Advert
İSLAM ÇERÇEVESİNDE BEŞERİ İDEOLOJİLERE BAKIŞ
Halit POLAT

İSLAM ÇERÇEVESİNDE BEŞERİ İDEOLOJİLERE BAKIŞ

Bu içerik 295 kez okundu.

Kibriya, azamet ve arşın sahibi, güç sahibi ve her şeye gücü yeten Allah’a hamd olsun. Her şeyden haberdar olan, eşi benzeri olmayan, her şeyi yerli yerinde yaratan,  Kur’an’ı indiren ve ona iman etmeyi emreden ve İslam’ı zamanın, örflerin ve adetlerin değişmesiyle değişmeyen sabit esaslar üzere kuran ve o dine girmeyi ve kabullenmeyi tüm ins ve cinler üzerine farz kılan ve İslam’a ters düşen şirkin, küfrün, isyanın ve şeytanın yoluna tabi olmanın delalet ve hüsran yolları olduğuna hüküm eden, ondan başka ilahın olmadığı, şerik olmadığı o Allah’a şehadet ederim.

Ve şüphesiz müsamahakar ve apaçık delillerle gönderildiğini ve dinlerin en güçlüsü olan İslam’ı en aydınlatıcı burhanla getiren, o yolda yürüyenlerin ne şekilde yürüyeceklerini onlara beyan eden, o dine girdikten sonra nasıl kendine yön verecek onu beyan eden ve bu dine muhalefet eden, ona isyan eden bütün İslam dışı olanların da delalet ve zarar içinde olduğuna hüküm eden Muhammed Mustafa’nın Allah’ın kulu ve resulü olduğuna şehadet ederim.

17. asırda Avrupa’da başlayıp 19. ve 20. asırlarda da İslam ülkelerinde dillendirilmeye başlanan ve Osmanlı hilafetinin lağv edilmesiyle oluşan küçük devletçikler hilafet yerine liberalizm, laiklik, demokrasi ve komünizm ile bu ülkelerin çocuklarının eliyle başkaları tarafından idare edilmeye başlamıştır. Günümüze dek olarak dünyada medeni devlet sistemi, liberal devlet sistemi, laik devlet sistemi, demokrat devlet sistemi ve komünist devlet sistemi çokça dillendirildiği ve geçmiş yıllardan bu günümüze dek batı menşeli küfür ülkelerinde başlayıp İslam ülkelerine de sıçrayan, İslam ülkelerinin bu fasit olan yönetimlerle bozmanın, Allah’ın metodundan insanları uzaklaştırma ve açık bir şekilde haykırarak yeryüzünde bu İslam dışı olan metodları yerleştirmeye davet ederek onların çağırışı ve davaları İslam şeriatıyla idare etmenin terk edilmesi ve İslam’ın ve Müslümanlar içerisinde İslam anayasası, devlet İslam ile idare edilir maddesinin tamamen kaldırılması, İslam şeriatinin ana unsurları olan Kur’an ve sünnetin terk edilmesi, İslam’ın güzel olan ahlak yapısından bireysel özgürlük şiarı adı altında hayvansal ve rezil bir yaşam biçimine götüren ve sadece dini camilerde anlatılmasıyla sınırlayan ve toplum hayatından o dini kaldıran ve bütün yaratılmışların rabbinin ahkamını irtica ve gericilikle tanımlayan bu liberal, laik, medeni, komünist ve demokratik olan sistemleri İslam mizanı içerisinde değerlendirerek, İslam’ın bu sistemlere ne şekilde baktığı ve bir mü’minin kendisinin bu gibi sistemler içerisinde ne yapması gerektiğine ışık tutacak, Kur’an ve sünnet çerçevesinde ne şekil davranması gerektiğinden bahsedeceğiz. Daha ki bu anlatımımızla kötü olan yollara bir ışık tutalım, kim ki bu dünyadan göç ederse hangi yol üzere öldüğüne açık bir şekilde delil olsun diye bunu ele almak istedik.

Bu beş idare şeklinden başta ilmaniliği (laiklik) alıyoruz.

