Advert
HACI HULUSİ YAHYAGİL
Nevzat ÜLGER

HACI HULUSİ YAHYAGİL

Bu içerik 1977 kez okundu.

     Elazığlılar onu Hacı Hulusi Bey olarak tanırlar. Nurcular ise onu Hulusi Abi  olarak anarlar. O Albaylıktan emekli “Hacı Hulusi Yahyagil” olarak da bilinir. Üstad için o nurların birinci talebesidir. Zaten 1957 yılındaki altıncı görüşmelerinde Üstad ona; “Kardaşım, sen önce çekirdektin şimdi ağaç oldun” diyerek iltifat edecekti.

       Elazığlı olup Hacı Hulusi Beyi bilmeyen olmadığı gibi risale-i nur talebelerinden de “Hacı Abi”yi tanımayan yoktur zannederim.

     Bu ülkede yaşayıp da “Risale-i Nur” külliyatını en azından duymayan da yoktur herhalde. Cumhuriyet döneminde ortaya çıkan en kalıcı eserlerden birkaçı; Elmalılı Hamdi Yazır’ın “Hak Dini, Kur’an Dili”, Kamil Miras’ın tamamladığı “Tecrid-i Sarih- Sahih-i Buhari”, Hasan Basri Çantay’ın “”Kur’an-ı Hakim ve Meal-i Alisi”, Bediüzzaman Said-i Nursi’nin “Risale-i Nur Külliyatı” ve belki bir iki daha.

     Risale-i Nur Külliyatı dört ana eser ile bu eserlerle irtibatlı risaleden meydana gelmektedir. Dört ana eser: 1- Sözler 2- Mektubat 3- Lemalar 4- Şualar.

     Bu eserlerden biri olan “Mektubat” otuz üç mektupla bunlara verilmiş cevap ve şerhleri ihtiva etmektedir. Günümüz insanı birçok sorusuna cevap bulabilir bu kitapta. İşte bu “Mektubat” isimli kitabın büyük bölümü Hulusi Bey’in mektuplarına Üstad tarafından verilen cevaplardır.

     Risale-i Nurların müellifi Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretleri, Hulusi Bey’e çok önem verir, onu yeğeni Abdulmecid Nursi’nin yerine koyarak birinci talebesi olarak kabul ettiğini hem kitaplarında hem de özel mektuplarında belirtir.

     Hacı Hulusi Bey 1896 yılının Ramazan ayının birinci günü Elazığ/Kesrik’te dünyaya gelir. Askeri Rüştiyeyi o günkü ismiyle Elaziz’de, İdadiyi Erzincan’da ve lise kısmını da Kuleli’de okur. Harbiye’ye devam ederken Birinci Dünya Harbi başlar. Harbe iştirak eder, harpte zabit (subay) vekili olur. Çanakkale Harbi’ne katılır. Anafartalarda Conk Bayırı’nda yaralanır ve “Gazi” olur. Harpten sonra 1922 yılında tekrar okula başlar ve subay olarak okulu bitirir. 

     Yıl 1928. Hulusi Bey “Eğirdir Dağ Talimgâh Muallimliği”ne tayin edilir. Bu esnada kendisi yüzbaşıdır. 1925 yılından beri ismini çok duyduğu Üstad Bediüzzaman da mecburi ikametle (sürgün olarak) Isparta/Barla’da bulunmaktadır. Hulusi Bey onu “şeyh” olarak bilmekte, yani sürgün edildiğine göre şeyh olmalıdır diye düşünmektedir. Gidip hem görmek hem de belki tasavvufi olarak ders almak ister ve üç arkadaşı ile birlikte ziyarete giderler. Üstad onları kabul eder ve içeri girerler. Daha kapıda iken Üstad, Hulusi Bey’in kolundan tutar ve “Kardaşım ben şeyh değilim, hocayı, imamım. İmam Gazali gibi, İmam Rabbani gibi imamım” der. Ziyaretten sona ererken Üstad ona; “uzaklığın alameti olan mektuplaşmak âdetim değildir. Fakat sen yaz” der. İşte o mektuplaşmalar “Mektubat”ın tuluuna vesile olur.

     Karıncayı emirsiz, arıyı ya’subsuz bırakmayan Kudret-i ezeliye, elbette beşeri nebisiz ve velisiz bırakmaz.  Hulusi Bey daha sonra Üstad için, “bu zatın vücudu sırf kur’an ve iman hesabınadır” diyecektir.

     Mektuplardan birinde Hulusi Bey, Üstad’a kendilerinin hem ahret kardeşi, hem hizmetkâr, Kur’an’ın beyanıyla hem Ashab-ı Kehf gibi musahip, hem talebe olduklarını söylemektedir. Malum Kehf Suresi’nde üç önemli husus vardır: 1- Ashab-ı Kehf (Mağara ve çile dönemi) 2- Hz. Musa ve Hızır kıssası. (Esrar dönemi, dünya olaylarının anlaşılma ve strateji geliştirme dönemi) 3- Zülkarneyn olayı. (Çağını tam kavrayanların dünya ile hesaplaşma dönemi) Hulusi Bey’in benzetmesi çok ince ve büyük makama arz niteliğindedir.

     Hulusi Bey 4. mektuptan bahsederken Nakşî Tarikatının “Der Tarık-i Nakşibendi; lazım amed çarı terk, /Terk-i dünya, terk-i ukba, terk-i hesti, terki terk” yani dünyayı, ahreti, kendini ve bu üçünü terki terk kaidesine nazire olarak Üstad dört prensip ileri sürer diyor: “Der tarik-i acz-i mendi lazım amed çarı çiz, / Fakr-ı mutlak, acz-i mutlak, şükr-ü mutlak, şevk-i mutlak ey aziz.”

     Hacı Hulusi Bey uzun yazılara konu edilecek Allah dostlarındandır. O, 26 Temmuz 1986 günü hakkın rahmetine kavuşmuştur. Nur içinde yatsın. Hacı Hulusi Bey yalnız zabit olduğu için ya da zabit oğlu olduğu için değil, Bediüzzaman’a ve Rsale-i Nur’a talebe olduğu için önemlidir. Kur’an’a talebe olduğu için önemlidir. Risale-i Nurları yazdığı, okuduğu ve okuttuğu için önemlidir. Ruhu şad olsun.   

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X