Advert
İSLAM MEDENİYETİ UYANIYOR
Nevzat ÜLGER

İSLAM MEDENİYETİ UYANIYOR

Bu içerik 1906 kez okundu.

       Oryantalistlere göre; insan hayatı meteor gibi başlıyor, gelişiyor ve nihayetinde yok olup gidiyor. Bu insanlardaki lineer tarih anlayışına göre bir çevrim bir kere döner, görünür ve kaybolup gider. Hakikaten durum böyle midir? Hayır. Mesela Mısır Medeniyeti en az dört defa, Yunan-Roma-Bizans Medeniyeti birkaç defa, Çin ve Hint Medeniyetleri birkaç defa, İslam Medeniyeti iki defa zirve yapmış ve mensuplarının hassasiyetlerine göre uzun ve kısa sürmüştür. İslam medeniyeti son yükselişine de 20. yüzyılın son çeyreğinden itibaren başlamıştır. Konumuz itibariyle 7. yüzyılda yükselişe geçen İslam Medeniyeti 12. Yüzyılda Moğol saldırılarıyla, Hülagü’nün 1258 yılında Bağdat ve benzeri şehirleri harap edip, İslam dünyasının kültürel ve politik görkeminin en önemli anıtlarını ve kütüphanelerini yakmasıyla dibe vurmuş ancak ölmemiştir. İkinci yükselişini Türk, İran ve Hint İmparatorlukları eliyle 13. yüzyılda gerçekleştirmiş ve 18. Asra kadar devam etmiştir. Üçüncü kırılmayı 18. Ve 19. yüzyılda dini ve kültürel değerlerinin yıpratılması ile çok ciddi olarak yaşadı, şimdi yeniden yükselişinin ayak seslerini duyuruyor. Bu medeniyetin iki yükseliş dönemlerinde de yükselişlerinin farklı alanlarını görebiliyoruz. Birinci yükselişinde;  kültürel, dini, siyasi ve mimari alanlar ile ticari, endüstriyel, bilimsel ve felsefi gibi alanlarda göz kamaştırmıştı. Endülüs, Bağdat, Şam ve Kahire dillere destandı.  İkinci yükselişi ise; şiir, resim, dünya tarihi, tasavvuf ve güzel sanatlar alanlarında olmuştur. Endülüs Emevileri, Selçuklular ve Osmanlılar ile Timur ve Safevi devletleri bu alanların örnekleriyle doludur. İbni Arabi, Hallacı Mansur, Abdulkadir Geylani, Şihabeddin Sühreverdi Maktul, İmam Rabbani vb. isimler tasavvuf alanının, Kindi, Farabi, Miskeveyh, İbni Sina, İbni Bace, İbni Rüşd, Gazali ilim ve düşünce alanlarının yıldızlarıydılar. Nizamülmülk, İbni Teymiye, Mevlana, Yunus emre, İbni Haldun, Babur Şah, Ahmet Gülşehri, Süleyman Çelebi, Baki, Fuzuli, Nabi ve Nef’i unutulmazlar arasında olan birkaç örnektir.

         Batı’da farklı olarak gelişen hümanist hareketler, tıp, matematik, astronomi, haritacılık, skolastik düşüncenin yıkılmasını hazırlayan fikirler, Batı mistisizmi’nin önemli kısımları İslam dünyasından Batı’ya taşınmış disiplinlerdi. Aynı şekilde daha doğudan da Müslümanların etkilendikleri bir vakıadır. Çok yakın zamanlara kadar Müslüman alimlerin adlarına kurulmuş kürsüler de medeniyetlerin interaktif bir biçimde çalıştıklarını göstermektedirler. Batı, İbni Haldun, İbni Sina (Avisenna) ve İbni Rüşd isimlerini nasıl unutabilir? Doğunun Batıya en büyük hediyelerinden birinin “tümevarımcı araştırma metodu” olduğunu unutmamak gerekir. İmam Maturidi’nin  neden-sonuç bağıntısı ve İmam Eşari’nin etki-tepki (potansiyellik) görüşleri itikadi bir düstur olarak akait kitaplarında yer alırken, Batı henüz bu kavramları formülleştirememişti.

         Sırf İbni Arabi’nin Dante üzerindeki etkilerinden hareket edilecek olsa, cennet- cehennem tasvirlerini, miraç olayını motamot Fütuhat’ta da, İlahi Komedya’da da görebiliriz. Bu konuda söylenecek çok söz vardır elbette ama şunu söylemeye çalışıyorum; 18. ve 19.yy’lara bakarak Batı-Doğu karşılaştırmaları yapmak eğer bir kasıttan kaynaklanmıyorsa bilgisizlik ve cehalettir. Şunu hemen söyleyelim ki; Farabi’nin kendi imzasını taşıyan 140 eseri günümüze kadar gelmiştir. İmam Şarani onun eserlerinin sayısını 400 olarak verirken, Molla Cami 500’e çıkarmaktadır. Zaten kendi hatıratında bu eserlerden 251’inin isimlerini yazar.

         Doğrudur, devletler doğarlar, büyürler ve ölürler. Ancak medeniyetler ölmezler. Yahudi devletleri yaşamıyor ama kültürleri ile dünya devletlerinden birçoğunu etki alanında tutarak veya öyle göstererek hala yaşıyorlar. Yunan devleti yıkıldı ama kültürü yaşadığı için sonra tekrar Avrupa’da dirildi. Birçok İslam devleti yıkıldı ama İslam Medeniyeti yaşıyor. Kaldı ki Batı kendisine rakip olarak Çin ve Hint kökenli medeniyetleri değil, İslam Medeniyetini rakip olarak görmektedir. Çünkü İslam Medeniyeti, hem heyecanlı hem de samimi müntesipleri nedeniyle bizzat genişleme ve yayılma özelliğine sahiptir. Son zamanlardaki ihtida hareketleri de bunu göstermiyor mu?

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X