Bu fikir İngiliz dilinde sekülerizm olarak anlatılır. Dinsiz bir yönetim veya dünyacı bir yönetim algılanmaktadır. Ne kadar İlmani ismi ile meşhur olmuşsa da bunun ilim ile hiçbir alakası yoktur. İngilizler tarafından Müslümanların dikkatlerini buraya celb etmek amacıyla ve Müslümanlara kelime olarak hoş görünsün diye böyle isimlendirilmiştir. İlmani kelimesi oxford sözlüğünde “ahlak ve eğitimin dini esaslar dışında uygulanması ” , dünyevi ya da maddi olan, dinî olmayan ya da ruhi olmayan: Örnek: dinsiz terbiye, dinsiz sanat ya da musiki, dinsiz otorite, kilise karşıtı yönetim anlamında kullanılmıştır. TDK, sekülerizm kavramına karşılık olarak ‘dünyacılık’ sözcüğünü önermiştir.

Bu fikrin ilk çıktığına bakarsak Avrupa’da, vahiyle alakası olmayan kilise idarecilerinin zulmünün neticesinde ortaya çıkmış bir fikirdir. Kilise idarecileri hakimlere, toplumlara musallat olmuş ve kendi düşüncelerine ters düşen her şey üzerine kanlı mezbahaneler kurarak ve öyle ki teftiş mahkemeleri adı altında binlerce erkek ve kadını öldürmüş, anlatılanlara göre işkence aleti kemik kırma, parmak kırma, tırnak çekme, kadınların göğüslerini kesme, insanları asmak için işkence askıları asma,  insanların dillerinin kesilmesi ve daha başka işkence çeşitlerinin halka yapılması sonucu türemiş bir fikirdir. Kendi bu fasid olan inançtan ötürü ve bu kilise sahipleri günah affetmeyi kendilerinde görerek ancak insanların yapacağı bütün ibadetler kilise papazlarının onayıyla af ve kabul edilebilir. Bu mefhum hala daha Avrupa kiliselerinde hakimdir. Bugün Avrupa’da insanlar günah işlediğinde kiliseye gider, papaz o günahı affederse günahın affolunduğuna inanılır. Bu durum kilise zulmü böylelikle devam etti, halk buna karşı çıktı ve başkaldırılar ortaya çıktı. Avrupa’da bunun en bariz olanı Fransız ihtilalidir ki bizatihi kraliyet ve kiliseye karşı savaşmayı kendine yemin etmişti. Ve öyle bir hale geldiler ki onların şiarları bu oldu: bütün kraliyet ve din adamlarından kurtulun. Bu Fransız devrimi yapıldıktan sonra bu devrim sadece dinin hayatla bir alakasının olmayacağını sadece onu ibadetlere münhasır ettiler. Kendi medeniyetini sadece madde üzerine kurdular. Devrimin inancında bilim ve din zıddıdır. Dinle bir alakası yoktur. Bu cümleleri anlatırken bunu yazarken geçmişimize döndüğümüz zaman Avrupa’da kilisenin kendi halkına yapmış olduğu bu zulmün aynısının 1923’ten sonra Türkiye’de kurulan Kemalist devlet halkını dinden uzaklaştırmak için kilisenin halka uyguladığı zulümden daha kötü zulmü reva gördüler.

LAİKLİK SİSTEMİNE BAKTIĞIMIZ ZAMAN ÜÇ ANA TEMEL ÜZERE KURULDUĞUNU GÖREBİLİRİZ:

1-      Sadece insan düşüncesini dünyaya yönlendirmek ve dini düşünceyi ikinci plana atma. Dinin hiçbir zaman genel hayatla müdahelesi olmaz. Ancak camide anlatılır ve camide kalır, cami dışına çıkarılmaz.

