Advert
KOALİSYON MU – YENİDEN SEÇİM Mİ?
Nevzat ÜLGER

KOALİSYON MU – YENİDEN SEÇİM Mİ?

Bu içerik 1897 kez okundu.

         Milletvekili Genel Seçimleri 7 Haziran 2015 Pazar günü yapıldı. Hayırlı ve uğurlu olsun. Yapılan seçimler sonucunda bu ülkede 13 yıldır devam eden tek partili iktidar dönemi maalesef sona erdi. Ülke 1994-2002 yıllarındaki koalisyon dönemlerine tekrar geri döndü. Meşhur sözdür; “çatal kazık batmaz” derler. Artık herkes koalisyon hesapları yapmaya başladı bile. Parlamenter sistemin bir gereğidir bu, artıları da eksileri de vardır elbette. Bu kanalla ülkedeki her kesim devletin bir parçası olmaktadır. Bu faydasının yanında, koalisyonlar döneminde ciddi bir kalkınmanın olmadığı da bir gerçektir. Tabi rutin işleri, topluma kalkınma gibi kakalamanın dışında. Büyük projeler için tek parti iktidarı ve vizyonu olan liderler gerekir. Eğer iktidarlar sekiz yılla sınırlı olmalıdır diyorsanız düzenlemeyi ona göre yapmak gerekir.

         Bu ülkede ilk seçimler 1876 yılında yapıldı. Yani bundan tam 140 yıl önce. Meclis-i Mebusan için yapılan seçimde 69’u Müslüman ve 46’sı gayrimüslim olmak üzere 115 milletvekili ile padişahın atadığı Meclis-i Ayan üyelerinin katılımı ile toplanmıştı meclis. Keza 1908 seçimleri çok partili bir seçim olarak yapıldı ama İttihat Terakki Partisinin dışında yalnız bir üye seçilebildi. 1921-1946 döneminde tek partili dönemdir. En şaibeli seçim 1946 yılında, “açık oy-gizli tasnif” adıyla yapıldı. “Gizli oy-açık tasnif” seçim tarihimize 1950 yılında dahil oldu.

         En dikkate değer seçim ise 2002 yılında yapıldı. O tarihe kadar hükümet ortağı olan DSP, MHP, ANAP ile mecliste temsil edilen RP ve DYP meclise milletvekili gönderemedi. Bir önceki seçimde meclis dışında kalan CHP ile yeni kurulan AK Parti mecliste temsilci bulunduran iki parti oldu. Kuruluşunu bir yıl önce yapmış olan AK Parti büyük bir çoğunlukla iktidar oldu.

         Yapılan tüm seçimlerin sadece dışa yansıyan kısımlarını gördü insanlar. Seçimlerde etkili rol oynayan iç ve dış çevreleri sadece parti merkezleri görebiliyordu. İletişim araçları geliştikçe insanların bilgilenme imkanları da artığından, olan biteni az da olsa insanlar fark edebiliyor artık.

         Önceleri yapılan darbeler dahi topluma çeşitli parlak paketlerle cazip ve gerekli olarak sunulabiliyordu. Bu paketlemenin şelatini ilk defa 28 Şubat darbesinde toplumun çoğunluğuna sevimli gelmedi. AK Partinin 2002 yılındaki seçim başarısında en fazla rol oynayan şey, bu ambalajlama işini yapan “vesayete” karşı çıkmasıydı. Gerçi vesayet sistemi bu ülkede seçimle iş başına gelmesi mümkün olmayan partilere yarıyordu ama ülkeye, kalkınmaya ve insanların gelişimine yaramıyordu.

         Bu ülkenin insanları “kamusal alan” saçmalığından dolayı okullara gidemedi, memur olamadı, denetim görevini yapamadı.

         Türkiye’nin son nüfusu 77,7 milyon olarak görünüyor. Bu nüfusun % 24,3’ü 0-14, % 8’i 65 ve daha büyük yaşta, % 67,8’i de 15-64 yaş aralığında bulunuyor. Yani doğum oranının düşüklüğünden dolayı genç nüfus azalıyor. Yaşam kalitesinin artması ile yaşlı nüfus da artıyor. Diğer bir ifade ile nüfusun ¼’ü çocuk, 1/8’i yaşlı. Çalışan nüfus 40 milyon, çalışmadan tüketen nüfusumuz ise 30 milyon. Sırf okul döneminde okula giden nüfusumuz iki Yunanistan kadar.

         Demek ki bu nüfusa iş alanları açmak gerekir, hayat kalitelerini artırmak gerekir. Belediyeler “insan yüzlü şehirler” oluşturmak zorunda. Merkezi hükümetler KOBİ tabir edilen iktisadi kuruluşların önünü açmak zorunda. Güneş enerjisinden elektrik üretmek için bu ülkenin şartları oldukça müsait ama üretilen toplam enerjinini % 8’inden fazlasına izin verilmiyor. Peki bunun mantığı var mı? Kalkınma için iki şeyden biri değil mi enerji?

         Konuyu değiştirmeden son cümleyi ilave edeyim; “Başınıza gelenler ellerinizle yaptıklarınız yüzündendir.”

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X