Advert
TASAVVUF MİSTİSİZME DÖNÜŞMESİN
Nevzat ÜLGER

TASAVVUF MİSTİSİZME DÖNÜŞMESİN

Bu içerik 1981 kez okundu.

        Buhran içindeki dünyanın büyük bir bölümünde insanların aç ruhlarına, Doğu mistisizmi servis yapılıyor. Batılılara, serbest cinselliği cazip bir mal gibi pazarlayan her şeyi mübah gören ibahiye felsefesi pazarlanıyor. Kendisine egzotik eğlence arayan Batı'nın tatminsiz ruhları da, yine onun Hindistan'da kurduğu serbest çiftleşme haralarına yönlendiriliyor. Bunu yaparken de içine biraz “mistik” hava katılıyor elbette. Biraz da guruların kontrolünde yaptırılarak mistik bir hava veriliyor.                                                 

         Batılı yazarlar, insanları İslam’dan uzak tutmak için Doğu mistisizmini pazarlama yarışında. Tam bir tüketim ekonomisi anlayışı.  Batılılar, her değeri olduğu gibi bunları da ticarete elverişli bir nesne haline getiriyor. “Batı aklı araç olmaktan çıkarıp tanrılaştırarak "akıllılığın" değil "akılcılığın temsilciliğini yaparken İslam ise insanlığın "akleden kalbi" durumuna devam ediyor.”

         Batı sözün gücüne değil, sesin gücüne inanmış. Şamata uygarlığı. Doğu, tam tersine daha çok sükutu seçmiş. İslam bu iki aşırılık arasında orta yolu takip ediyor.

        Son yıllarda ülkemizde de, Batı'dakine benzer bir Doğu mistisizmi modası yaygınlaştırılıyor. Kendi yaşadığı Doğu'ya bile Batı'nın gözlüğüyle bakan, İslam’a yabancı azınlık kendi geleneklerine bile oryantalist gözüyle bakıyor.

         Ömründe alnı secdeye gitmemiş kart karı-kocalar yoga kuyruğuna giriyor. Tekkelerin kapanmasını, şeyhlerin asılmasını yeni dininin amentüsü olarak gören bu insanlar, beş yıldızlı otellerde Hint gurularının ayaklarını yıkayıp önünde secdeye kapandıklarına televizyonların canlı yayınlarında şahit oluyoruz. Ömründe hacca gitmeyi düşünmemiş olan modernleşmiş sınıflar arasından, konfiçyus-brahman tapınaklarını komşu kapısı haline getirenler çıkıyor. Bu gurupların medyadaki uzantıları da, bu işe çanak tutup tellallığını yapıyor. Serbest sevişme haraları onlar için sıklıkça ziyaret ettikleri mekanlar haline gelmiş.

        Dünyevileşmenin ve yabancılaşmanın tavan yaptığı dönemler, mistik ve ahlakçı yönelişlerin çıkış noktasını teşkil etmiştir. Bizim tarihimizde de 1258 sonrası böyle değil mi? Ancak İslam tasavvufunun muhtevası olan "tasavvufi hayat/irfan", vahiyle yaşıttır. Fikir, zikir, şükür gibi temel kavramlar etrafında şekillenen İslam tasavvufu Allah Rasulü'nün hayatından alınmıştır.

       Tarihte gerçekleşene benzer bir tepki günümüzde de var. Yani, modern dünyevileşme karşısında insanlar sığınak arıyorlar. Batı, her arayışı olduğu gibi bu arayışı da sahte adresler göstererek saptırma gayreti içinde. İşte “mistisizmin” bilinçli bir biçimde topluma pompalanmasının asıl sebep bu.

        20. yüzyılın ikinci yarısından sonra Batı'da ve ABD'de en hızlı yayılan din İslam’dır. Zaten korku da buradan geliyor. Ruh açlığı çeken Batılı insanı, adına mistik etiketler yapıştırılan Hinduizmle oyalanıyor. Bir yanlıştan diğerine savruluyorlar.

         Aynı oyun vahyi dinle ilişkisini kesen, seküler dindarlar eliyle bu ülkede de yapılıyor. Batı'da İslam en hızlı yayılan din olsun da, bu ülke bundan nasibini almasın mı? Fakat Batı'daki saptırıcıların yerli uzantıları, içerdeki bu gelişmeyi Hint mistisizmine benzeterek cazip hale getirmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Hazcılıktan yarınını düşünmeden gününü yaşamaya kadar, o da olmazsa İslam'dan sapmış çizgi dışı meşrep ve akımlara kadar her yol deneniyor.  

           Mistisizmi tecrübe ve doktrin olarak mukayeseli biçimde inceleyen birçok Batılı müellif çalışmalarında “ mysticism, sufism” gibi terimlerle ifade ettikleri İslâm tasavvufunu da maalesef bu genel çerçeve içinde değerlendirmiştir. Bunun yanı sıra Batı dillerinde mistisizm terimi kullanılarak doğrudan doğruya İslâm tasavvufu hakkında çok sayıda çalışma yapılmıştır. Zaten oryantalizm de böyle bir şey değil mi? İslâm mistisizmi hakkında özellikle şarkiyatçı bakış açısına sahip olanlar, tasavvufun İslâm dışı kaynaklardan etkilendiği şeklindeki açıklamaları sık sık gündeme getirmişlerdir. Ancak mesele şarkiyatçılar açısından tam bir sonuca ulaştırılamamış, bir uzlaşma sağlanamamıştır.

         Toplumsal karşılığı ve etkisi ne olursa olsun bu hareketin de fer’i bir oluşum olduğu unutulmamalıdır. Bundan dolayı da bazı alimler tasavvuf ile tarikatı ayrı ayrı ele almaktadırlar.

         Kendi geleneksel temsilcileri açısından İslâm tasavvufu tamamen nebevî kaynağa bağlanmaktadır. Kaynaklar bu konuyu anlatacak ve anlaşılmasını sağlayacak kadar yeterlidir.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X