2-      İlmi, ahlaki, fikri ve kültürü dini öğrenimlerden hangi din olursa olsun onlardan ayırmaktır. Ahlak ve ilkeler bunların yanında nisbi emirlerdir. İslam’da ahlak ve emirler sabittir, değiştirilmez. Bunlarda kişiseldir.  Mesela İslam’da zina haramdır. Kıyamet gününe kadar bu haramiyet devam eder. Ama laiklerin yanında bu nisbidir. İki kişi kendi rızalarıyla zina yapmaya karar verdiklerinde bu işi yapabilirler. Herhangi bir cezalandırmaya tabi tutulmazlar.

3-      Dini esaslar dışında siyasi müesseselere sahip olan bir devletin ikame edilmesidir.

Biz laik olan birine sorulduğunda Allah İslam dinini İnsanların hayatına yön versin diye ışık tutsun diye bu emirler dışına çıkmamamız gerekir diye sorduğumuzda onların cevabı üç şekli geçmez. Ya cevap vermekten kaçarlar, ya açık bir şekilde haykırarak dini siyasetten, toplumsal hayattan, kültürel hayattan, düşünceden tamamen uzak tutmamız lazımdır der ya da daha da yumuşak bir şekilde din kul ile Allah arasındadır. Sadece şahsi bir durumdur. Şahsi meseleden öteye geçmez. Bazıları öyle diyor: Benim şahsi dini düşüncem camidir, kilisedir, ibadethanelerdir. Onların dışına çıkmaması lazımdır. Bazıları da laik bir devletin üzerine vacip olan din davetçilerinin engellenmesi lazımdır. Öyle vurgu yaparlar. Bazıları da bakarsın derler ki bizim üzerimize lazım olan dini o mukaddes olan yerine koymamız ve dini siyasetten uzak tutmamız gerekir. Bütün bunların anlamı dinde siyaset, siyasette de din olmaz. Allah’ın Kur’an’daki ahkamlarını, peygamberin sünnetlerini insan hayatından uzaklaştırarak ondan abdest, namaz ve ibadetler dışında başka bir şey almayız anlamına gelir.  Ya da bu laik olan kişi bu din tamamen haktır. Allah tarafından gelmiştir. Onunla yargılanma farzdır. Ancak bu dinin uygulandığı kim uygulayacak. Bu seferde başlar dini ulemaya alimlere laf söylemeye başlar. Ulemayı din tacirleri olarak kötülemeye başlar. Dinin alimlerini kötüleme, taşlama dinin bizatihi kendisinin kötülenmesi taşlanması gibidir. Öyleyse bütün bunlarda netice birdir. Hiçbir durumda insanlar kendi hayatlarında İslam ahkamını uygulaması mümkün değildir. Öyleyse ey Müslümanlar bakınız ki İslam ülkelerinde ben laikim diyenlerin kör bir şekilde anlama ve akıl etmeden ari, dinden uzak bir şekilde batıya nasıl taklit etmektedirler. Toplum üzerinde kilise halk üzerine hakimken munharıf olan dinle halkına zulüm yaptı ve halkını öldürdüler. Buna karşılık kiliseye karşı çıkıldı. Din sadece kiliseye hapsedildi. Ama İslam ülkelerinde hiçbir zaman mescidler halka zulüm etmedi, hakimlerine zulüm etmedi, insanları öldürmedi, kendi aklını ve mantığını toplum üzerine bir ilahmış gibi kurmadı. Avrupa’nın kiliseye karşı sergilediği tutumu bunlarında mescide karşı o tutumu sergileyeler. Bu iki yapıyı birbirine mukayese etme hiçbir mantık hiçbir akıl hiçbir düşünce hiçbir kıyasa uymaz.

Ve bundan sonra İslam şeriatı kendi büyüklüğüyle birlikte dünya ve ahireti saadeti içindir. Oysa İslam şeriati büyüktür. Hem dünya hem ahiret saadeti içindir. Bu düşünce sahiplerine çağrımız şudur: Bu yaptığınız kör bir taklittir. Allah’ın size ulaşmazsa Tevbe etmezseniz helak olursunuz.

