuğu almaya daha layık olduğu buyurulmuştur.

Yahya b. Said, Kasım b. Muhammed’den şöyle işittiğini rivayet etmiştir: Ömer b. Hattab, Ensardan bir kadınla evlenmiş ve ondan Asım adında bir çocuğu olmuştu. Sonra Hz. Ömer o kadından ayrıldı ve Kuba mescidine geldi. Asım’ın mescidin bahçesinde çocuklarla oynadığını gördü. Çocuğun kolundan tuttu, kucağına aldı. Çocuğun anneannesi farkına varınca tartıştılar. Ta ki Hz. Ebubekir’in yanına geldiler. Hz. Ömer ‘benim oğlumdur’ kadın ‘benim oğlumdur’ dedi. Hz. Ebubekir, kadın ile çocuğu bırak gitsin deyince Hz. Ömer, Hz. Ebubekir’e her hangi bir karşılık vermeden gitmesine müsaade etti.

İslam peygamberi ve sahabenin uygulamalarına baktığımızda kız ve oğlan çocuklarının terbiyesini yedi yaşına gelinceye kadar anne üstlenir. Yedi yaşından sonra annenin oğlan çocuğunu, babanın mesleğini ve ticareti öğrenmesi, toplum ile hemhal olması için babaya göndermesi lazımdır. Kız çocuğu ise anne evleninceye kadar annenin yanında kalması ve orda annesinden terbiye alması daha da uygundur. Bir görüşe göre kimin yanında kalacağına çocuğun kendisi karar verir. Ancak bu görüş pek makul bir görüş değildir. Makul olanı anne ile babanın istişareyle ve zikrettiğimiz şekilde çocuğun terbiyesini üstlenmeleridir.

Çocuğa bakım sırası önce anne sonra anneanne sonra baba sonra babaanne sonra babanın ninesi ve ana-baba bir kız kardeşleri sonra baba bir kız kardeşleri veya anne bir kız kardeşleridir. Fıkıh kitaplarında uzun uzadıya anlatıldığı üzere bu sıraya göre çocuğun bakımını üstlenmek gerekir.

Çocuğun İslam inancından uzak olan kişilere verilmemesi gerekir. Zikrettiğimiz hususlar anne ile babanın dindar olması durumunda geçerlidir. Anne veya babadan biri dinden uzak ise çocuk dindar olana verilir.

Müşahede ettiğimiz kadarıyla anne babalar ayrıldıktan sonra çocuklar yetimhanelere verilmekte, bu şekilde birçok kişi çocuklarının geleceği heder etmektedir. Bir önceki yazımızda yetimhanelerin durumunu detaylı bir şekilde anlatmıştık. Bundan ötürü çocuğun anne ya da babadan birinin yanında olması, onun mahiyetinde olması lazımdır. Yetimhanelere bırakılarak anne-baba sevgisinden mahrum bırakılmaması gerekir. Ne yazık ki dindar anne-babaların bile çocuklarını bu gibi yerlere bıraktıklarını görmekteyiz. Bu seçim İslam’ın tercih ettiği bir seçim değildir.

Bakma Ücreti

Anne, kocasıyla nikahlı olduğu sürece her hangi bir ücret almaksızın çocuğu emzirmek ve bakmak zorundadır. Boşanma durumunda ise çocuk anneye verildikten sonra emzirme ücreti, hem kadının hem de çocuğun masraflarının karşılanması babaya aittir. Rabbimiz, Bakara suresi 233. ayette şöyle buyurmaktadır: “Koca emzirmenin tamamlanmasını isterse anneler iki yıl boyunca çocuklarını emzirirler.” Talak suresi 6. ayette ise “Hamile kadınları boşadığınızda gebelik sürdüğü müddetçe onlara infak ediniz. Çocuğu doğurduktan sonra sizler için anne çocuğu emzirmek isterse onların ücretlerini veriniz ve kendi aranızda güzel bir şekilde istişare ediniz” buyurmuştur.

Çocuk süt emmiyorsa, iki veya üç yaşında ise, bakıma muhtaçsa ve anne de çocuğu almak isterse süt ücreti alabildiği gibi bakma ücretini de talep edebilir.

Ancak çiftlerin boşanma durumunda aralarında çocuk yoksa kadının nafaka talep etmesi İslami değildir. Böyle bir şey İslam’da yoktur. Günümüzde de müşahede ettiğimiz gibi karı-koca ilişkisi tamamen bitmesine rağmen, kadınların beşeri mahkemelere müraacat ederek eski kocalarından nafaka talebinde bulunmalarının ve erkeğin aylığından zulmen para kesilip kadına verilmesinin İslam’la alakası yoktur, dinle alakası yoktur. Erkekten ayrılıp iddeti bittikten sonra bu kadın ile erkeğin arasında herhangi bir bağ kalmamaktadır. Bundan dolayı kadının kalkıp nafaka davası açması, alakası olmayan birinden nafaka talep etmesi, mahkemenin de cebren, çalışan kocadan o kadına nafaka vermesini zorunlu kılması, o bireye mahkemelerin yaptığı bir zulümdür ve kadının aldığı para haramdır, zulümdür, haksızlıktır. Çünkü bu ikisi arasında infakı gerektirecek bir bağ yoktur. O kadın nikahlanırken kocasından aldığı mehir neyse onu alır ve ayrılır. O mehirle isterse kendine ev kurar isterse başka biriyle evlenebilir isterse de baba evine döner. O kadının nafakası babasının veya kardeşlerinin üzerine vaciptir. Yani o kadın evlenmeden önce onun nafakasını üstlenen kim ise boşandıktan sonra da aynen onların vermesi lazımdır. Eski kocasıyla alakası kalmamıştır. Kadın kendi evine bağlı olduğundan ve çocuğuna baktığından ötürü İslam, kocanın kadına infak etmesini zorunlu kılmıştır. Bu mesele bir kadının hiç evlenmediği bir erkeği mahkemeye verip nafaka talep etmesine benzemektedir. Bu ne kadar makul değil ise boşanan bir kadın eski kocasından nafaka talep etmesi o kadar makul değildir.

Değerli okuyucularımız! Kurtuluşumuz, iyi bir aile efradı ve iyi bir toplum olabilmemiz Kur’an’i emirlere bağlı olmamıza ve bu emirleri hem eylemlerimizde hem de söylemlerimizde tatbik etmemize bağlıdır. Dilimizle iman ettiğimizi söyleyip pratik yaşantımız İslam’a uygun olmazsa, iyi bir toplum olmayı beklememiz doğru olmaz. Ya Rab! Bizi kitabına uyanlardan eyle. Kitabı kendilerine uyduranlardan eyleme. Amin.

--------------

 

1) Ahmed b. Hanbel c.2 s.182, Ebu Davud hadis. No 2276, Beyhaki c.8 s5, Hakim c.2 s.207.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
ELAZIĞ'DA HUZUR 23 UYGULAMASI
ELAZIĞ'DA HUZUR 23 UYGULAMASI
Milletvekili Bulut MKYK’da
Milletvekili Bulut MKYK’da