Advert
HAKPEREST OLMAK
Nevzat ÜLGER

HAKPEREST OLMAK

Bu içerik 2065 kez okundu.

HAKPEREST OLMAK 

İnsan öncelikle “hakperest” olmalıdır. Kendi yanlışına yanlış diyebilecek kadar erdemli olmalıdır. Günümüz insanını hakperestlikten uzaklaştıran bir çok şey var ama onu hakperest olmaktan alıkoyan en önemli şey galiba ideolojiler. Çünkü günümüz insanı maalesef tetkik ve tahlil ederek fikir veya hareket seçmiyor gibi geliyor bana.

Sözgelimi insan on yıldır, yirmi yıldır doğru olduğuna inandığı bir şeyin, bir düşüncenin, bir bakış açısının yanlış olduğunu ciddi manada fark ederse, o yanlışlığı kabul etmelidir. O şeyin yanlışlığını bile bile savunmaya devam ediyorsa korkarım ki bir kişilik zafiyeti yaşanıyor demektir.

Hepimiz zaman zaman uzun veya kısa zaman dilimlerinde “akıl tutulmasına” yakalanabiliriz. Bu akıl tutulmasının değişik bir ya da birden fazla nedeni/nedenleri olabilir:

·         Enaniyet, benlik hastalığı

·         Makam beklentisi

·         Siyasi ikbal, aidiyet duygusu

·         İdeolojik saplantı

·         Olayı kavrayamamak

·         Çıkar duygusu

·         Kuvvetli olmak v.s.

Bunlara daha başka sebepler de eklenebilir.

Hakikati kavrayabilmek için bilgi donanımlı akılla, Allah için taşınan kalb atbaşı birlikte olmalıdır. Kaldı ki hakikati görebilmek için doğru bilgi yetmez, doğru bilginin de doğru anlaşılması gerekir. Dinde de bu böyledir. Kur’an-ı ve peygamberi doğru anlayamazsak, din asli mecrasından çıkar ve efsanelerle ya da hurafelerle izah edilmeye başlar. Biraz da bundan ötürü toplumsal savrukluğumuz var herhalde.

İnsanın düşüncelerini oluşturan şeyin “din” olduğunu unutmamak gerekir. Müslümanlar için islam, diğerleri için de mensub oldukları inancın ilkeleri yön belirleyicidir. Özellikle bilinmelidir ki; kültür, din değildir. Batıcılık, insanımızı kullanabilmek için önce dinin içini boşaltarak yerine kültürü doldurdu. Kültür belki mücerred manada kötü olmayabilir ama hiçbir zaman dinin yerini alamaz. Eğer dinin yerini kültür alırsa, ortada dolaşan ve insanların hayat ölçülerini oluşturan şey din olmaz.

Zaten “vahyi din” in çeşitli ideolojilere dönüşmesinin temelinde de “anlaşılması gerekenlerin”, iyi anlaşılmaması veya yanlış anlaşılması sonucu, “dinin kendine yabancılaşması” vardır. Hâlbuki Kur’an bu aklı eleştiriyor, sık sık düşününüz, aklediniz, tefekkür ediniz diye uyarıyor.

Daha sade bir anlatımla her mümin hazreti peygamberin model olma durumunu, günümüze taşıyarak onun gibi olmaya çalışmalıdır. Aksi halde hem birey bazında hem de toplum genelinde sapmalar meydana gelir. O zaman da hayatı kur’an’sız, kur’an-ı da hayatsız bırakmak anlayışı başlar. İşte tasarlanan “SEKÜLERİZM” tam da budur. İçi boşaltılmış (profan) bir din anlayışının sapmalardan meydana geldiğini unutmamalıyız.

Batı,  hakikati önce “gözlemlenebilirliğe” indirgemiş, eserden müsebbibe gitmeyi engelleyerek moral değerleri yok saymış sonra da “pozitivizm”  adı altında Allah’ın yerine salt aklı koymuştur. Bu isimlendirmeler her dönemde bir başka şekilde olsa da, temel hedef vahyi bilgiyi inkar ederek toplumu diledikleri gibi idare etmek, sorumsuz bir yönetim oluşturarak, dilediği gibi yaşamaktır.

Hakperest olmak için bilgiyi doğru anlamak, bunun içinde asli kaynaklara müracaat gerekir. Bu anlamda Müslüman için doğru bilgi Kur2an ve hadistir. Diğer bilgiler de bu ölçülere uyacak, belki bu bu bilgilerle tenakus içerisinde olmayacaktır. İnsanların bazı dini hareketleri kimseyi aldatmamalıdır. Unutulmamalıdır ki, vahyi bilgiye göre şekillenen hayat her insanın ihtiyacına cevap verir, keyfe kafi gelir.

Hayranlık verici bir hayatın ve anlayışın yolu, O’nu kur’an’la, kur’an-ı onunla tanımak ve anlamak olmalıdır. Hayırla yad edilmeğe talip olunmalıdır.

                                                         NEVZAT ÜLGER

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X