Laiklerin delalette olduğu

Laik olan bir insan bakarsın bazen aşikar bşir şekilde dini kötüler, kuran ve sünnete söver ve onlarla alay eder. Bazen bakarsın bu tavra girmez. Ancak Muhammed Mustafa’nın (s.a.v) getirdiğine ittiba etmenin gerekli olmadığına inanır. Ya da kişi İslam dininin ahkamlarının bazılarını terk etmesinde kendisinin muhayyer olduğuna inanır. Ya da din bütün hayata cihan şümul değildir. Bütün hayatı kapsamadığına inanır. Mesela kadın şeri olan örtünmeye ilzam etmesi lazım değildir. İçinde olduğumuz dönem buna uygun değildir. İslam şeriatının hududları bu zamanda tatbik etmeye elverişli değildir. Çünkü bu hudutları vahşetle nitelemektedir. Ya da der ki ekonomi faiz sistemi üzerine kurulması gerekir derler. Ve bu miskinler “hüküm sadece Allah’ındır” (Enam 57), “her şey Allah’tandır” (Nisa 78), “kitabı bazısına iman edip bazısını inkar mı ediyorsunuz” (Bakara 85), “iman eden bir toplum için Allah’tan daha güzel kanun koyan var mıdır” (Maide 50), “Allah’ın indirdikleriyle hüküm etmeyenler kafirlerdir” (Maide 44), “Allah’ın indirdiğiyle hüküm etmeyenler zalimlerdir” (Maide 46), “Allah’ın indirdiğiyle hüküm etmeyenler fasıklardır” (Maide 47), “yemin ederim bunlar iman etmezler kendi davalarında seni hakem tayin etmeden ve senin verdiğin karara hoşnutsuzluk göstermeyeler ve tamamen senin verdiğin hükme teslim olmadan bunlar iman etmiş olmazlar.” (Nisa 65). Bu miskinler bunu unutmuş. Bunlar rububiyetin mefhumuna muhalefet etmişler. Çünkü siyadet ve meliklikte rab kelimesinin anlamlarındandır. Mülkü tamamlayan şeylerden kişinin mülk ettiğinde tasarruf hakkı onundur. Bunların hepsi yaratık olarak Allah’ın mülküdür. Bunları yaratan, öldüren, yaşatan, hayat veren, göz, kulak, ayak veren Allah’tır. Bunlar Allah’a yönetim hakkı vermezler. Ama bu Allah’ın bunlara sahip olana bu hakkı vermezler. Nasıl ki yaratmak ona mahsussa emir de onundur. Uyanın yaratılış ve emir onadır. İdare de onadır. Hükümde onadır.

Bu laikler rabbin mefhumuna muhalefet ettikleri gibi uluhiyet mefhumuna da muhalefet etmişlerdir. İlah demek mabud demektir. Uluhiyet ve ubudiyet yaratıkları üzerine sadece Allah’ın hakkıdır. Arzulanan kulun rabbi tarafında emrolunduğunu yerine getirmektir. Allah’a kul edin ondan başka size mabudu bil hak yoktur. Allah’ın emrinde, Allah’ın nehyinde, haram ve helalında Allah’a boyun eğme noktasında sadece onun emrine uyması lazımdır. Yaratılmıştan beklenen budur. Rabbim bizi haktan ayırma. Bizi kendi ibadetinden itaatinden şaşmış beşeri sistemlere meyledenlerden muhafaza buyur.

Bizim ülkemizde de yıllar yılıdır batılıların anlatmış olduğu bütün bu şeyler bizim ülkemizde de mevcuttur. Halkını ezen, halkını İslam’dan uzaklaştırmak için ellerinden gelen her şeyi yaptılar. Camileri yaktılar. Dindarları öldürdüler. Alimlerin ağzına gem vuruldu. İslam’ı önlemek için askeri ihtilaller yapıldı. Bugünde de hala devam etmektedir.

 

 

 

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Ters lale tohumları toprakla buluştu
Ters lale tohumları toprakla buluştu
Sarıkaya: Kandil zulmün, haksızlığın yıkılışı demektir
Sarıkaya: Kandil zulmün, haksızlığın yıkılışı demektir