Advert
GANDİ MÜSLÜMAN MIYDI?
Nevzat ÜLGER

GANDİ MÜSLÜMAN MIYDI?

Bu içerik 1964 kez okundu.

 Ülkeler birbirlerine o kadar çok benzediler ki aynı cümleleri birkaç ülke ve o ülkelerin insanları kendileri için anlayabilirler. İşte bir örnek:

         “1-Ahlaki ilkelere dayanmayan siyaset etme biçimi,

          2-Üretmeden kazanmak,

          3-Kişilik kazandırmayan eğitim,

          4-Ahlak tanımayan ticaret,

1-      Bilinçsiz-şuursuz eğlence,

2-      İnsan merkezli olmayan bilim,

3-      Takvasız ibadet.”

     Bu cümleler 1860-1948 yıllarında yaşamış olan Hindistan’da hayatını güzel bir gaye için kullanan, emperyalizmin pençesindeki ülkesini bağımsızlığa kavuşturan Gandi’ye ait. Gandi’nin bu uyarıları İslami ahlak anlayışına ne kadar da çok benziyor değil mi?  Gandi bu ilkelere “yedi büyük günah” adını veriyor.

         Gandi, bu gün dünyanın başına bela olan küreselleşmeye/Batıcılığa karşı olan adamdı.   Haklı olarak ticari ilişkilerin, iş gücü ilişkilerinin, iletişim, medya, düşünce ve hayat tarzının din dışı bir alana kaydığını 20.yy’ın başlarında görebiliyordu.

         Günümüz Müslüman düşünürleri de küreselleşme adı altında Müslüman toplumlar üzerinde etkili olan  “kültürel tek tipleştirici bir Batılılaşma” olgusuna karşı ciddi uyarılarda bulunuyorlar.  Çünkü batılılaşmış Müslüman gençler daha çabuk küreselleşirler ve bu durm da Batı’yı rahatlatır. Küreselleşme-Batılılaşma, Müslümanca bir hayatın önünde engeller oluşturmaktadır. Kaldı ki küreselleşmenin ileri sürdüğü “kalkınma-ilerleme” paradigması da, dinlerin yaşam alanlarının daraltılmasına matuftur. Mesela Hüseyin Nasr da günümüz dünyası için gördüğü problemleri şöyle sıralıyor:

         “1- Ekolojik kriz 2- Küresel düzen projesi 3- Post modernizm 4- Hayatın tamamen dünyevileşmesi (sekülerleşmesi) 5- Bilim ve teknolojinin doğurduğu krizler 6- İslam dışı değerlerin yaygınlaşması 7- İslam’a yüklenen imaj 8- Batının öteki medeniyetlere karşı takındığı tavır 9- Feminizm 10- İnsan hakları 11- İç çatışmalar.” Aslında 21.yy’ın esas konusu, yalnız Müslümanları değil, bütün dinleri ilgilendirmektedir. Zira Batıcılık felsefesi daha çok “dindışı” alanı çıkış işaret eder. Onun için semavi dinler, kendi moral dinamiklerini devreye koyarak sorunları çözmeleri gerekir. Çünkü Batı düşüncesi ve onun “Batıcılık” versiyonu maalesef dünyayı dinden uzaklaştırıcı ve materalistleştirici etkileri oldukça fazla olan bir olgudur.

         Aslında sekülerleşmiş (dünyevileşmiş) bir dönemde yaşadığımız olaylar dizisi biraz absürttür. Zaten bu çelişkiler insanın dünyaya gönderilişinden beri mevcut. Tek farkı bu gün teknoloji marifetiyle inkârcılığın ve zulmün küreselleşmesidir. Kaldı ki dini hayat etkili olmasaydı, saldırılar bu kadar şiddetli olmaz, İslam, NATO tarafından tek düşman olarak gösterilmezdi. Demek ki din oldukça etkili olmaya devam ediyor. Zaten küreselleşme de Batıcılık da geniş halk kitleleri tarafından değil, seküler (dünyevi) bir hayat sürmek isteyen bir kitle tarafından benimsenmektedir. Bu konuda devletler destek vermeyince bu olguların yaşama şansları oldukça düşüktür. Nitekim 21.yy’da bu son cümlemizi teyit eden uygulamalar çoğalmaktadır. Benim kişisel kanaatim; 21.yy’ın dünyası, bu günkünden daha dini olacağı yönündedir. Müslüman ülkeler kendi “medeniyet anlayışlarını” yeniden keşfettiler. Bu keşifte Türkiye'nin son yıllarda yaptıkları yadsınamaz. Bu noktada Türkiye'nin öz güvene dayalı politikaları hem ülke içinde hem de İslam dünyasında makes bulmuştur. İslam dünyasını gezerek son 75 yılın en etkili “Müslüman Lider” isimlerini sorarsanız çoğunlukla aynı isimleri size söylerler. Dahası yeni nesiller dini tahkiki olarak benimsemektedirler. Bu da geleceğimiz açısından önemli bir vaattir.

         Çağdaş konularda da, gelecek hesapları yaparken de “din”i dikkate almadan konuşmak, değerlendirmeler yapmak son derece yanlış sonuçlar doğurur.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X