Advert
MODERN SANAYİLEŞME NEDEN GECİKTİ?
Nevzat ÜLGER

MODERN SANAYİLEŞME NEDEN GECİKTİ?

Bu içerik 2062 kez okundu.

Modern iktisadi büyüme dediğimiz büyük tarihi değişimin 18.yy.da ilk defa ortaya çıkışından 20.yy.’ın ikinci yarısına kadar Batı dünyasına münhasır kaldığı ve İslam âleminin, özellikle Osmanlı Devleti hinterlandındaki yapılanmanın sonradan gösterdiği büyük çabalara rağmen bu değişmeye katılamamış olduğu bilinmektedir.

İslam dünyası bu büyük değişmeye neden katılamadı ya da katılmadı? İslam iktisadının veya Müslümanların bir kusuru mu bu katılımı engelledi, yoksa Batılı insanların üstün meziyetleri mi vardı da onlar sanayileştiler? Ayrıca ne olursa olsun sanayileşmek şart mıdır? Hangi soruya cevap aranacak olursa olsun, İslam Dünyasını özellikle de o dönemin İslam Devleti olan Osmanlı’yı bu değişimden alıkoyan faktörleri iyi tespit etmek gerekir.

           1300–1700 yılları Osmanlının da en parlak yılları ve Batı’nın hep korktuğu ve içten içe de kıskanıp onun gibi olmaya çalıştığı yıllardır. Osmanlı bu 400 yılda 1402/Ankara Savaşı hariç hemen hemen hiç yenilmemiş bir devletti. Bu yıllarda Osmanlı devamlı büyüdü ve genişledi. Eski dünyanın kalbi sayılabilecek yerleri hep ellerinde tuttu. Avrupa, Osmanlı’ya karşı savunma hattını Viyana sınırlarına kadar geri çekti ama orada da zorlukla tutunabiliyordu.

Gerçi 1450’den sonra Osmanlının ulaştığı güç, yalnız savaş alanlarında değil, ekonomik alanda da Osmanlıya avantaj sağlamıştı. Yani bu yıllar Osmanlının Batı’ya galebe ettiği yıllardır. Ancak coğrafi keşiflerle birlikte Batı’nın uyguladığı sömürgeci anlayışla birlikte özellikle Amerika’dan ve Afrika’dan Avrupa’ya akan altın ve gümüş stoklarıyla birlikte Batı’da modern iktisadi büyüme fenomeni tarih sahnesine çıkmıştır.

Bu bağlamda birkaç hususun da özellikle belirtilmesi gerekir kanaatimce.

            Batı, Osmanlı için bazı malların ve hayatı kolaylaştırıcı bazı tekniklerin alınacağı bir bölgeydi.  Başka da alınmaya değer bir şey bulunabileceğine ihtimal verilmeyen ve fazla da dikkate alınmaya değmez bir bölge olarak görülmüştür. Her ne kadar Osmanlı’nın güçlü ve iyi işleyen bir haber alma örgütü varsa da, bu örgütün amacı Batı’yı analiz etmek değil, bize vermesi mümkün zararları önlemekte kullanılmasından dolayı, Batı’da olup biten teknolojik gelişmeleri takip edememiştir. Yani Batı’nın benimsenecek ve değerlendirilecek yanlarına değil, mücadele edilecek yanlarına dikkat edilmekteydi.

           Merkantilist büyümeyi seçen Batı, iktisadi büyümenin vazgeçilmez şartı olan sermaye birikimini benimserken, özellikle coğrafi keşiflerden sonra kartopu gibi büyüyen sermayedarların sayısı bir hayli artmıştır. Batı her ne kadar demokrasi, insan hakları, eşitlik, köleliğin kaldırılması gibi konularda doktrinler geliştirmişse de, hayvan avlar gibi insan avlamıştır. Onları köleleştirmiş, onları maden ocaklarında çalıştırmış ve onları Avrupa’nın refah ve mutluluğunu meydana getiren birer alet gibi görmüş ve kullanmışlardır.

Osmanlı ise servet birikimine hiçbir zaman müsaade etmedi, toplumda en fakirle en zengin arasındaki oranı 1/7 ile1/4 arasında tuttu. Yüksek servetlere devamlı el koydu. Yani bireysel servete, siyasi rakip olmasın ve diğer insanların da husumetini çekmesin diye hiçbir zaman izin vermedi. Batı’da iç ve dış sömürü olmasaydı sermaye birikimi olmayacak, belki de sanayileşme olmayacaktı. Osmanlı ise sermayenin belli ellerde toplanmasını özellikle önlemiş, eğer icap ediyorsa müsadere silahını kullanarak hem bireysel zenginliğe, hem de sanayileşme için gerekli olan servet oluşuma imkân tanımamıştır. Ayrıca Osmanlı’da emeği ile geçinenlerin, hem hayat standartlarının iyi olmasından, hem de İslam’da bir işçi-işveren ayırımı olmadığından bir işçi sınıfı da teşekkül etmemiştir.

        Batı’da servet birikimi devlet eliyle olduğu için zengin zümre devlet için itibar edilen bir tabakaydı. Servet edinmenin önünde meşru veya gayrimeşru hiçbir kural olmamalı ve bunlar da yatırıma dönüşmeliydi. Yatırımın kendi metropolünde (anakent) olup olmaması ile sektörü itibariyle de ziraat, madencilik ve sanayi olması arasında bir fark yoktu.

Osmanlı ise sömürge kavramına sıcak bakmaz. Dış sömürü anlayışı da İslami zihniyete yabancıydı. Osmanlı ekonomisi bir ihtiyaç ekonomisiydi. Yani insanlar ekonomi için değil, ekonomi insanlar içindir.

Ekonominin gerekli kıldığı yatırımları devlet ya bizzat kendisi yapardı veya yüksek askeri zümreye yaptırırdı. Bir kısım yatırımları da vakıflara yaptırırdı. Yani Osmanlı’nın hedefi yaşanabilir bir sosyal düzen kurmak ve devam ettirmektir. Bir zümrenin zenginleşmesinin diğer bir zümrenin fakirleşmesine yol açacağından, özellikle tüketiciyi zor durumda bırakacağından servet farklılaşmasına izin vermiyordu Osmanlı.

Sonuçta bireysel sermaye birikimi olmayan, ülke nüfusunun yetersiz, uluslararası komünikasyon imkânları sınırlı, teknolojik gelişmeyi takip edememiş bir topluluğun modern iktisadi büyümeyi sağlayacağı mekanizmanın olmadığı kanaatindeyim.

           Osmanlı nevi şahsına münhasır, tarihin kayıt ettiği istisnai ve mükemmel bir oluşumdu. Diğer bir ifade ile Karlofça Antlaşması’na kadar Osmanlı’nın değişmesi için bir sebep yoktu. Daha açıkçası değişmemesi normaldi. Çünkü yaşadığı dönemlerde dünyada ondan daha mükemmel bir devlet henüz yoktu.

                                                                          NEVZAT ÜLGER

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X