Advert
ROMA’NIN TANRIÇASINI İSTEMİYORUZ
Nevzat ÜLGER

ROMA’NIN TANRIÇASINI İSTEMİYORUZ

Bu içerik 1935 kez okundu.

     Her medeniyetin kendi tarihi, her tarihin de kendi gelişme çizgileri içerisinde devirleri vardır. Elbette bu anlamda İslam’ın devirleri Batı medeniyetinin devirlerinden ayrıdır. Mesela Batının karanlık diye nitelendirdiği “Ortaçağ”ın büyük bir bölümü, birçok alanda Müslümanların başarılarının zirve yaptığı harikulade yükselişlerine şahit olmuştur.

         Bu anlamda İslam düşünce tarihini beş devreye ayırmak mümkündür:

         İlk devre; İslam’ın gelişinden dört halife döneminin sonu olan 661 yılına kadar olan kutsiyet ile siyasi otoritenin birleşik olduğu devredir. Ancak bazı tarihçiler bu devreyi, Moğolların İslam dünyasının ilim ve kültür merkezlerini; Semerkant, Buhara, Nişabur ve Bağdat’ın harap edilip düşüşüne kadar geçen süreyi birinci devre olarak kabul ederler; 610-1258. Yani 7.yy’dan 13.yy’a kadar devam eden İslam Medeniyeti’nin birinci hakimiyet devresi.

         İkinci devre; 1258 tarihinden itibaren yarım yüzyıl süren “şok” devresi.

         Üçüncü devre; yeniden doğuşu ifade eden Osmanlı devletinin kuruluşundan 1699 yılına kadar olan devredir. 14.yy’a girildiğinde üç İslam devleti ortaya çıkmıştı; Osmanlılılar, Safeviler ve Müslüman olan Moğolların devamı niteliğinde Timur ve Harzemşahlar. Bunlardan özellikle Osmanlı Devleti kuruluşundan 150 yıl sonra, 1453 yılında Bizans’ın başşehri İstanbul’u fethetmesiyle zirveye varacak ve 18.yy’a kadar dünyada belirleyici medeniyet olarak devam edecektir.

          Dördüncü devre, 1699 yılından 20. Yüzyılın son çeyreğine kadar devam eden, İslam toplumlarının Batılı icat ve buluşları karşısında yaşadıkları şaşkınlık devresi.

         Beşinci devre, devam etmekte olup uyanış ve yeniden güçlenme devridir. Görünen ve yapılan analizler Müslümanların 2050 yılından itibaren tekrar küresel güç olacağını göstermektedir.

          İslam, insanlığın üzerine güneş gibi doğarak, insanların Allah katında ve kanun karşısında eşit muameleye tabi tutulacağını yeniden hatırlatmış ve yedi yüz yıl üç kıtada mutluluk kaynağı olmuştur. Moğolların resmi dini olan Şamanizm, İslam’ın yayılışına engel olamayınca, 1258 yılında Moğol İmparatoru Cengiz Han’ın, Bağdat’ı yakıp yıkmakla görevlendirdiği torunu Hülagü’nun dünyayı tarumar eden saldırılarından İslam’ın ilim ve medeniyet merkezleri olan şehirler de etkilendi. On binlerce insan katledildi, ibadethaneler harap hale getirildi, kütüphaneler talana uğratıldı, kitaplar nehirlere atıldı. Keza Batı’da da Latinler Endülüs Devletini tarumar ettiler. İber Yarımadası terk edildi. Moğol ve Latin istilalarından sonra doğu’da Şihabuddin Sühreverdi Maktul’ün bilginin kaynağı olan akıl yürütmeye dayalı eklektik felsefesinin diğer adı olan İşrakilik ekolü, Batı’da ise İbni Arabi’nin (ö. 1240) Vahdet-i vücutçuluk akımları gelişti. Bu iki ekolün de ortak noktası; akıl dışında hadis, sezgi, ilham ve keşif gibi içsel kaynaklara dayanmasıdır. Bu arada Şah Veliyullah Dehlevi’nin Hint alt kıtasındaki Kur’an ve sünnet merkezli anlayışını da anmak gerekir. Her geçen gün İslam düşünce alanı genişledi.

          Osmanlı Devleti, yaşadığı dönemin (1299-1920) 400 yılında dünyanın süper devleti olmuş,  adeta Müslümanların genel bir şemsiyesi ve dünya mazlumlarının sığınma merkezi haline gelmiştir. 18.yy’a kadar Batı, Osmanlı’yı kıskançlık içerisinde fakat gizli bir hayranlıkla izlemiştir. 18. yüzyılla birlikte tekrar bir inkıraz dönemi başlamış, 1789 Fransız İhtilalının empoze ettiği etno-seküler milliyetçilik akımları, 1803 tarihinden sonra Osmanlı içerisinde yıkıcı bir rol oynayarak daha az "peygamberane" ve daha fazla "siyasi" yönetimler yüzünden ülke kısa zaman sonra parçalanmıştır.

         20.asrın son çeyreğinden itibaren Müslümanlar fiili tevekkül yolunu tekrar hatırladıkları için üçüncü sıçrama dönemi başlamıştır. Dünyadaki tink-tank kuruluşlarının yaptıkları analizlerde 2050 yılında oluşacak yeni büyük güçler; Türkiye, Polonya, Japonya ve ABD olarak belirtilmektedir.

         “Roma hukukunun gözleri bağlı tanrıçası artık bu ülkenin insanına sevimli gelmemektedir.”

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X